Yüreğimiz yetsin | Ferzan Sarpkaya

Ferzan Sarpkaya

Köşe Yazarı

17.03.2017 - 23:41
1478
27
Yazı Boyutu:    
Bu savaşta yenilmemek için nelerden vazgeçeriz, yaşamamız gereken onlarca şeyden.
Kendimize ve sevdiklerimize saygı da kusur etmemek için olabilmek için , belki de büyük aşkımızdan, dik duruşumuza katkı koyabilmek için gereksiz eğlenceden , kahkahadan, sırf mutlu görünebilmek uğruna, içimize attığımız yürek kırgınlıklarımızdan , gençliğimizden.

Zamanla kendimizden çok sevdiklerimiz için korkar olduk. Asla yanlışlarımız  korkularımızla yüzleşmekten korkmamak , bizleri biz yapan ve yanlışlardan ala koyan.
Kendinden korkanların, bu korkusuzluğumuz la savaşmak durumunda kalması ülke,  dünya gündeminde bu günlerde, bunun adı, korkunun silahla, korkusuzluğun haklı dik duruşu sadece söylemle.
Gururunu incitmiş bir irade karşısında da insan ne için yaşar sorusuna cevap olarak, insan gururu için yaşar cevabı en ön sıraya yerleşiyor. Kibri gururundan uzak tutarak, çünkü, kibir ile gurur arasındaki o ince çizgide bu günkü irade duruyor kibri ile hoyratlaşmış tavrıyla merhamet duvarlarında ufalarak.
Kazanma kibri ile hareket eden insan, başka insanların kayıplarından mutluluk duymaya başlar ki, bu çok tehlikeli durumdan sürekli başka insanların kaybından başarı öyküsü yaratır kendine.
Sanırım bu durumun karşılığında ki kelime ''bencil''dir. Bencil insan haksız mal mülk edinme işleri ile yoğrulur, çünkü maneviyattan çok uzağa düşmüştür. Kazanma hırsı büyüdükçe maneviyatı küçülür. Sadece kazanma hırsı olanlarla birlikte varlığını sürdürebilir  duruma gelir.
İki bana bir sana idare ederler birbirlerini, yani istekleri için yaşar duruma gelirler.
Öte yanda da onuru için yaşayanlar vardır, kendi istekleri için yaşayanların karşısında çoğaldıkça baskı ve zulüm, onları yok etme planları ile hareket ederler, bir taraftan onuru ile kendilerine emanet edileni  korumak amaçlı, mücadele edenler sadece söylemleri ile, diğer taraftan da, istediklerini yapmaları engellenenler güç gösterisiyle silahlarını . hapislerini gösterirler.
Bu mücadelede onurlu muhteşemliğin,  vahimliğin böylesine iç içe yaşandığı,çok azdır.

Bu gün onuru ile mücadele edenlerin, KAYIP zamanları acı olsa da Özgürlüğe adım attılar, özgürlüğüne kavuşmayı bekleyenlere de özgürlük günleri gelecek,
hala kazanma kibri ile yalanlarını kusanlar özgürlüklerinden yoksun kalacaklardır
 İnandığımız değerlere sahip çıkabilmenin getirileri ile karşılaşmak için tek yürek olmamız gerek..  Ya el birliği ile yeniden yapılanacak ya da belirsizliklerin içinde karanlığa mahkum olacağız. Her birey bütünleşme çabası içinde olur duyarlı mücadeleci davranmayı başarırsa ektiğimiz iyilik tohumlarının karşılığını alabiliriz.

 Yok saydığımız kabul etmek istemediğimiz birbirimizi SEN BEN diyerek ötekileştirip üstünlük kurmak için yarıştığımız şeyleri arkamızda bırakmayı başardığımız takdirde güzel yurdumuzun yaşadığı acıların tekrarına sebep olacak pek çok şeyin önüne geçmeyi başarmış olacağız.
 Evrensel İNSANI İNSAN yapan değerler üzerinde buluşmamız gereken, Dünyamıza ve yaşamımıza değer verip bireysel anlamda hayatın sorumluluklarını üzerimize düşeni yapmamız gerekenlerin farkına vararak ilerlememiz gün geçirmeye değil günü yaşanabilir kılmaya dolu dolu yaşamaya çalışmamız gereken yüksek tondan bağırıp çağırmadan insan makamından seslenip söylememiz gereken.  Unuttuğumuz, uzaklaştığımız değerlerimizi yeniden hatırlayacağımız, sanal alemin  büyülü dünyasında kaybettiğimiz değerlerimizi ruhumuzu yeniden diriltmemiz  için çaba göstermeli.
Doğanın dengesini bozan bizler onun yeniden yapılanmasına katkıda bulunmazsak iktidar hırsı sahip olma kitleleri yönlendirme güdüsünün esiri olup ben merkezli yoldan ilerlemeye devam edip BİZ olma olgusunun temelini kavrayamaz ve bu bilince erişemezsek her birimiz yaptıklarımızın bedelini olumlu ya da olumsuz olarak öderiz.

Bugün SEVGİ kuramının kurucusu Psikanalist Erich Fromm'un aramızdan ayrılışının 37. yılı , sevgiyi, insanlığın sorunlarına bir yanıt olarak, kişideki aktif ve yaratıcı gücün kaynağı bir enerji olarak ve bu söz konusu yaratıcılıkla sevmeyi de bir sanat olarak tanımlar. Bir sanat olması bakımından da uygulamada olgunluk gerektirir.
SANATÇI olmak SEVMEK ile başlar diyebiliriz.SAYGIYLA ..SEVGİYLE
18 MART ÇANAKKALE den
 Eceabat öyle bir selam gönderdi ki..Kıyısındaki  deniz kan kırmızısına bürünmüştü.Top, tüfek sesleri  neredeyse kulaklarımı delercesine.
   Savaşı anlatan maketler, birden canlandı gözümün önünde,  öyle bir selam gönderdi ki, ufaldım,, içim cız etti, titredim.

    Öyle esti ki rüzgar kahredercesine..ey güneş, ey gökyüzü,ey Türkiye.Çalmayın türkülerimizi, dinlemeyin gerçeklerimizi,açlığımızı,
 direnişimizi tek ve çok ölüşümüzü..
     Kan revan içinde gömülüşümüzü, taşsız topraksız, şehitliğimizi sakın anmayın.Şehit bile demeyin, biz ne vardık, ne de savaştık, ne de kurtardık
 vatan toprağını.
      İhanetin içinden,  Cumhuriyet'e de biz taşımadık. Siz şimdi bunların hiç olmadığını da, söylüyorsunuz ya, iyi ki biz ölmüşüz onurumuzla.

      Yok sa bizleri de alırdınız dört duvar arasına, savunduğumu vatan için.Kurulmasına yardım ettiğimiz Cumhuriyet için, bağımsızlık
uğruna savaş verdiğimiz için.

      Başkomutanımızı,  her gün yererken, üstelik onun kurduğu meclistesiniz..vatan toprağına bir damla kan akıtmamış, sizler
kimsiniz...
     
     Ordu bizdik  , ordumuzdan ne istediniz.!!!Komutanları nasıl gerçeksiz kıldınız, gerçek olanı dört duvara olmayanı baş tacı edip, koruyup kolladınız.
     Oysa birinci görevidir, ordunun Cumhuriyet'e sahip çıkmak. Vatan toprağında işgalcilere aman vermemek,  kollamak.
     Nasıl görevsiz kıldınız, her gün neyin uğruna şehit askerler. İşgalcilerle mi anlaştınız, yoksa sizde mi işgalcisiniz!!!!
     
    Yeter daha fazla duymak istemiyorum bu selamlarınızı deyip ayrıldım Eceabat'tan, yürek çarpıntısıyla..Ya, bir de Conkbayır'a  gitseydim, iyi ki de gitmemişim.

Onların selamı ne olurdu acaba? Yüreği kaldıran gitsin, öğrensin, yüreği yeten ...

Dönüm noktasındayız ...YÜREĞİMİZ VE AKLIMIZ YETSİN ...
   
  

Üye Ol



Üye Girişi