Kızlar size bir sorum var. Bizde bir sorun mu var? | Kayısı Kurusu
05.12.2015 - 14:12
2346
15
Yazı Boyutu:    

Bir insanı deliler gibi sevebiliyorken bir diğerini daha nizami sevebiliyor olmamızın ve dahası o deliler gibi sevdiğimiz insanın mütemadiyen öküz olarak tabir ettiğimiz cins çıkmasının bir izahını bulabildiniz mi? Ben bulamadım. Mazoşist miyiz acaba diyorum bazen. Orada gül gibi ilgili alakalı kaşı gözü işi dişi düzgün adamlar dururken nasıl oluyor da istinasız bir şekilde hep canımızı yakan tiplerin peşinde perperişan oluyoruz. Okumakta olduğunuz bu yazı size bu gidişatın çözümüne dair şahane bir formül sunmayacak belki ama bittiğinde yalnız olmadığınızı anlayacaksınız.

Genelde hikâye çok bildik bir senaryo ile başlıyor. Etrafınızda sizi tanıyan ve bilen, sizinle birlikte olmak için can atan bir tip beliriyor. Bu kişinin ilgisi zamanla sizin de hoşunuza gitmeye başlıyor. Olabilir mi acaba derken beyefendi (şimdilik) tüm silahlarını üzerinize çeviriyor ve başınızı döndürüp aklınızı başınızdan alıyor, hoooop bir bakmışsınız âşıksınız, bir bakmışsınız yatakta evlilik hayallerine dalmışsınız.(yatakta derken güzel ve anlamlı bir sevişme sonrası-tabii bu tanım sizin için geçerli, beyefendi elde ettiği skorla yeşil sahaların tozunu dumanını attırdı az önce o küçük dağları ben yarattım diyen egosuyla)


Peki, sonra ne oluyor? Hikâye yine bildik bir sona doğru meyil etmeye başlıyor. O sizinle birlikte olmak için can atan beyefendi, önce aramalarını azaltıyor, sonra buluşmaları kesiyor en sonunda da “sen muhteşem birisin, ultra iyisin (iyiliğimiz batsın da kurtulalım!) ama ben ıssız adamım canım benim” palavraları ile karşınıza geçiyor. Çünkü gerçekten öyleler, gerçekten ıssız adamlar. Ve bu adamları biz yarattık. Onların egolarını okşadık, onları dünyamızın merkezine aldık, yücelttik, onlar kaçtıkça kovaladık. Yeri geldi, kaçmalarının sebebini bile kendimizde aradık. “Bizde bir sorun mu var acaba?” dedik dertleşirken birbirimize. Vardı çünkü ve cevabı içten içe biliyorduk.

Hiç unutmam üniversite yıllarında aldığım derslerden birinde bir Doçent hocamız sınıfa girer girmez herkes önündeki kâğıda hayatta en değer verdiği üç kişinin adını yazsın demişti. Hepimizin ilk üç sıralaması farklı olmakla birlikte listede yer alan kimlikler (anne, baba, kardeş, sevgili) aşağı yukarı aynıydı. Beş dakika sonra Doçent şimdi yazdıklarınıza bakın. İçinizden herhangi biri kendini ilk sıraya koydu mu? dedi. Kimseden çıt çıkmadı.

Sanırım hala çıtımız çıkmıyor. Çünkü hala listenin başına kendimizi koymamız gerektiğinin farkına varamadık. Hayatta kendimizden daha değerli bir şey yok ve biz bunu idrak ettiğimiz gün ıssız adamları ıssız adalarında ıssız hayatlarıyla baş başa bırakıp sevmeye kendimizden başlayacağız.


Üye Ol



Üye Girişi