Büyükanne maaşı: Ödül mü? Ceza mı? | Songül Sallan Gül

Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


03.03.2017
2177
31
Yazı Boyutu:    

Referandum sürecinde bir sosyal politika olarak sunulan ve acilen uygulamaya konulan “Büyükanne maaşı” projesinin detayları netleşti. Çalışma Bakanlığı’nın internet sitesinden ve SGK il müdürlüklerinden alınacak olan başvurular bu ay, Mart’ta alınmaya başlanacak. Kapsam alanı ön başvuruları çok olması nedeniyle 1.000 kişiden 6.500 kişiye çıkarıldı. 10 ilde başlanacak olan uygulamanın miktarı ise, 425 TL olurken, süresi 1 yıl olarak açıklandı.

Bu maaş, düşük gelirli ailelerin can simidi olan ve evde torununa zaten bakan kadınlara gelir desteği sağlanması bakımından önemli bir uygulama. Ancak büyükanne maaşı (!) olarak adlandırılan programın detayları açıklandıkça bunun sosyal bir hak olmadığı gibi, bir sosyal yardım programı da olmadığı anlaşıldı. Bu bir seçim yatırımı, bu nedenle de geçici ve sürdürülebilirliği haliyle oldukça zor…

Sürecin ailede çift ebeveynin, anne ve babanın değil, ağırlıklı olarak kadının, çalışan annenin üzerinden işletilmesi planlanmakta. Maaş, çocuk sahibi çalışan annenin, özel sektörde, iş sözleşmesine tabi ve sigortalı olarak bir işte fiilen çalışıyor olmasına bağlı. Yine çalışan kadın adına Sosyal Güvenlik Kurumu'na en az 360 tam gün prim ödenmiş olması gerekmekte. Bu da, uygulamanın finansının nereden karşılanacağını bize gösteriyor. Yani doğrudan devlet finanse etmeyecek, bir sosyal yardım bile değil. Bu gelir desteğini işveren sağlayacak! Türkiye’de işverenlerin çocuk bakımına desteği ve hassasiyetleri düşünüldüğünde, bu uygulamanın sürdürülebilirliği çok ama çok sıkıntılı olacak. Bu nedenle 1 yıllık bir uygulama olarak düşünülmüş ve devam ettirilmesi de pek mümkün olmayacak gibi görünüyor.

Başvuru sayısının 100.000’e ulaşması ise, aslında çocuk bakan büyükannelerin ne kadar çok olduğunu, bildiğimiz bir gerçeği bize göstermesi bakımından oldukça önemli. Ancak aynı zamanda düşük gelirli ailelerin çocuk bakım hizmetleri konusunda ne kadar yalnız olduklarını da gösteriyor. Kentleşme ve hızla büyüyen kentlerin keşmekeşi ve zorluklarına eklenen çalışma yaşamı güçlükleri ve düşük ücretler, ailelerin çocuk bakımı sorunlarını daha da artırıyor. Ailelerin çocuk bakımı sorunları uzun yıllar ihmal edildi. Şimdi hükümet bu konuyu gündeme aldı, ama konunun seçimler nedeniyle ele alınması düşündürücü. Bu program devletin gözünde ataerkil bakışla çocuğun annenin sorumluluğu olmaya devam ettiğini ve aile odaklılığın kadınlar üzerinden kurgulandığının da bir kanıtı. Yine kadının çalışma yaşamında yoksulluk bağlamında olabileceğinin de bir ön kabulü gibi. Yoksul ve/veya düşük gelirle çalışan ailelere, kadınlara kamusal olanaklar, kreş ve gündüz bakım hizmetleri sağlamak yerine, çocuk bakımının ailenin geleneksel işlevlerine, yaşlı kadınların duygusal emeğine bırakıldığını gösteriyor.

Bu uygulama çocuklu ailelere, kadınlara bir koşul daha getiriyor. Boşanmış ve dul kadınlara tanınmıyor bu olanak. Evli olmak ve evli kalma şartı var (!). Çocuk ve annenin aynı evde, büyükannenin ise aynı il sınırları içinde ikamet ediyor olması koşula bağlanmış. Evli ve küçük çocuklu olacaksın, dul ya da boşanan kadının çocuğuna kimin baktığının önemi yok! Ataerkil pazarlığın koşulu böyle! Kısacası çocuklu kadınlar da kendi içinde ayrıştırılıyor ve evli ve çocuklu olanlara ayrıcalık tanınıyor, ya diğerleri?

Büyükannelerden ise torun sevecek çağda torun bakmaları bekleniyor. Üstelik kendi bedenlerinin iflas etmeye başladığı bir dönemde. Bedenin yaşlandığı ve dinlenmeyi gerektiği bir çağda, 0-3 yaş torunların bakım sorumluluğunun ciddi yükünü çekecekler. Sağlık raporu alabilseler de, torun bakarken şeker, kalp ve tansiyon gibi rahatsızlıklarla boğuşacaklar. Bakım maaşıyla torun bakmak! Bir ödül mü ceza mı? Gelin kadınları sosyal güvenceye kavuşturarak hak odaklı sosyal politikalar geliştirelim ve yaşlı kadınlara, büyük annelere torun sevdirelim. Ne dersiniz?


Üye Ol



Üye Girişi