Memento Mori | Ferzan Sarpkaya

Ferzan Sarpkaya

Köşe Yazarı

10.12.2016 - 02:37
790
9
Yazı Boyutu:    
21. YÜZYILDA; insan haklarının gerçekleştirilmesi için devlet özellikle de ulus devlet, görevlerini etkili kılmaya büyük bir özen göstermelidir. Yurttaş ise insan haklarına olan sahiplenmeyi her zaman sürdürmelidir. Çünkü, İnsan hakları, ilgisiz suskun ve katılımsız insan türünün bir ürünü değil, aksine tepki gösteren, gerçekleri ve inandıklarını açıkça söyleyebilen ve toplumsal yaşamın her aşamasına katılarak etkinlik gösterebilen aktif insan türünün bir ürünüdür(Çeçen,1995:242).

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İngilizce: Universal Declaration of Human Rightsya da kısaca UDHR), Birleşmiş Milletller İnsan Hakları Komisyonu'nun Haziran 1948'de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948'deBM Genel Kurulu'nun Paris'te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir Bildirinin imzalanmasındaII. Dünya Savaşı'ndan sonra devletlerin, bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması konusunda birleşmesi de etkili olmuştur.Eleanor Roosevelt bu bildiriyi "Bütün insanlık için bir Magna Carta(Magna Karta)" olarak tanımlamıştır. Bildirinin imzalandığı 10 Aralık, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanır;Eski devletlerin yönetim anlayışı baskıydı.Böyle giden bir işleyişe "dur" diyebilmek için 1215 yılında İngiltere Kralına kabul ettirilen bildirge, Magna Charte (Magna Karta) İnsan Hakları kavramının ilk belgesi sayılır. İnsan hakları konusunda yayınlanan bir diğer önemli bildirge, Amerika'da yayınlanan Bağımsızlık Bildirgesi'dir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi kavramlar, 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi'nden sonra yayınlanan "İnsan Hakları Bildirgesi"nde gerçek yerini alacaktı II. Dünya Savaşı'ndan sonra, devletler; bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması gerçeğinde birleştiler. Çünkü, insanlar özgür olmazlarsa savaşlar sürüp gidecek bu da uygarlıkların sonunu getirebilecekti. İnsanın değişimi ve gelişmesinin sonucunda 10 Aralık 1948 yılında yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi doğmuştur 
Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni ilk onaylayan ülkeler arasında yer ALMIŞ ve insan hakları konusundaki önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olmuştur ;İnsanın bu noktaya varmak için verdiği mücadelenin temelinde düşünülebilmesi yatıyor. İnsanı insan yapan en büyük değerlerden biridir düşünebilmek. Bu nedenle, özgürce düşünme hakkı, yaşama hakkından sonra gelen en önemli haklardan biridir. Böylesi hak ve özgürlükleri yaşayan bireylerden oluşan bir toplumda haksızlıklardan, eşitsizliklerden, adaletsizliklerden söz edilebilir mi? İnsan hakları ihlallerinden de.. İnsanın en önemli hakkı yaşama hakkıdır. Yaşama hakkını düşünme, eğitim-öğretim, çalışma, iletişim... haklarıdır. Tüm bunlar da eğitim hakkıyla beslenebilir.
;Anayasamız "Kimse eğitim ve öğretim hakkından mahrum bırakılamaz" denilmektedir
Millî Eğitim Temel Kanunumuz da bunu gerçekten desteklemekte midir?
İnsan hakları ve temel özgürlükler alanında diğer demokrasilerle aynı değer ve amaçları paylaşan Türkiye, insan hakları standartlarının en yüksek düzeye getirilmesi amacıyla ne gibi önemli adım atmıştır.?

İnsan Hakları:En başta yaşam ve özgürlük olmak üzere sağlık, eğitim, yiyecek, barınma ve toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere sağlığına ve esenliğine uygun bir yaşam düzeyine kavuşma; yasanın koruyuculuğundan eşit olarak yararlanma; Barışçıl amaçlar için toplanma ve dernek kurma; evlenme, mal ve mülk edinme; çalışma, işini seçme özgürlüğü; din, vicdan düşünce ve anlatma özgürlüğü hakları İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin temellerini oluşturur.İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına ,İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin insanlık vicdanını isyana sevkeden vahşiliklere sebep olmuş bulunmasına, dehşetten ve yoksulluktan kurtulmuş insanların, içinde söz ve inanma hürriyetlerine sahip olacakları bir dünyanın kurulması en yüksek amaçları olarak ilan edilmiş bulunmasına, İnsanin zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına,Uluslararasında dostça ilişkiler geliştirilmesini teşvik etmenin esaslı bir zaruret olmasına, Birleşmiş Milletler halklarının, Antlaşmada, insanın ana haklarına, insan şahsının haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan imanlarını bir kere daha ilan etmiş olmalarına ve sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir hürriyet içerisinde daha iyi hayat şartları kurmaya karar verdiklerini beyan etmiş bulunmalarına,Üye devletlerin, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile işbirliği ederek insan haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyada gerçekten saygı gösterilmesinin teminini taahhüt etmiş olmalarına,Bu haklar ve hürriyetlerin herkesçe aynı şekilde anlaşılmasının yukarıdaki taahhüdün yerine getirilmesi için son derece önemli bulunmasına göre Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İnsanlık topluluğunun bütün fertleriyle uzuvlarının bu beyannameyi daima göz önünde tutarak öğretim ve eğitim yoluyla bu haklar ve hürriyetlere saygıyı geliştirmeye, gittikçe artan milli ve milletlerarası tedbirlerle gerek bizzat üye devletler ahalisi gerekse bu devletlerin idaresi altındaki ülkeler ahalisi arasında bu hakların dünyaca fiilen tanınmasını ve tatbik edilmesini sağlamaya gayret etmeleri amacıyla bütün halklar ve milletler için ulaşılacak ortak ideal olarak işbu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ilan eder.

Türkiye’de insan haklarına olan gereksinim son 25 yıl içinde uygulanan ekonomik liberalizm yasalarıyla daha bir artmıştır. Hızlı özelleştirme, dışa açık korunmasız piyasa, istihdam yetersizliği, işsizlik, sosyal çözülme, gelir dağılımı adaletsizliği. Türkiye’nin siyasal tarihine göz atıldığında şu fark edilir. Dış faktörlerin yanı sıra, içsel demokrasi talepleri: işsizlik, yoksulluk, göç, siyasal çatışmalar gibi temel nedenlerden ötürü Türk demokrasisi dönem dönem kesintiye uğratılarak büyük gerileyişlere sahne olmaya devam etmektedir..

Türkiye demokrasisinin insan hakları sınavı 12 Eylül darbesinin insan hakları açısından sosyal sonuçları tarihin göz ardı edemeyeceği kadar büyüktür. Bu darbe sonrası 650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarından idam cezası verilenlerden 50’si asıldı. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin ‘işkenceden öldüğü’ belgelendi. 937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi ‘kaçarken’ vuruldu. 95 kişi ‘çatışmada’ öldü. 73 kişiye ‘doğal ölüm raporu’ verildi. 43 kişinin ‘intihar ettiği’ gerçeği. 


15 Temmuz 2016 – 15 Ekim 2016 arası yaşanan hak ihlalleri İHD merkez ve şubelerine ulaşan bilgiler, hükümet yetkililerinin açıklamaları ve basından elde edilen verilerle hazırlanmıştır.)

YAŞAM HAKKI İHLALERİ
15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde (Darbe kalkışması sürecinde) 67’sinin polis ve asker, 174’ünün ise sivil vatandaşlar olduğu 241 kişi darbeciler tarafından öldürüldüğü açıklandı. Yine darbeciler tarafından bu iki günde 2.144 kişinin saldırlar sonucu yaralandığı açıklandı.
Darbe kalkışmasının bastırılmasında 24 askerin öldürüldüğü hükümet tarafından açıklandı.

GÖZALTI VE TUTUKLAMALAR
27 Eylül 2016 tarihinde Adalet Bakanının yaptığı açıklamaya göre darbeye kalkışma ve akabinde Fetullah Gülen Örgütü’ne üye oldukları iddiası ile 70 bin 50 kişi hakkında adli işlem yapıldığı, bu kişilerden 58 bin 862 kişinin gözaltına alındığı, 31 bin 48 kişinin tutuklandığını açıkladı. Tutuklananların arasında 2 bin 385 hakim ve savcı, 6 bin 488 asker, 7 bin 16 emniyet mensubu bulunuyor. Adli kontrol kararı verilen şüphelilerin sayısı 22 bin 305 iken, 5 bin 509 kişi serbest kaldı, Tutuklananlardan 638 kişi tahliye edildi. 15 Ekim 2016 tarihinden beri aralıksız olarak gözaltı ve tutuklamalar devam ettiğinden dolayı darbe ve FT örgütü ile ilişkili oldukları iddiası nedeni ile tutuklu sayısının 35 binin üzerine çıktığını belirtebiliriz.
Bu süreçte toplumsal muhalefet gruplarına ve özellikle de HDP ve DBP üye ve yöneticilerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar ise aralıksız olarak sürmektedir. Bu konuda ayrıca açıklama yapılacaktır.
Gözaltına alınanların spor salonlarında çıplak ve ters kelepçe ile uzun süre bekletilmeleri, aç ve susuz bırakılmaları, darp edilmiş kişilerin görüntülerinin TV’lere servis edilmesi ve gösterilmesi işkence ve kötü muamele iddialarının oldukça güçlü olduğunu ortaya koymuştur. Ancak bu konuda etkili soruşturma açılmamıştır.
5 Ağustos 2016’da 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından kamu çalışanlarına yönelik başlatılan “FETÖ/PDY Örgütü Soruşturması” kapsamında 23 Temmuz 2016’da İstanbul’da gözaltına alınan Ümraniye Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin tarih öğretmeni Gökhan Açıkkolu’nun 14 gündür gözaltında tutulduğu İl Emniyet Müdürlüğü’nde kalp krizi geçirdiği iddia edildi. Hastaneye kaldırılan Gökhan Açıkkolu burada yaşamını yitirdi.

 CEZAEVLERİNDE ÖLÜM VE YARALANMALAR/İNTİHAR İDDİALARI
18 Temmuz 2016’da Şırnak’ın Uludere İlçesi’nde 2016 yılının Mart ayında düzenlenen operasyon sonucu “yasadışı örgüt üyesi olduğu” iddiasıyla tutuklanan ve Kalkandere (Rize) L Tipi Cezaevi’ne gönderilen DBP İlçe Örgütü yöneticisi Segvan Yaman’ın tutulduğu koğuşta intihar ettiği iddia edildi. 21 Temmuz’2016’da, Rize E Tipi Cezaevi’nde tutulan hasta mahpus Sekvan Yaman’ın 18 Temmuz tarihinde intihar ettiği iddialarına tepki gösteren ağabey Ekrem Yaman, kardeşinin vücudu ve boynunda gördüğü izlerin daha çok öldürüldüğüne işaret ettiğinin altını çizerek, kardeşinin cezaevindeki baskıların dışında herhangi bir sorunu olmadığını kaydetti. Anne Bijan Yaman ise insan hakları savunucularına “Mücadelemize destek verin ve oğlumun ölümünü ortaya çıkarın” çağrısında bulundu.
19 Temmuz 2016’da Sincan Cezaevi’nde bulunan siyasi tutuklu Hasan Hayri Alp, geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti.
Yurtta Sulh Konseyi tarafından 15 Temmuz 2016’da düzenlenen darbe girişiminde yer aldığı iddiasıyla ardından İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” suçundan tutuklanan Yarbay İsmail Çakmak’ın Silivri (İstanbul) L Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu koğuşta 23 Temmuz 2016’da kendisini çarşafla astığı iddia edildi.
1 Eylül 2016’da “FETÖ/PDY Soruşturması” kapsamında İzmir’de 31 Ağustos 2016’da tutuklanarak Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevi’ne gönderilen 5 kişiden gardiyan Ömer Çubuklu’nun cezaevinde tek başına tutulduğu geçici kabul bölümünde ayakkabı ve eşofman bağcığı ile kendisini asıp intihar ettiği iddia edildi.
Bursa’da FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklanan Cumhuriyet Savcısı 47 yaşındaki Seyfettin Yiğit, 15 Eylül tarihinde cezaevi tuvaletinde iple asılmış olarak bulundu.
 Halen Türkiye Cezaevlerinde 128 gazeteci tutuklu ve hükümlü olarak bulunmaktadır.

Haksızlık listesi çok uzun.....
 GÜNÜMÜZ Türkiye sinde bu bildiriye tarafsak uygulama yapılmadığı için de hak arayışlarımızı sürdürebilmeliyiz!! 
Bu bildiriyi unutan Devlet YÖNETİCİLERİNE TEKRAR TEKRAR hatırlatmalıyız.

Çağdaş demokratik bir rejimlerin varlıkları da buna bağlıdır. İnsanlık sorunlarının çözümü demokrasiye, hukukun egemenliğine, insan haklarına dayalı rejimlerle mümkündür. Sosyal ekonomik gelişmenin planlanmasıyla ilintilidir toplumsal sorunlarla rasyonel DİRENİŞ mücadele ve kalkınma
Israrla İNSAN lık erdemi için
 Direnişe geçsek ve Öylece de göçsek.

MEMENTO MORİ (Fani olduğunu hatırla.Sadece bir insan olduğunu hatırla.)



Üye Ol



Üye Girişi