2016 yılına veda ederken | Huriye Kuruoğlu

Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


01.01.2017
2131
29
Yazı Boyutu:    
Ömrüm yarım yüzyılı geride bırakalı yıllar oldu. Geriye dönüp baktığımda yeni yıl kutlamalarına yürekten katılıp eğlendiğim gece sayısının bir elin beş parmağını geçmediğini söylemek yanlış olmaz. Ama hiç bir zaman da son birkaç yıldır olduğu kadar karamsar ve umutsuz girmemiştim yeni yıla. Bu duygu halini yaşayan sadece ben olsaydım, zaten bu satırları yazmıyor olurdum muhtemelen. O zaman derdim ki “canım sen de çok karamsarsın….”. Keşke bu kadar basit olsaydı. Nitekim eski yoğunlukta olamasa da birkaç dost ve arkadaşımı yılın son günü aradığımda herkes çok tatsız ve keyifsiz bir şekilde evde oturduğunu,  içlerinden bir şey yapmak gelmediğini ifade ettiler.

Ne yazık ki 2016 yılı içinde ülke olarak yaşadığımız günler ve olaylar,  bu karamsar duyguların pek çok insan tarafından yaşanmasına ortam yarattı. Aslında her bomba patladığında ve her saldırı olayı gerçekleştiğinde ölen ya da yaralanan sadece olay yerindeki insanlarımız değil ne yazık ki. Her saldırı ya da bomba olayından sonra orada olmayan ve ama olayı yüreğinde hisseden ve kahrolan, üzülen herkesin yaşam sevinci ölüyor ve ruhlarımızda derin yaralar bırakıyor. Dolayısıyla artık sadece sayılara dökülerek verilen olay yeri kayıpları, gerçek anlamda kayıplarımızı yansıtmaya yetmiyor.  Bu yılın son yazısını yazmak üzere 2016’nın son günü bilgisayarın başına oturduğumda kafamdan geçen birkaç konu vardı.  İki tanesi gerçek hayatta çevremizde yaşayan iki çok farklı kadın öyküsü veya 2016 yılını kısaca değerlendireceğim bir yazı idi. Bu üç konu arasında çok kararsız kaldığım için 1 Ocak sabahına bıraktım yazmayı. Kalbimin bir tarafı gerçek bir kadın öyküsü yazmamı söylerken,  öte yanım, sanki bunu yaparsam 2016 yılında kaybettiğimiz insanlara da haksızlık ya da saygısızlık yapmış olurum gibi de geleceğini söylüyordu. Zaten genel olarak çok keyifsiz olduğum için yılbaşı eğlencesi diye bir şey söz konusu değildi. Sıradan her hangi bir gün ya da bir akşamdı benim için. Dolayısıyla sabah erken kalkıp kahvaltıdan sonra hemen kararımı verip yazar yollarım diye düşünmüştüm. Nitekim sabah kahvaltımı yaptıktan sonra ikinci çayımı alıp televizyonun önüne geçtim. Son derece insani bir merakla ülkemizde ve dünyada yeni yıl kutlamaları ne alemdeydi onu öğrenmek istemiştim. Daha çayımı yudumlarken boğazım düğüm düğüm oldu. Adını hep duyduğum, İstanbul’un ünlü bir eğlence mekanına bir terör saldırısı gerçekleştirilmişti. İlk belirlemelere göre ölü sayısı 39 idi. Yaralıların içinde de durumu çok kritik olanlar vardı. Bu da demek oluyordu ki her an ölü sayısı artabilirdi. İşte bir kez daha sayılar bildiriliyordu olay yerinden. Oysa biraz önce de ifade ettiğim gibi olayın vehametini belirtmekte artık bu sayılar yetmiyor.Her saldırı veya her patlamadan sonra ölen ve yaralanan sadece oradaki insanlar değil ve üzülen, kahrolan, sadece ölen ve yaralanan insanların birinci dereceden yakınları da değil. Her saldırı ve her patlamadan sonra insanlarımızın yarınlara dair umutları ölüyor ya da yara alıyor. Meseleyi toplumsal olarak düşündüğünüzde ise tüm insanlığın yara aldığını ve bu alınan büyük yaranın da dünden bugüne çok kolay tedavi edilemeyeceği çok ortada. Bu büyük yaranın ve toplumsal travmanın en büyük ilacı ise her zaman söylediğimiz ve söyleyeceğimiz gibi, SEVGİ.  Ancak çok büyük bir sevgi ve merhamet iyileştirebilir bizi. Ve bu büyük yaralar belki biraz olsun o zaman sarılabilir. 

Sağlık ve sevgiyle kalın.




Üye Ol



Üye Girişi