Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


09.07.2015 - 22:23
814
Yazı Boyutu:    
 
 
AKP hükümetleri döneminde, özellikle son beş yılda, ulusal siyasette kadınların artan görünürlüğüne rağmen, toplumsal konumlarında epey gerileme yaşandı. Daha da yoksullaşan, 4+4+4 ile örgün eğitimden dışlanan kadınlar, çalışma hayatında da tek tipleştirilmek istendi ve kadın emeğinin görünmezliği daha da pekiştirildi.
 
Öyle ki OECD ülkeleri arasında dip yapmış durumdayız. Kadınlar, yaşamak için kuralsız ve güvencesiz çalışmak zorunda. Kayıt dışı çalışan, römorklarda ve kamyonetlerde taşınan, mevsimlik tarım işçisi olan kadınlarla ise, kimse ilgilenmiyor. Onların açık ya da kapalı olmaları önemli değil, her tür emek sömürüsüne açık olmaları dışında. Trafik, ihmal ve taşören firma canavarlarına kurban edilmeleri çok da önemli görülmüyor. 
 
Kadın istihdamı paketlerinin içinden her seferinde ataerkillik çıkıyor. Unutulmamalı ki, kamu harcamalarına kısıtlama getiren neoliberal politikalar sosyal devletin çekildiği alanlarda sorumluluğu topluluklara ve ailelere, daha çok da kadının omuzlarına yıkıyor. Evde, kısmi ya da yarı zamanlı çalışmanın öngörüldüğü, doğurganlığı ve geleneksel rolleri teşvik eden istihdam paketleri hazırlandı. Aile ve toplumun ihtiyaç duyduğu ev işlerinin ve bakım hizmetlerinin hemen tümünü kadınların üstlenmesinin zorunlu kılındığı sosyal politikalara öncelik tanındı. Kadınların evde kalarak engelli ve yaşlı bakım hizmetlerini gerçekleştirmesi karşılığında ödenecek cüzi sosyal yardım programları geliştirildi.
 
Kadınların yaşamları ve bedenleri üzerindeki kontrol isteği ise, tavan yaptı. Öylesi bir cinsiyetçi bakış açısı hâkim oldu ki, bu iş kadın cinayetlerinde ahlaki ve dinsel kodlarla bezenmiş bir kadın düşmanlığı haline dönüştürüldü. İlahiyatçısından şoförüne, öğretmeninden bakanına tüm erkekler, ağız birliği etmişçesine, bir erkek sınıfı biliciyle, kadınlara ne yapmaları gerektiğini anlata anlata doyamadılar. Evlerinden çıkan, okula gitmek, çalışmak ya da kamusal alanda gezmek isteyen, yani özel alanın mahremiyetini bozup kamusala, erkeklerin alanına, hadlerini bilmeyerek (!) çıkmak isteyen kadınlara, hadlerini bildirmeyi kendilerine vazife gördüler, görmekteler. Kadınları silikleştirme ve sindirme çabaları, aile, gelenek ve din ile birlikte harmanlanan ataerkillikle daha da arttı. 
Meğer kadınların kamusallığından, kamusaldaki istek ve başarılarından, hatta varlığından duyulan rahatsızlık ve korku öyle bir hal almış ki, erkeklerin “abartılmış ve kışkırtılmış” üstünlük duygularının bu kadar zedelenmişliğini görememişiz! … 
 
Erkekliğin yaşadığı kriz, dindarlığı ve kindarlığı kadınlara karşı da yöneltme başarısını gösterdi. Cahillik ve cinsiyetçilik, eğitilmiş erkekler de dâhil olmak üzere, gelenek ve din adı altında yeniden hortlatıldı. 6 yaşındaki küçük kız çocuğunun evlendirilebileceği fetvasını veren erkeksi bilinç, önce kürtaj hakkını sorgulamaya açtı. Okuldaki etek boyundan, üniversite öğrencisinin başının açıklığına dem vurarak, toplumun sindirilmişliği eşliğinde, kadınlara neyi nasıl yapacaklarını tüm fütursuzluğuyla ilan etti. 
 
Artık mufahazakar demokratlığın arkasına ya da AB sürecine sığınmaya gerek duymadan, açıkça ilan edilen bir cinsiyetçi yapılanma söz konusu… Tüm bunlar olası bir AKP-CHP koalisyonunda özellikle dikkate alınmalı. Kadına ilişkin alanlarda ve ilgili Bakanlık ve kamu kurumlarında tahribatın giderilebilinmesi için CHP duyarlı olmalı. Cumhuriyetin mirası olan eşit toplum idealine düşen sorumluluğu, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda da üstlenmeli. Koalisyon görüşmelerinde bu amaçlarını gerçekleştirme konusunda gerekli maddeleri görüşme protokollerine koymalı!
 
 
 
 

Üye Ol



Üye Girişi