Yumuşak G'nin suçu ne ? | Çiçek Akyol

Çiçek Akyol

Avrupa El Ele Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

08.01.2017 - 00:44
1237
12
Yazı Boyutu:    

Türk alfabesi, Latin harfleri esas alınarak 1 Kasım 1928 gün ve 1353 sayılı Yasa’yla kabul edilmiştir. Bu Yasa’ya göre, Türk alfabesi 29 harften oluşur. Türk alfabesindeki harflerin kullanım sıklıklarına göre sıralaması çoktan aza doğru a, e, ı, n, r, l, i, d, k, m, u, y, t, b, s, o, ü, ş, z, g, ç, h, ğ, v, c, ö, p, f, j şeklindedir.

Türk alfabesi, batı dillerinin alfabelerindeki bazı harfleri q, w, x içermemekle birlikte o dillerde kullanılmayan ç, ğ, ş harflerini içermektedir.
Dil; biyolojik, fizyolojik ve sosyal olguların sonucunda ortaya çıkan, bireyin toplum yaşamında diğer bireyler ve dış dünyayla iletişimini kolaylaştıran bir unsurdur. 

Dil; bilim, sanat, kültürel etkinlik alanlarında söz ve yazıya döküldüğünde somutlaşır. Kişinin ruhsal ve toplumsal yapısının oluşmasında, düşüncelerinin gelişmesinde önemli bir işleve sahiptir.
Dil öncelikle seslerden oluşur. Konuşma dili yazıdan bağımsızdır ve temel olma özelliğindedir. Çünkü yazı çok sonra bulunmuştur.
Ğ Türk alfabesinin dokuzuncu ve sessiz (ünsüz) harflerin yedincisidir. 
Türkçenin en çaresiz ünsüzüdür, hatta ünsüz olup olmadığı bile tartışılıyor. Böyle olmasının ilk nedeni ğ harfi ile kelime başlamamasıdır. Ve bulunduğu birçok kelime içinde belli belirsiz söylenmesidir. Ama bu sadece ğ’ye has bir durum değildir ki. 

Örneğin “bir” sözcüğünün sonundaki r sesi, sözcüğün önünde ve içinde bulunan r sesine oranla daha zayıf olduğu için söylenmeyebilir. Yine h sesi de zayıf bir ses olduğundan söylendiğinde kaybedilme özelliği taşır. 

Özetle bir sesin söyleyişte kaybedilmesi, onun diğer seslerden daha zayıf olmasına ve birlikte bulunduğu diğer seslere olan durumuna ve uyumuna bağlıdır. Türk abecesinde bir harf olarak bulunan ğ her ne kadar çok tartışmalı bir harf olsa da çok önemli işlevlere sahip olan bir harftir.
Ğ’nin önemli bir ses olduğunu ve titizlikle öğretilmesi gerektiğini savunan dilbilimcilerin sayısı da hayli fazladır.
Her harfin bir hikâyesi vardır. Ğ hep arada bağlayıcı bir görev üstlenerek sözcüklerin okunmasını kolaylaştırmıştır. Dilbilimcilerin bir kısmı “Ğ belli belirsiz okunmalı.” derken bir kısmı da “Eğer ğ bir harf ise hakkı verilmeli, olması gerektiği gibi okunmalı.” diyor. Bağlayıcı olması, okumayı kolaylaştırması nedeniyle çok işe yaarıyor. Eeee alfabede harf olarak geçiyor. 

Bir adı var görünüşte ama kendisi yok. O da çok dertli yani. İşte bu hâliyle tıpkı kadının toplumdaki durumuna benziyor. Evet bir kimliği var, hakları da var. Ama kullanamıyor ki.
Var olan egemen kültür içinde kadının, simgeleyen ve temsil eden olması çok zor görünüyor. Evet bir simge olarak değer buluyor. Ama “ben” diyebilmesi çok zor. Virginia Woolf “Kadınlar yüzyıllardır erkek görüntüsünü gerçek boyutlarının iki katında gösterebilen enfes bir güce sahip büyülü bir ayna görevini yerine getirmişlerdir.” diyor.

 Tıpkı birçok harfin okunmasını sağlayan, kelimenin anlam bulmasını kolaylaştıran ama görmezden gelinerek harf olmaktan azat edilmek istenen ğ harfi gibi. Tıpkı hiçbir kelimenin ğ ile başlamaması gibi…




Üye Ol



Üye Girişi