Darbe Kalkışması, Türkiye’de Demokrasi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği | Songül Sallan Gül

Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


02.08.2016
1374
11
Yazı Boyutu:    

Türkiye, 15 Temmuz 2016 tarihinde dinci/FETÖ’cü bir darbe girişimine sahne oldu. Bu postmodernin de ötesinde İnan Mutlu’nun dediği gibi “dostmodern” bir darbe. Din-Siyaset ilişkisinin karmaşasında halen neyin nasıl olduğunu hep beraber anlamaya çalışıyoruz.

Aslında uzun yıllardır siyaset bilimcilerin tartıştığı ve 1995 yılında doktora yeterlilikte bana da sorulan “cemaat/ler sivil toplum mudur? Ya da kapalı bir topluluk yapısına ve kendi kurallarına sahip olan cemaat/lerin sivil kalabilmelerinin ve demokrasiyi tehlikeye sokmadan, varlıklarını sürdürebilmelerinin yolu var mıdır?

Cemaatleri, dini duygudaşlığın ötesine geçmelerini ne önleyecektir? Dünyevi çıkar ilişkilerine, cemaat mensubu olmanın “makam, para ve şöhrete” dönüşmeyeceğini kim garanti edebilecektir? Unutulmamalıdır ki, sosyolojik olarak cemaatler, şeyh-mürit ilişkisine dayanır, biatları da kendi şeyhlerinedir. Tıpkı darbe kalkışmasında olduğu gibi…

Demokratik siyasal sistemler yurttaş olmayı, sorgulamayı ve eleştirel bir zihniyeti gerektirir. Bu nedenle cemaatlerin siyasal alana geçmemelerinin, yani devlette kendi amaçları doğrultusunda örgütlenmemelerinin garantisi var mıdır sorusunun yanıtı, “demokratik, laik bir hukuk devleti yapısı” varsa evettir. Ancak böyle bir devlet tüm topluluklara, gruplara, cinslere eşit mesafede olabilir; ancak böyle bir devlet liyakat ve toplumsal adalet temelinde, yurttaşların hakkının, hukukunun, mülkünün ve özgürlüklerinin garantisi olabilir. Devlet, demokrasi, hukuk devleti, laiklik, liyakat ve adalet ilkelerinden uzaklaşırsa, devreye başka ilke ve ilişkiler girer. Örneğin, devlet, kamusal alan ve toplum cemaatler arası bir paylaşım alanına dönüşür.

Geçmişi askeri darbelerle dolu ve zor bir coğrafyada olan Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, 1980 darbesi iyi analiz edildiğinde askeriye ve devletin diğer kurumlarının nasıl ele geçirildiğini anlamak zor da olmasa gerek. Aslında temel sorun, son yıllarda dinin dışında kamusal alan bırakmayan, cinsiyetçi-gelenekçi bir siyasal söylemi içeren siyasal İslam’ın, devleti hızla ele geçirme çabası. Ama bu ele geçirmede de bir cemaatin diğerlerinden çok fazla ve farklı biçimde yol aldığı son darbe kalkışmasıyla ortaya çıktı. Bu süreçlerde çatışma 17-25 Aralıkta şiddetlendi,  yaşananlar bir boyutuyla siyasal İslam’ın devlet üzerinden bir iç kavgasına dönüştü. Ama bu kavganın bir darbe kalkışmasına kadar gideceğine çok az insan inanırdı.

Baştaki sorumuza dönersek, “Cemaatlerin sivil alanda kalması mümkün müdür? Nasıl mümkün kılınır? Tek yanıtı var: “Demokratik laik hukuk devleti…” Darbenin önlenmesinde de demokrasiden, temel hukuk devleti ilkelerinden, temel hak ve özgürlüklerden uzaklaşılmamalıdır. Tıpkı halkın, tüm siyasal partilerin demokraside oydaşlığı gibi, sahip çıktığı gibi demokrasinin tüm kurum ve değerlerini yaşatmalıyız ve geliştirmeliyiz. Ama onun ötesinde çoktandır öne çıkan –çoğu kaba– cinsiyetçi söylemler de bu arada yeniden gözden geçirilmelidir. Darbe kalkışmacılarına yönelik gözaltılarda 10 aylık bebeğe uzanan eril dil ya da darbeye karşı sokağa çıkan bazı cemaat mensuplarının kadınlar evde kalsın sokaklar erkeklerin işidir!, türü cinsiyetçi açıklamalarda olduğu gibi, eril söylemin çirkinliği bizleri düşündürmeli!

Başbakan Binali Yıldırım bir konuşmasında bir kamyondaki iki kadının resmine bakıp, ağlıyordu. Demokrasiye sahip çıkmada kadın-erkek hep beraberse, bu beraberliği demokrasiyle, cinsiyet eşitliğiyle taçlandırmak gerekir. Biz kadınlar, demokrasinin ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin takipçisi olduk ve olmaya devam edeceğiz…


Üye Ol



Üye Girişi