Ne adına bu Teklif? | Songül Sallan Gül

Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


01.06.2016
2009
9
Yazı Boyutu:    
Son yıllarda siyasal iktidarın vekillerinin kadınlarla ilgili neredeyse tüm açıklamaları en azından kadınlarda, infiale yol açıyor. Bu nasıl bir bakış açısıdır, anlamak daha da zorlaşıyor. Her ay bir yenisi ekleniyor. Mayıs ayının açıklaması da; “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu”ndan geldi. İnsan ve kadın haklarının elinin tersiyle itildiği, her tür sorunun şiddet ve baskıyla çözülmeye çalışıldığı bir dönemde, bu teklif kadınlar ve çocuklar aleyhine Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve 6284 Sayılı Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası başta olmak üzere pek çok kanunda değişikliği öngörüyor.  En önemlisi şiddeti devlet memuru kafasıyla mesai saatlerine sıkıştırırken, kadın örgütlerini devre dışı bırakıp, İstanbul Sözleşmesi’nin yasakladığı şiddette uzlaşma ve arabuluculuk yöntemini meşrulaştırıyor.

Ataerkil zihniyet her tür ideolojiyle eklemlenerek, pratik ve pragmatik olarak, daha çocuk yaşta itaatkâr olmayı, yetişkin erkek düzenine hizmet etmeyi ve onların eril dünyasının kurallarını hakim kılmayı öğretiyor. Goffman’cı anlamda kapalı bir topluma dönüştürmeye çalışıyor tüm Türkiye’yi. Ne adına? Zenginlik. Ne adına? Gelenek. Ne adına? Din. Bunun adı ne gelenek, ne din! Açık konuşmak gerekirse bu kaba ataerkilliğin inşasından başka bir şey değil. Ataerki, adını değiştirerek yeni meşru hegemonya ve şiddet kalıpları üretiyor… 
Ataerki için cinsellik tahakküm alanlarından biri, erkeğin kadın ve çocuklar üzerindeki egemenliğini pekiştirdiği bir alan. Hele son günlerde üniversitelerde bile, elinde mikrofon verilip dolaştırılan ve giderek hegemonik erkekliğin simgesi haline gelen din tacirleri, pedofiliyi ve kadına yönelik şiddeti meşrulaştırmaktalar… 

Türkiye’de daha da otoriterleşen erkek egemenliği, adeta kulakları sağır edercesine sesini yükseltiyor... Sesi kısılan demokraside ise, bazı kadın örgütlerinin ve muhalif medyanın itirazları yükseliyor. Diğerleri ise, sessiz kalarak işbirliğine devam ediyor. Farklı erkekliklerin ortak paydası olan güçlü erkek egemenliği; kadını, çocukları ve diğer kimlikleri güçsüzleştirmeye çalışıyor, herkesi hizaya çekmeye devam ediyor. Bu zihniyet çocukların ve kadınların cinsel istismarına göz yumuyor, her tür şiddeti sistematik hale dönüştürerek kendini var ediyor. Bu komisyon teklifinde de bunun izleri var… Zaten istismar edilen, enseste uğrayan kız çocuklarının mağduriyeti ortada. Hele son günlerde erkek çocuklarının da bu ülkede ne kadar çok istismar edildiği gerçeği, üstelik kendi cinsine yönelik olanı da eril tahakkümle meşrulaştırmakta. Nasıl bir erkek-yetişkin (!) zihniyeti? Erkek adaleti?

Geçenlerde bir erkek öğretim üyesi arkadaşımla son günlerde malum yurtlardaki istismarı konuştuk. Kendisi de dini yurt olmasa da hayatının, öğreniminin önemli bir kısmını yurtlarda geçirmiş biri. Yurtlarda yetişkin erkeklerin erkek çocuklarına bu tür tacizlerinin yaygın olduğu, tabu haline geldiği, bilindiği, ama konuşulmadığı, konuşulmasına izin verilmediği Türkiye gerçeğini ifade etti. Oysa konuşulmalı ve "dur" demeli, sıfır tolerans olmalı! Kadına yönelik şiddet de 1980’lere kadar böyleydi. Kadınlar, erkek baskısına, ataerkiye karşı başkaldırdı. İnsan olarak kadın haklarını talep ettiler ve bu haklarından vazgeçmeyecekler de… Erkekler, kendi cinslerinin taciz ve tecavüzlerine, ezilmişliklerine karşı ne zaman dur diyecekler? Korkmasınlar, biz onların çoğu gibi ataerkiyle işbirlikçilik yapmayacağız. Kız ve erkek çocuklarının taciz ve tecavüzüne hep beraber "dur" diyeceğiz! demeliyiz…

Üye Ol



Üye Girişi