Tam Ekran Yap
Üye Girişi
Üye Ol
Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Künye | Abonelik | Reklam | Arşiv | Blog |
Politika
Toplum
Eğitim
Hukuk
Dünya
Yerel Yönetim
Ekonomi
İş Dünyası
Sağlık
Kültür Sanat
Örgütlenme
Güncel
Çevre
Yaşam
Teknoloji
Kazete Mazete
Yazarlar
PsikoKadın
Abonelik
Linkler
Abonelik
Reklam
Arşiv
İletişim

HABERLER - Politika   

Haberi Paylaş 02-Şubat-2010 Salı

BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak, açılımla ilgili Kazete'ye özel açıklamalarda bulundu
'Bölünme korkusu kaygıya dönüşmüş'
- Gülten Kışanak, Kazete’nin sorularını yanıtlarken, Kürt sorununun çözümü ile ilgili şu başlıklara vurgu yaptı:

- Bizim bölünelim ayrılalım diye bir kaygımız yok ama, halkta bölünme korkusunun ciddi kaygıya dönüştüğünü yeni fark ettikk__sanak_ikili_uzak_doner2.jpg

- Bu ülkenin Batı tarafında ne kadar toprak kaygısı, bölünme kaygısı varsa, Kürtlerde de farklılığını koruyabilmek kaygısının çok güçlü olduğunu algılayabilmek gerekiyor.

- En temel sorun Kürtçe .. Ortak dilimizi Türkçe olarak korumak kaydıyla, Kürtçe'nin de gelişmesinin önünü açacak formüller bulunmalı

BERRİN GÜRÇAY DİLEKÇİ/ ANKARA

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) 1.  Olağan Kongresi’nde BDP Eş Başkanı seçilen Diyarbakır Milletvekili Gülten Kışanak, kongreden birkaç gün  önce Meclis’teki Grup Başkan Vekilliği odasında  Kürt sorununun çözümü, diğer bir ifadeyle demokratik açılımla ilgili neler yapılabileceği konusunda görüşlerini açıkladı.

BDP’nin  gazeteci kökenli eş başkanı Kışanak’la kadınların barışı ve Kürt sorununun çözümünü, “siyaset kurumundan” daha çok istediği ortak paydasında  birleştik.

PKK’nın  hiçbir şekilde dillendirilmediği söyleşimizde, Gülten Kışanak,  Kürt sorununda temel çözümün Türkçe’nin ana dil olarak kabul edilerek Kürtlere kamusal alanda da dillerini özgürce kullanma olanağı sağlanmasını, okullarda Türkçe’nin zorunlu dil olmasının yanında Kürtçe dil eğitiminin de verilmesini çözümün temel noktası olarak gördüklerini dile getirdi. Gülten Kışanak, bu arada bir özeleştiri yapmayı da ihmal etmeyerek “Bizim bölünelim ayrılalım diye bir kaygımız yok ama, halkta bölünme korkusunun ciddi kaygıya dönüştüğünü yeni fark ettik. Çok açık gerçeklik var ki; Kürt sorunu toprağa bağlı bir sorun olmaktan çıkmıştır. Biz Kürt sorununu çözeceksek toprağa bağlı çözümlerden biraz uzaklaşmalıyız” dedi.

BARIŞ ÜTOPYA DEĞİL

Gülten Kışanak'a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

* Ben inanıyorum ve de diyorum ki; Kürt sorununu kadınlar çözecek!.Çünkü biz birbirimizle güç de olsa konuşuyor ve empati yapabiliyoruz. Kadınsınız,bu çok önemli. Sizde kadın hareketinin içinden geldiniz. Sizce kadınlarla bu iş olur mu? Nasıl bir çıkış görüyorsunuz? Böyle bir şey sizce mümkün mü, yoksa bir ütopya mı?

- Ben kadınların kadınları daha iyi anlayabileceği konusunda kesinlikle çok olumlu düşüncelere sahibim. Onun da ötesinde Türkiye'de şöyle bir şey var. Aslında bu sorunu çözemememizin altında yatan en önemli nedenlerden bir tanesi bu toplumun farklı kesimleri birbirini yeterince tanımıyor. Tanımadığı için ihtiyaçlarının farkında değil, beklentilerinin farkında değil, sıkıntılarının farkında değil... Biz birbirimizi medya üzerinden tanıyoruz. İktidarın, devletin, siyasi partilerin oluşturmak istediği imgeler üzerinden, tanımlar ve klişeleşmiş şeyler üzerinden tanıyoruz. Ve sorunu da bu klişeler üzerinden tartıştığımız için çözemiyoruz. Bu konuda çok ciddi sıkıntılar olduğunu ben düşünüyorum. Ki ben bizimle bu kadar yakın çalışan arkadaşlarımızın bile bir Batman'a geldiğinde, bir Diyarbakır'a, Hakkari'ye geldiğinde burada başka şeyler varmış dediğine çok tanık oldum. Defalarca tanık oldum. Ya da Diyarbakır'dan Batman'dan kadınların deprem olunca geldiğinde, depremzede kadınlarla tanıştığında böyle de değilmiş dediğine çok tanık oldum. O nedenle buradan baktığımda kadınların bu işi çözeceğine dair umudum şundan dolayı daha güçleniyor. Bu ülkede kadınlar aslında biraz daha tanışık. Kadınlar uzunca bir süredir çeşitli vesilelerle de olsa birbirlerine daha yakın oldular, birbirlerini daha tanıma, yargılarını kırma, birbirlerini anlama, birbirlerine dokunma konusunda kadınların bir mesafe kat ettiğini düşünüyorum. Bunun da sorun çözme de çok büyük bir avantaj sağlayacağını düşünüyorum. Çünkü özellikle siyaset kurumu bence bu sorunu çok ciddi derecede zorlaştırıyor. Çünkü siyaset kurumunun çok değişmez doğruları var. Ve aslında geleceğini de bu doğrular üzerinde ne kadar inat ederse o kadar sağlama aldığını düşünüyorum. Oysa hepimiz biliyoruz ki hayatta tek doğru yoktur. Ya da zamana, mekana, ortama göre her şey değişiyor. Hiçbir şey aynı kalmıyor. 20 yıl önce doğru dediğimiz şey belki bugün artık doğru değildir. Belki tanımadan önce doğru dediğimiz şeyin tanıdıktan sonra doğru olmadığını görebiliyoruz. Bu işin çok ciddi handikapları olduğunu, hele hele oy kaygısının, seçim kaygısının işleri çok ciddi derecede zorlaştırdığını, çünkü verili olanın üzerinde hareket ederek daha çok oy  almak üzere kendisini kurguladığını, her şeyin çözümü meclistir diyoruz ama buranın çok ciddi handikapları ve zorlukları olduğunu meclise gelince görmeye başladık. Daha çok tıkandığını görüyoruz. Ben kadınların, kadın hareketinin bu konuda daha ciddi avantajlara sahip olduklarını, birbirlerini tanıma konusunda da daha fazla mesafe kaydettiklerini, birbirlerinin acılarına dokunma ve birbirlerinin hissiyatını anlama konusunda daha duyarlı davranabileceklerini ve buradan gerçekten bir çıkış yapılabileceğine inanıyorum.

BÖLÜNME ENDİŞESİ YERSİZ

* Temel taleplerin iki taraf içinde tam ifade edilmediğini ve sanki anlaşılmayacak şekilde konuştuklarını sanıyorum...Onun için hep sorular var kafalarda... Şöyle örnek vereyim; Bölünme... Birinci korku buydu ve halk, bu konuda hala çok duyarlı.  Ama eski DTP'nin sonraki açıklamalarında biz bölünmek istemiyoruz, denince daha bir rahatladı insanlar. Bunun gibi çok kritik şeyler var. Bu konularda çok net ve daha açık konuşulması lazım. Bir kadın olarak sizce Kürt sorununun çözümü için çok net talepler veya olması gerekenler neler? Yani bir  ortak nokta bulunması için neler yapılabilir?

- Aslında her birimiz her geçen gün bazı şeylerin yeniden yeniden farkına varıyoruz. Gerçekten Türkiye'de, Türk halkında bu bölünme ve ayrılma k__sanak_yakin.jpgolayının bu kadar güçlü olduğunu tahmin etmiyordum. Hani hep şöyle kurguluyordum bunu, devlet böyle kurguluyor, medya ve siyaset bunu böyle kurguluyor. Yani senelerdir iç içe yaşamışız bu kadar, birbirimize komşu demişiz, karşılıklı evlilikler yapmışız yani sosyolojik olarak bu kadar iç içe yaşayan iki toplumda ayrılmanın bu kadar büyük korku yaratacağını tahmin etmiyordum. Ben bu bölünme konusundaki kaygıların daha derin olduğunu ve toplumdaki kaygıları batıyla daha barışık olunca daha iyi anladım. Şimdiye kadar, ben İzmir'de okudum, İstanbul'da yaşadım. Ama ben bunun bu kadar olduğunun farkında değildim. Bununla sosyal olarak karşılaştığımızda bir bölünme korkusu yok. Ne var komşum Kürt, komşum Rum diye bakıyorlar. Ama siyasal olarak tartışmaya başladığınızda şunu farkettim ki ciddi bir şekilde toplumsal bir kaygıya dönüşmüş bu... Bunun hem tarihsel nedenleri var, birkaç göçmen arkadaşım diyor ki biz her yerden kovulduk, şimdi burayı da mı alacaklar elimizden, sürekli bir toprak kaybetme durumu var falan. Burayı kim sizin elinizden alır, nereye alır böyle bir şey yok ama bu cümleyi bile bir tartışma sırasında söyleyebildi. Bunu duymak benim için çok öğretici oldu. Böyle tarihsel sorunları da var. Üzerine bir de Kürt sorunu üzerine üretilen politikaların da etkisi var. Son 30 yıldır yaşanan çatışma konusunda da bunun sadece devletin ya da medyanın ürettiği bir korku olmadığını bu konu üzerine daha fazla düşülmesi gerektiğini anlamak açısından biz de daha fazla yol katettik. Bu konu bizim kafamızda çok daha soyuttu. Gerçekten sanki bir yerlerden pompalanıyor bu kadar da değil diyorduk. Onların da etkisi var ama farkettik ki sadece o değil.

KÜRTLERDE KÜRT OLMAYACAĞIM KAYGISI

* Örneğin bir başka temel sorun; Diyarbakır başkent olacak, Türkiye içinde ayrı yaşamak istiyorlar…

- O yüzden biz böyle çok hazır reçetelerin üzerinden değil de birbirimizle biraz daha ilişki kurmaya ihtiyacımız olduğunu farkettik. Bunu yapmak gerekiyor. Çünkü bizim cephemizden baktığınızda bunu laf olarak anlatmak o kadar da kolay değil. Bir sürece mi ihtiyaç var bilemiyorum. Çok açık gerçeklik var ki Kürt sorunu toprağa bağlı bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu çok açık... Kürt sorunu Cumhuriyet'in ilk yıllarında toprağa daha bağlı bir sorundu. Taleplerle coğrafya arasında ilişki kuran bir sorun olabilirdi. Ama şu an çok net bir şekilde toprağa bağlı bir sorun olmaktan çıkmıştır. Biz Kürt sorununu çözeceksek toprağa bağlı çözümlerden biraz uzaklaşmalıyız. Bunu böyle tartışmamız gerekiyor.

* Kadınlar için talepleri sayın dersek ilk üçe ne girer? Ya da talep demeyeyim de sorun diyeyim.

- Bir taraftan da şunun algılanması lazım, bu asimilasyon sürecinin önüne nasıl geçilebilir? Mesela Kürtlerin de temel kaygısı bu. Bu, bugün değilse yarın, yarın değilse öbür gün ben Kürt olmayacaksam ve Kürtleşeceksem, bu çok tartışılan bir konudur. Dünya genelinde de etnik sorunlar içinde çok tartışılan bir konu. Bu içindeki malzemenin ne olduğu belli olmayan bir çorba mı, bütün malzemelerin farklı göründüğü bir salata kasesi mi? Farklılığımı koruyabilecek miyim kaygısı. Mesela bu ülkenin Batı tarafında ne kadar toprak kaygısı, bölünme kaygısı varsa, Kürtlerde de farklılığını koruyabilmek kaygısının çok güçlü olduğunu algılayabilmek gerekiyor. Bu konuda mesela kaygılar bu kadar güçlü değildi. Çünkü nüfusun büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşıyordu ve kırsal kesimin dış dünyayla ilişkileri daha sınırlıydı. Bir şekilde bu farklılığını geleceğe taşıyabileceğini düşünüyordu ya da değişeceğine dair kaygılanması için onu tetikleyen nedenler çok değildi. Ama şu anda Kürtlerin de artık çok büyük bir kesimi kentte yaşıyor, sistemin tüm organlarıyla temas halinde ve eğitimden sağlığa kamusal alanda hizmet aldığı bütün şeylerde Türkçe'yle çok yüz yüze... Bütün toplumlarda kimliğin en büyük göstergesi dildir. Dil konusunda çok ciddi bir kaygı başladı.

TEMEL SORUN TOPRAK DEĞİL KÜRTÇE

* Temel sorun dil mi?

-  Evet...

* Peki Kürtçe konuştukları zaman o kurumlarda nasıl anlaşacaklar?

- O konuda ben geçen gün bir şey öğrendim. Belçika'nın bir kasabasında belediye başkanının görevden alındığını duydum. Şaşırdım. Dedim ki belediyek__sanak_doner.jpg başkanı bizde görevden alınır sadece, bunlarda niye alınsın ki? Nüfus da 12 bin falan. Orada Flamanlar çoğunluktaymış, bu belediye başkanının da evlere gönderdiği mektuplarda Flamanca mektup göndermesi gerekirmiş ama o Fransızca mektup göndermiş diye adamı görevden aldılar. Sen Flamanca'nın gelişimini engelliyorsun diye... Bence çağdaş dünyada dil konusunda artık bir sıkıntı yok. Dünyada bizden başka tek dilli yer kalmadı. Tek dil fakirlik... Bence birden fazla dil öğrenmek kültürel ufku da vizyonu da genişleten bir şey...

* Siz Türkler de Kürtçe mi öğrensin diyorsunuz?

- Bunun çok modeli var. Araştırılırsa bulunuyor. Diyelim ki İstanbul'da 3 tane de Kürtçe eğitim veren okul olur. Ya da okullarda seçmeli ders olur. İsteyen o okula gider. Kürtçe eğitim veren okulda da Türkçe eğitimi zorunlu ders olarak devam eder. Böylece çocuk hem Türkçe hem Kürtçe öğrenir. Yani bir şekilde bunu kabullenirsek formül bulmanın çok zor olmayacağını düşünüyorum.

* Anadil değişmeli diyorsunuz...

- Kürtlerin dillerini gelecek nesillere aktarabilecekleri olanaklara sahip olmalarını yaratabiliriz. Bunun dünya kadar yolu vardır.

* Ama bunu eğitimde istiyorsunuz.

- Toplumda bunu normalleştirmemiz lazım bir kere. Yani şuna Türkiye toplumunun kafasının yatması lazım. Kürtlerin Kürtçe bilmesi ve konuşması Türklerin haklarından hiçbir şey eksiltmiyor.

* Ama zaten konuşuyorlar...

- Ama şu anda ne oluyor? Kamusal hiçbir alanda kullanamıyorlar, belediyede, hastanede, eğitimde...

* Ama şu anda hastaneye gittiniz Kürtçe bir derdinizi anlatamazsınız ki...

- Avrupa'ya hiç gittiniz mi? Herkes üç dil biliyor.

* Ben çok iyi anlıyorum. Keşke böyle olsa ama dünya dili İngilizce hiç kimse onu bile bilmiyor. Ama şimdi mühim olan beraber yaşamak. Keşke ben de Kürtçe bilebilsem de gittiğim zaman konuşabilsem. 

- Ortak dilimiz Türkçe olur. Sizinle iletişim kurmak konusunda bir sıkıntı yok ki. İlla Kürtçe öğrenmek zorunda değilsiniz. Ortak dilimizi Türkçe olarak korumak kaydıyla Kürtçe'nin de gelişmesinin önünü açacak formüller bulunmalı.

* Kürtçe kullanmak artık serbest. Bir tek kurumlara gittiğiniz zaman o da normal o dili bilmemelerinden...

- O konuda size çok dramatik bir şey anlatayım. Kızıma İstanbul'da doğum yaptım. Benim yanımda kalırsa Kürtçe öğrenemeyeceği için kayınvalideme bıraktım. Sonuçta ben gazetecilik yapıyordum. Hayatım Türkçe... Akşam gelip yarım saat ya göreceğim ya görmeyeceğim. Öğrenemeyecekti. 3 yaşına kadar o baktı. Ve çocuk Kürtçe'yi çok iyi öğrendi. Öyle ki 3 yaşında benim yanıma geldiğinde tam anlamıyla anlaşamıyorduk. Ben Kürtçe'yi tam bilmiyorum, o tamamen Kürtçe öğrenmiş. Türkçe'yi sonradan öğrendi ikinci dil olarak. Şu anda 19 yaşında Kürtçe'yi unutmak üzere... Bu kadar eziyetle öğrenmesine rağmen unutmak üzere... İnsanın çocuğundan ayrı kalması çok zor. Bir saat bile akşamları birlikte olsanız bir şey katıyor.  Sırf anadilini öğrensin diye bıraktım, 3 yaşında çocuğu aldım, çocuk o zaman Türkçe bilmiyordu  ama şu anda Kürtçe'yi yeniden unutmakla yüzyüze. O nedenle kullanım alanlarının genişlemesi gerekiyor. Bu olmazsa Kürtçe'yi yaşatma şansımız yok. Şu anlaşılmalı ki Kürtlerin dillerini kullanması normal bir şeydir ve bunu kullanmaları Türklerin haklarına bir zarar getirmez. Bunu normal bir beklenti olarak sunabilirsek hayatta da kurgulamak için çok aracımız var. 

BÜYÜK KENTLERDE YAŞAYAN KÜRTLER..

* Peki büyük kentlerdeki Kürtlerinde sorunu mu? Yoksa entegre oluyorlar mı size göre?

- Dil konusunda kaygıları onların da aynı...

* Yani en önemli sorun dil, öyle mi?

- Evet...Kimliğin en temel göstergesi dildir. Kültürel değerler diyoruz ama hiçbirimiz kalkıp da o süslü şatafatlı elbiseleri giymiyoruz artık değil mi? Bunlar mutlaka insan hayatına çeşitlilik katıyor ama dil en temel değerdir. En öne çıkan şeydir. Bu normaldir ve Türkiye'ye zarar vermez noktasına gelebilirsek bunu kurgulamamız için çok aracımız var. Mesela Hacettepe Üniversitesi'nin aşı konusunda yaptığı araştırma sonucu anne-bebek sağlığında en büyük sıkıntının dil bilmemekten kaynaklandığını tespit ettiler. Bu kadar etkileyen bir şey. Öyleyse neden öncelikli olarak sağlık alanında Kürtçe konuşan personel temin etmeyelim. Şu an bu hayati önem taşıyan konular. Türkiye’nin doğusuyla batısı arasında aşılama konusunda iki katı fark var.

SİYASETİN DİLİ FARKLI

* Eğer sorunlar açık konuşulursa, çözüm bulunmaması mümkün değil...

- İstekler deyince Türkler de bir de şu oluşuyor, biz Kürtlere ne vereceğiz. Bir şey verince senden de bir şey eksilecek gibi hissediyorlar. Böyle bir şey yok. Biz bu ülkenin vatandaşları olarak hangi temel haklara sahip olmalıyız? Burdan baktığımız zaman ve Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerini normalleştirdiğimiz zaman sorunları çözmemiz çok daha kolay olacak. Ama siyasetin dili şu anda öyle değil. Ne istiyorsun, ne vereyim? Ben neden isteyeyim senden, sen neden bana veresin? İkimiz de bu ülkenin yurttaşları değil miyiz? Bu devlet ikimizin de temel hak ve özgürlüklerini korumakla yükümlü değil mi? Böyle tartışmaktansa bu renkliliğimizi nasıl koruruz diye bakmamız lazım.

k__sanak_sag.jpg* Sadece sizde değil bütün partilerde var bu. Oysa ki Meclis çözüm yeri...

- Siyaset çok kötü... Aşırı rekabet ve belirli şeyler üzerine kurgulanmış ve oy kaygısıyla yapılmayacak hiçbir şey yok. Böyle olunca da sorun çözmek zor. Biz başta kadınlar başka bir dil konuşabilir miyiz diye baktık ama siyasetin dili o kadar güçlü ki...

* Hiç böyle oturup da konuşamıyor musunuz?

- Çok az... Kadın kadına konuştuğumuz zaman mesela AKP grup başkanvekili var Ayşenur Bahçekapılı, nerdeyse o da benimle aynı şeyi söylüyor. Ama iş politikaya gelince politikanın kalıpları çok dar.

* Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in küfürlü konuşmasından sonra kadınlardan önce tepki gelmedi. Sonra açıkladılar. Tabi kendi içinizde de görüş ayrılıkları var.

- Ama biz Kadın Meclisi olarak çıktık açıklama yaptık. Üstelik de şöyle oraya sığınan bir erkek dili vardı çok duygusal bir atmosferde 17 tane belediye başkanı gözaltında, belediye meclis başkanı tutuklu. Yani bu insanların binbir emekle geldiği yerde, o seçim kampanyalarını düşününce vicdan azabı çekiyorum. İnsanları aç susuz yürütüyorlar bu çalışma için. Diğer partiler gibi hazine yardımı almıyoruz. Ekonomik olarak güçlü kişiler değiliz, diğerleri gibi varolan ekonomik statülerimizle siyaset yapmıyoruz. Ben çalışan gazeteci bir kadındım siyaset önüme geldi. Ama bizde kadınların durumu biraz daha rahat  diğer partilere göre. Kurumsal olarak bazı kazanımlarımız var. Eş başkanlık gibi, Kota gibi..  Kadın Meclisi’nin özgün ve özerk örgütlenme hakkı var. Bunlar kısmen bizi rahatlatıyor.

* En son nereden ayrıldınız?

-  En son Gündem gazetesi vardı, Oradaydım.

* Pozitif ayrımcılık (kota) uygulanacak mı acaba? Meclisten umudunuz var mı?

- Yok...

* Siz de bir şey yapamıyorsunuz değil mi bu konuda?

- Yasa teklifleri verdik. Gündemleştirmeye çalıştık. Gaye Hanım'la (CHP adana Milletvekili Gaye Erbatur) uğraşıyoruz. Ama biraz zor. Geçenlerde Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği  Komisyonu’yla UNDP'nin bir toplantısı oldu biz üzüldük yani. Meclis başkanımız çıkıp gelenlere teşekkür ettikten sonra size iki sorun gündeme getiriyorum bence bunları tartışsanız daha iyi olur dedi. Sorulardan biri şu: "Kadınlar mecliste çok olursa kadınların sorunları bitmiş mi olacak?", ikinci soru da "Dünyaya bir bakın kadın temsili yüksek olan ülkeler kalkınmış mıdır? Ben sordurdum biri Ruanda'dır biri Küba'dır. Ne demokrasi var, ne ekonomik kalkınmışlık." Böyle bir toplantının ne gereği var diyor. O yüzden işimiz çok zor.

GÜLTEN KIŞANAK KİMDİR?

Gülten Kışanak, 15 Haziran 1961'de Elazığ'da doğdu. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nü bitirdi. Çeşitli gazetelerde gazeteci olarak çalıştı. Diyarbakır Bağlar Belediyesi Sosyal Proje Danışmanı ve Koordinatörü olarak birçok projeyi yürüttü. Son genel seçimde kapatılan DTP’den Diyarbakır milletvekili seçildi. DTP’nin Anayasa Mahkemesi kararıyla  kapatılmasından sonra BDP’ye geçti. Kışanak, evli ve 1 çocuk annesidir.


Habere Yorum Yaz


Diğer Politika Haberleri

Bilgehan: 'AB projesi Cumhuriyet projesi'
Kılıçdaroğlu- Baykal elele
CHP’li kadınlara AKP'lilerden dayak !
Referandumda 900 bin kişi boykot derse 'Hayır' çıkar
CHP'nin en sıra dışı kadın saymanı
Kılıçdaroğlu'ndan Fethullah Gülen'e mesaj
Kışanak: Diyalog Öcalan’la kurulmalı
"Yetmez Ama Evet"çilerden linç girişimi
'Hayır'lar kıl payı önde
Olay afişin sahibi bulundu

Cumhuriyet Blv. No:161 Kat:3 Martı Apt. Alsancak - IZMIR
Telefon: 0232 463 63 00 Pbx. Faks: 0232 463 53 03
http://www.kazete.com.tr | kazete@kazete.com.tr