Bana anne dedi! | Çiçek Akyol

Çiçek Akyol

Avrupa El Ele Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

10.01.2017 - 21:03
1026
17
Yazı Boyutu:    


Çocuklar anlaşılmamaktan, aileler derdini anlatamamaktan şikayetçi. İki taraf da birbirini çok seviyor. Belki bu yüzden en çok zararı en çok sevdiklerimize veriyoruz. Kıyamıyoruz, çocuklarımızın her istediği en iyi şekilde olsun derken, sevgideki ayarsızlığımız yüzünden kötülüğümüz dokunuyor.

Aramıza köprü kurmuyoruz. Hep yapma-etme gibi olumsuz eklerle setler örüyoruz. Çocuğumuzun yapısını göz ardı edip, ısrarla geleneksel tutumlarımızı sürdürüyoruz. Bize anne dedi diye ona sahiplik duygusu beslemeye başlıyoruz. Çocuğumuz bize ait bir eşya değil o da bir birey. Bir insanın kendisini bile değiştirmesi bu kadar zorken başkasını değiştirmeye çalışıyoruz. Olmak istediği kişi değil de, bizim hayalimizdeki kişi olması için çabalayıp duruyoruz. 
Onun duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını görmezden geliyoruz. Zannediyoruz ki fiziksel temel ihtiyaçlarının karşılanması mutlu olmaları için yeterlidir. Israrcı tutumlarımızın bize ve çocuklarımıza ne kadar zarar verdiğini yıllar sonra fark ediyoruz. Bir de bakıyoruz ki kendine ve topluma güvensiz bireyler var karşımızda. 
Özgüven yoksunu, hayatla barışık olmayan, mutsuz çocuklar yetiştirmişiz. İşte bunu fark ettiğimiz zaman derin düşüncelere dalıyoruz. Kendi elimizle ve sevgimizle zarar verdiğimiz sanat eserini onarmaya başlıyoruz. Bu çok zahmetli ve zaman alıcı oluyor. Ve ne yazık ki her zaman iyi sonuçlanamıyor. 
Çocuğumuz kaç yaşında olursa olsun hep bizim çocuğumuz olarak kalacak. Ve çocuğumuzun doğumuyla başlayan hiç bitmeyecek bu yolculuğu keyifli bir hale getirmek için uğraşmalıyız. Önemli olan bu yolculukta birlikte gelişip büyümek. Onları büyütürken kenarda durup seyretmemeliyiz. Çünkü bir taraf büyüyüp gelişirken diğer taraf sabitliğini korursa iletişimde ciddi sorunlar yaşanır. Sevgi tek başına her zaman ve her koşulda yeterli değildir. 
Hep birlikte gelişmeli, birbirimizi tanımalı, tamamlamalı, birbirimize saygı duymalı ve destek olmalıyız. Ve ona birey olma fırsatını vermeliyiz. Onunla birlikte büyürken onun birey olabilme özgürlüğünü tatmasını sağlamalıyız. Her fırsatta yapma-etme demek, onun tutuk bir birey olmasına neden olacaktır. Sürekli bağırıp ceza ile susturmak ise toplumda sindirilmiş bir birey olmasına yol açacaktır. Tek başına bir iş başarabilmenin tadına varamayacaktır. 
Zaman zaman ‘ben yanında olmazsam çocuğum hangi sorunlarla başa çıkabilir?’ sorusunu kendimize sormalıyız. Tamamen kendimize bağımlı bireyler durumuna düşürmemeliyiz. Çocuğumuza öğretmek istediklerimizi her zaman doğrudan anlatarak veremeyiz, vermemeliyiz de zaten. Bu gibi durumlarda masallar, çizgi filmler, küçük öyküler, oyunlar ve oyuncaklar imdadımıza yetişir. Masallar çocuğumuzun dünyasında çok önemlidir. Masal anlatırken bir etkileşim vardır, ona aitsiniz o an. 
Sesimiz, nefesimiz, zamanımız onun için çok değerlidir. Hem fiziksel hem de duygusal etkileşim içinde oluruz. Masal anlatırken hem istediğimiz mesajı veririz, hem de çocuğumuzla zaman geçirmiş oluruz. Tabi her zaman masal anlatan taraf olmamalıyız. Çocuğumuza da bize masal anlatması için fırsat vermeliyiz. Çünkü nasıl biz masalla mesaj veriyorsak, o da masal yoluyla bize mesaj verecektir.

Hayal dünyası zengin, kendi kendisine yetebilen, birey olabilme özgürlüğünün tadına varmış, yüreği sevgi dolu çocuklar yetiştiren annelerin sayısının artması dileğiyle…



Üye Ol



Üye Girişi