
Türkiye'nin ilk, dünyanın ise 121. “sakin kenti” (Cittaslow) ünvanını alan İzmir Seferihisar ilçesi belediyesi, vatandaşları ve sivil toplum örgütleriyle, sakin şehir olmanın gereklerini yerine getirmek için şu kış günlerinde adeta ter döküyorlar.
Seferihisar’ın geleceğine imza atacak ekip, “Halkla İlişkiler”, “Turizm”, “Tarım ve Hayvancılık”, “Yiyecek, içecek”, “Eğitim” ve “Çevre” konularında komiteler oluşturarak, turizm sezonu dışında nüfusu 30 binlere düşen ilçede Sakin Şehir projelerini hayata geçirmek için yoğun çaba içersinde..
Türkiye’ye model olacak bu proje ile Seferihisar’ın baştan aşağı değişerek dünya markası haline geleceğini ve projenin tüm ayaklarıyla birlikte yaşama geçmesinde, Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin aktif görev üsleneceğini belirten Belediye Başkanı Tunç Soyer, öncelikle Seferihisar’ın Sözlü Tarihi Kitabı’nı yazacaklarını ve kitabı Nisan’a yetiştireceklerini söyledi. Sözlü tarih için geçtiğimiz günlerde 75 yaş üstü kadın ve erkeklerle yaptıkları tolantılarda ortaya çok güzel yemek tarifleri, gelenekler ve unutulmaya yüz tutmuş adetler ve anılar çıktığını kaydeden Başkan Soyer, “Yani bu konuda kadınlarımız çok ciddi bir çalışmaya girdiler. Şimdi onlar için iki tane mekanı kiralıyoruz belediye olarak... Lokanta yapacaklar. Bu lokantalarda sadece eski lezzetleri satacaklar. Bunun için de kooperatifleşiyorlar. Bir kooperatif vasıtasıyla bunu yapacaklar. Dolayısıyla biz bu ayakları yere basarak başlayan başlangıcı ayaklar yere basarak sürdürmek istiyoruz. Yani kadınlarımız bu işte en başında söylediğim gibi hem para kazanacaklar, hem de bu projenin öncülüğünü yaparak sosyal hayata daha fazla entegre olacaklar. Düşündüğümüz bu” diye konuştu.
SAKİN ŞEHİR BİR TEPKİ HAREKETİ
İlçede kadınları soysal ve ekonomik yaşama hazırlamak için kadın danışma merkezinin yanı sıra Semtevleri
benzeri “hamımevi” açacaklarını da da kaydeden Tunç Soyer “bir tepki hareketi” olarak ortaya çıkan Sakin Şehir projesi ile ilgili olarak Kazete’nin sorularını şöyle yanıtladı:
“Küreselleşmenin, globalizasyonun kentlerin kimliğini yitirmesine sebep olduğunu söylüyorlar. Diyorlar ki kentler küreselleşmenin hızıyla birlikte kimliklerini yitirmişlerdir. Hepsi birbirine benzemeye başlamıştır. Sıradanlaşmıştır, aynılaşmıştır. Bu teşhis çok doğru.. Sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde kentler birbirine benzemeye başladılar. Buna bir karşı çıkış. Diyorlar ki kentlerin kendine göre bir ritmi vardır, müziği vardır, gelenekleri vardır, tarihi vardır ve bunlar güzeldir. Bunları korumak lazım. Çünkü hem bununla kent kimliğini korumuş oluyorsunuz hem de insanın insana yabancılaşmasının önüne geçmiş oluyorsunuz. Çünkü küreselleşme aynı zamanda insani değerlerimize yabancılaşmamıza yol açıyor. Bir kere bu hareketin ortaya çıkmasının sebebi bu. Yani küreselleşmenin tahrip ettiği kent ve insan yaşamını tekrar insani bir noktaya taşımak. Bunun için de ne diyor; bir, teknolojiyi en üst düzeyde kullanmak lazım. Yani GDO'lu ürünleri sokmayacaksın, manyetik kirliliğe karşı mücadele edeceksin, havanın, suyun, toprağın kirliliğine izin vermeyeceksin. Yani doğayı koruyarak teknolojiyi en üst düzeyde kullanacaksın. Ama bunu yaparken de geçmişteki güzel değerleri tekrar gün ışığına çıkaracaksın, kent hayatıyla buluşturacaksın. Şimdi bu böyle olduğu içindir ki çok güzel bir yerel kalkınma modeli. Biz bunun için sadece Seferihisar için önemsemiyoruz bu projeyi. Biz başarılı olmalıyız. Çünkü biliyoruz ki bunun arkası gelecek. Türkiye için bir yerel kalkınma modeline dönüşecek.”
Soyer bu arada “Bütün kentler bu projeye başvurabilir mi, yoksa belli kriterleri olması mı gerekiyor mu?” sorusuna ise şu karşılığı verdi:
“Sakin kent olmak isteyen her kent, 60 tane kriteri yerine getirmek zorunda... Bu kriterlerin içinde altyapıyla ilgili olanlar var,çevreyle ilgili olanlar var, kent estetiğiyle, misafirperverlikle, yerel üretimle, yerel yemeklerle ilgili olanlar var. 60 tane kriteri yerine getireceksiniz. Şu anda Türkiye'den 60 kent sakin kent olmak istiyor. Birkaç tanesinin ismini söyleyeyim. Sinop, Antakya, Konya-Beyşehir, Kayseri-Dereli, Aydın-Yenipazar, Muğla-Akyaka, İzmir-Alaçatı, Bozcaada... Çok sayıda kent var. Daha bunun arkası gelecek.”
Sakin Şehrin akla farklı anlamlar getirdiğinin hatırlatılması üzerine Başkan
Soyer bu konuda da şunları söyledi:
“ Çok haklısınız. Aslında bu İngilizce'nin bir oyunu. Fastfood hareketi biliyorsunuz ki McDonalds'larla oluyor ve buna fastfood denmiş. İşte bu hareket ilk çıkışını fastfood'a karşı yaptığı için adını slowfood yapmış. Yani slowfood hareketiyle başlamış. Kısacık özetini de söyleyeyim. 1986 yılında Roma'da bir meydanda Mcdonalds açılacak. İtalyanlar karşı çıkıyorlar. Diyorlar ki biz bu meydanda McDonalds istemiyoruz. Ve bu hareket bir yavaş yemek hareketine dönüşüyor. Tamamen İngilizce'deki fastfood kullanımının karşıtı olarak slowfood oluyor. O yavaş yemek hareketi de daha sonra yavaş şehir haline dönüşüyor. Sadece bir yemek hareketiyle sınırlı olmasın bu bir kent modeline dönüşsün diyorlar ve bu kent için de kriterler koyuyorlar ortaya ve adına da işte yavaş şehir diyorlar.
Böyle deyince de algılar çok farklı oluyor işte. Sanki çok sessiz, sakin... Kimse gelmeyecek gibi...Evet ama başka çaresi yok. Biz huzurlu kent, dingin kent üzerinde durduk. Ama halk diline yapıştı. Yavaş daha kötüydü, o daha miskinlik çağrıştırıyordu. Sakin kent yine huzur çağrıştırıyor. Size şöyle bir şey söyleyeyim, kentlerin hiçbiri kendi başına bu ünvanı alamıyor. Biz Türkiye'de ilk olduğumuz için onların tüzüğü gereği başkentiyiz ve biz ancak referans verirsek olabiliyorlar. Buraya da yakışıyor. Bizim de yapacağımız çok şey var. Özeti ve çerçevesi budur.”