Emekçi kadın olmak | Ferzan Sarpkaya

Ferzan Sarpkaya

köşe yazarı

08.03.2017 - 00:34
339
11
Yazı Boyutu:    
Türkçe'ye kadın kelimesi, Soğdca'daki ?waten sözcüğünden önce katun olarak sonra ise ses değişimine uğrayarak kadın ve hatun olarak iki farklı şekilde girmiştir.
 
İnsanlık tarihinde kadınların yerinin araştırılması İngilizce kelime olan ve History kavramına analoji olarak Herstory diye kavramsallaştırılan araştırma alanı, tarih bilimin ve cinsiyet araştırmalarının bir alanıdır. Kadın tarihi araştırması feminist bir yaklaşımla olabilir; fakat zorunlu değildir.

Araştırma alanları, 1970’li yıllarda diğer kadın araştırma alanları gibi, güçlenen ikinci dalga kadın hareketlerinin bir sonucu olarak ilk defa ABD’de Women’s History adı altında ortaya çıkmıştır. Mary Ritter Beard gibi isimler öncü olarak görülmüştür. Tarihçiler kadınları, topluluk ama aynı zamanda geleneksel tarih yazımında hiç ön planda olmayan bireyler olarak saptamışlardır.

Kadın tarihi araştırmaları bir taraftan kadınların durumunu kültürel kalkınma sürecinde, farklı toplumlarda ya da cinsiyetlerin birbiri ile olan ilişkisi gibi belirli alanlarda kadının başarısını ele almaktadır. Konular ise; cadı olduğu sanılan kadınların takibi, tarihsel anaerkillik araştırmaları, (tıp, teknik, mimarlık gibi) bazı bilim alanlarındaki kadınların katkısının araştırılması, Ortaçağ’daki kadınlar, Yeniçağ öncesindeki Querelle des femmes ve kadın hareketlerinin tarihidir.

1980’li yıllardan itibaren kadın tarihinin durumu daha kapsamlı olarak cinsiyet tarihinin bir parçası olarak tartışılmıştır. Kadın tarihi, eleştirel erkek tarihinin ön koşulu olmuştur. Kadın tarihinin araştırma sonuçları diğer tarih araştırmalarının alanları gibi bu zamana kadar okullarda verilen tarih derslerinde sınırlı bir şekilde yer almıştır
 
Kadının dekolte giyim, makyaj ve sair unsurlarla erkekleri cezbedişini doğru bulmayan ve bu cazibeyi kadının başına gelebilecek cinsel taciz ve tecavüzü makul gösterecek bir neden olarak kabul eden erkek davranışı klinik bir vakadır. Bu davranışta, kadının cezbetme gücünü şiddetli kıskanma duyguları yer almaktadır.

Bu durum "latent homosexuality" denilen gizli eşcinselliğin en belirgin özelliğidir. Özellikle kapalı ve muhafazakar toplumlarda yetişen ve kendileri bizzat taciz ve tecavüze uğrayan erkeklerin ileri yaşlarda bu klinik bulguları göstererek kadınların cazibesini aşağılamaları yaygındır.
Prof. H. Melton,
Purdue Üniversitesi, Psikoloji

İRAN’DA ÖZGÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE’DE ESARETİ SAVUNAN KADINLAR

İran Şahını göndermek adına mollalarla ittifak yapan ve neredeyse onbinlercesi idam edilen, sakat kalan, yüzlerine kezzap atılan, sokaklarda alenen dövülen kadınların yıllar sonra aklı başına geldi ama artık kadar geç ki!

Çünkü Modern İran’a dönmek, o hakları ve gelişmişliği elde etmek neredeyse imkânsız… 

Mücadele etmeden özgürlüğünü kazanan, İsviçre ve birçok Batı Avrupalıdan önce seçme-seçilme hakkı verilen bizim kadınlarımız ise “kadın insan mıdır” ikliminin hâkim olduğu rejimlere öykünüyor, gönüllü kölelik istiyor ve gerçekten çıldırtıyor!
 
Batman Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Selma Yıldırım, kentte 160’ı eşi tarafından olmak üzere 362 kadının şiddet gördüğü gerekçesiyle adli mercilere başvurduğunu belirtti.

Şiddetin genellikle aile içinde yaşandığını ve aile içi şiddetin çok fazla dillendirilemeyen bir konu olduğunu anlatan Yıldırım, şunları söyledi:
“Dile getirildiği takdirde kadın yalnız bırakılıyor. Aile tarafından ve toplum tarafından dışlanma korkusu yaşadığından şiddete uğrayan kadınlar bu tür vakaları dile getirme konusunda çekingen davranıyorlar. Yani kadınlar kendilerini güvende hissetmiyor. Burada bizim rolümüz kadınların korkmadan, kendi haklarını savunmalarına destek olmak ve onları motive etmektir. Hukuk kuraları kadınlara son yıllarda pozitif ayrımcılık tanımaya başladı. Kadınlar ne yazık ki bu konuda yeteri kadar bilinçli değil. Hukuk kuralları toplumdaki herkes için vardır. Ama kişiler bunun farkında olamayabiliyor. Bilinçsiz olan bireyler şiddete veya hakarete uğradıklarında susma yoluna gidebilmektedir. Bu noktada Kadın Hakları Komisyonun öncelikli görevi kadınları bilinçlendirmek oluyor. Bazı durumlarda hakarete uğrayan bilinçli kadınların bile susma yoluna gitmesinin sebepleri olabiliyor. Bunlar ekonomik anlamda güçsüz olmak, toplumdan dışlanmak ve yalnız bırakılmak korkuları olabiliyor. Medya bazı durumlarda haberleri yanlış verebiliyor. Medya bu konuda hassas davranmalıdır. Medya ‘Gecenin bir vakti sokakta yürüyen kadın öldürüldü, taciz edildi’ gibi bir haber dili kullandığında kadın bile kadını suçlayabiliyor. Bu konuda medyaya çok iş düşmekte ve daha dikkatli olunması gerekmektedir” dedi. 

Kadın karşıtı cinsiyetçilik ile karşılaştırıldığında kadın düşmanlığı (misogyny), genelde erkeklerde görülen kadın karşıtlığı olduğu gibi bazı kadınlarda da buna ilişkin görüşler görülebilmektedir.

Feminist teoride kadın düşmanlığı, erkeklerin kadını ikinci plana attığı düşünülen ırkçılık veya Yahudi-karşıtlığına benzer politik bir ideoloji olarak değerlendirilir.

Ruhsal bir bozukluktan ileri gelebileceği gibi, sıklıkla bireyin çocukluktaki yaşantılarından, bunların özellikle anne ve babaya ilişkin olanlarından kaynaklanır. Gerek erkeklerde, gerekse kadınlarda görülebilir. Anne ve babanın Oedipus kompleksi dönemini yaşayan çocuklar karşısında takındıkları yanlış tutum, sergiledikleri yanlış davranış böyle bir duruma neden olabilir.

Kimi babaların kız evlatlarına karşı aşağılayıcı, küçümser davranışı, erkek evladın kız evlada üstün tutulması da böyle bir tutumu doğuran etkenler arasındadır. Kadın düşmanlığı bazen, tüm dişisel nesnelere düşman gözüyle bakacak kadar aşırı boyuta varabilir.

Örneğin çocuğun gözünü annenin iğdişle korkutması, kadınlara karşı böyle bir düşmanlığa neden olabilir. (Oedipus kompleksi'nin olumsuz yanı)

Kadın olmanın getirdiği zorluklara bir de göç olgusu eklendiğinde kadınların sırtına taşıması güç bir yük daha ekleniyor. Savaştan ve ölümden kaçan kadınlar zorunlu çıktıkları göç yollarında ciddi travmatik durumlarla karşılaşıyor. Kadınlar tacize ve tecavüze uğruyor, şiddete maruz bırakılıyor ve bazıları bu yolculukta hayatlarını kaybediyorlar. Bir ülkeye sığınmayı başaran kadınlar için ise geçim sıkıntısı ve ırkçılık boyutu ortaya çıkıyor.

Güneydoğu’daki kamplarda özellikle duyuyoruz. Doğrudur, çünkü genç kadınlar bir aile arayışı ya da karınlarını doyurma ihtiyacı içinde böyle bir duruma mecbur kalmış olabilirler. Ankara’daki grupta çok eşliliğe pek rastlamadık ama çocuk yaşta evlilik var. Çocuk yaşta gebe olarak gelenler de var.
Göçmen kadınların doğumlarının hepsinin sağlık kuruluşlarında yapıldığını söylememiz mümkün değil. Bugün sayısını tam bilmiyoruz ama Türkiye’de 200 bin vatansız çocuk doğduğu söyleniyor. Bu çocuklar ne Türkiye ne Suriye vatandaşı…

 DBP’li Diyarbakır Kayapınar  Belediyesine  kayyum atandıktan sonra ilk işi kadın işçileri işten çıkarmak olan  Kayapınar Belediyesi İlçe Kaymakamı Mustafa Kılıç, ilçeye 8 Mart ile ilgili bilboardlar astırdı. Ardından ikiyüzlülük
Bilboardlara kayyum Mustafa Kılıç’ın imzasıyla  “Kadın annedir, umuttur, işçidir, melektir, aşçıdır, doktordur, sevgilidir, avukattır, hasrettir, cefakardır, mühendistir, edeptir, kutsaldır, merhamettir, cepheye mermi taşıyandır, ihanete dur diyendir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun” yazılı mesaj asıldı.

Diyarbakır Kayapınar  Belediyesine atanan kayyumun ilk icraatı Ekin Ceren Kadın Dayanışma Merkezi’ni kapatmak ve kadın çalışanları işten çıkarmak olmuştu. 

Her şey kadın üzerinden en çok da siyaset..

Fethullah Gülen’in TSK’da kontrol ettiği kadın subay, astsubay ve sivil kadın memurlara türban takmaları talimatı verdiği öğrenildi.

 Aydınlık’ın Fetullah Gülen’e yakın kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde türban takılmasının serbestleştirilmesi sonrasında ABD’de bulunan Gülen, elemanlarını korumak için hemen harekete geçti. Gülen, TSK’da kontrolünde bulunan kadın subay, astsubay ve sivil kadın memurlara hemen türban takmaları talimatı verdi. Gülen’in TSK’daki kadın örgüt elemanlarını korumak için bu yolu seçtiğini kaydeden Gülen’e yakın kaynaklar, “Gülen bu dönemde birinci hedef olarak örgütün gizli kadrolarını korumayı seçmiş durumda. Gizli örgüt elemanlarının açığa çıkarılıp tasfiye edilmemesi için her yolu deniyor” dedi.

28 Şubat döneminde FETÖ ile mücadelede görev almış emekli bir emniyet müdürü, Gülen’in Türk Silahlı Kuvvetler içindeki kadın elemanlarına “türban takın” talimatını Aydınlık’a değerlendirdi.

Gülen’in geçmişte kadrolarını gizlemek ve korumak için tam tersi bir taktik izlediğini vurgulayan emniyet müdürü şunları söyledi: 

O günlerde FETÖ hedefteydi. MGK kararlarında açıkça ifade edilmişti. Gülen hemen harekete geçti. FETÖ’cü ablalara, örgütün kadın kadrolarına ‘Başörtüsü şart değil, açık giyinmek serbest, böyle durumlarda günahı yok’ fetvası verdi. Erkeklere de ‘İçki için, içkili mekanlarda bulunun, Cuma günleri namaz saatlerinde herkesin göreceği yerde yemeğe gidin. Çapkınlık yapın’ telkininde bulundu. Tek amaç örgütünü korumaktı. Özellikle devlet içinde yol almaktı. 2002’de AKP iktidara gelince AKP’ye sığındı. Mağdur edebiyatını da öne çıkararak kritik yerlere emniyete, yargıya, çok gizli bir çalışmayla TSK’ya yerleşti. TSK’da yükselmesinde Ergenekon, Balyoz tertipleri büyük rol oynadı. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ı da ikna ederek amacına ulaşmaya çalıştı. 15 Temmuz’a kadar geldiler. Şimdi zor duruma düşünce iktidarın kararlarını kendi hesaplarına kullanmaya çabasındalar. Tek amaçları ayakta kalmak.

Türbanla her yere girilsin, türbanlı hakim olsun, türbanlı doktor olsun, türbanlı öğretmen olsun" diye bağırsam beni alkışlayıp ne kadar demokrat bir insan olduğumu söyleyerek beni övecek tipler, 5 dakika sonra "kadınlar imam da olabilsin, ...türbanlı kadınlar da camiye girebilsin" diye bağırdığımda beni döver. kafasında türban, elinde imamlık diploması olmasına rağmen imam olmasını savunan tek bir erkek yoktur. kafasında türban ile her yere girmek için ortada dolaşmasına ve büyük destek görmesine rağmen inancının merkezi olan camilere sokulmayışını sorgulayamamaktadır.

 Ortada özgürlük, din ve vicdan, hak hukuk diye TÜRBANLA dolaşan kadınlar . bu bariz çelişkiyi gördüklerinde türbanlarını EŞARPLA  değiştirdiklerinde kendileri. olduklarında gerçek özgürlüklerine kavuşacaklardır.  

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi. 

EMEKÇİ  KADIN OLMAK...KENDİN OLMAK...
 
 
 

Üye Ol



Üye Girişi