Sevgi tüm yaraları sarar | Yaşar Seyman
04.01.2017
2225
38
Yazı Boyutu:    

Kayseri’ye gidiyoruz…

 Sendikacı olarak Anadolu’nun şehirlerine gitmek insanı gönendiriyor. Sendikacı olmanın sorumluluklarını duyumsuyor, emeğinin karşılığını öyle güzel alıyor ki insan, hep oralarda kalası geliyor.

Bu kez yaralı gidiyorum…

Sezen’in şarkısı gibi tepeden tırnağa herkes yaralı misali...

 Katıldığım bir sanatsal etkinlikte gözlerimin önünde suçsuz günahsız bir insan öldürülüyor. Bir cinayeti görüyorum.  Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov konuşurken; bir gazeteci arkadaşla yan yana dinliyoruz. Arkamda sendika çalışanımız var.

Huşu içinde serginin açılışında sanat konuşulurken,  Yazar, Çankaya Belediye Başkan Yardımcısı ve Rusya Büyükelçisi arka arkaya konuşuyorlar. Konuşmalar Türkçe ‘den Rusça ‘ya Rusçadan Türkçe ‘ye çevriliyor. Ansızın tekbir getiren bir sesin ardından kurşun sesleri, çığlıklar ve bilinen olay, yaşanıyor.

Alçakça eşinin gözleri önünde sırtından kurşunlanan bir diplomatın sergiden bir ambulansla çıkarılması; evine dönmek yerine morga konulması; olayın şoku içinde bile bu gerçeği bana unutturmuyor.  Oradan çıktıktan sonra oğlumu sakince arayıp iyi olduğumu, televizyondaki son dakika haberlerine bakmasını istiyorum.

10 Dakika sonra oğlum arıyor.  ‘Anne Rusya Büyükelçisi öldürülmüş. Suikastçının polisle çatışması sürüyor. O anda çok üzülüyorum. Yanımdaki kadının ayağından vuruluyor! Sendika çalışanımız Mehmet’le sendikamıza yürüyerek dönüyoruz. Bu arada Mehmet, bana, ‘size eğilin diyorum eğilmiyorsunuz.’ Diye kızdığını anımsıyorum.

Olaydan dört gün sonra karayolu ile Kayseri’ye ödül törenine gidiyoruz. İş Bankası çalışanlarının ‘Hizmet Hatıraları Ödül Töreni’ var; ben onlara ‘Emek Ödülleri’ diyorum. Her tören çok anlamlı, renkli ve güzel geçiyor. Banka Genel Müdürü ve Sendika Genel Başkanı konuşmalarıyla umut veriyor.  Moral depolayan çalışanların yüzleri bir başka gülüyor, ertesi iş günü bir başka canlı başlıyor.

Kayseri’deki ödül töreninde konuşma yapacağım. Odamda hazırlanırken; inanılmaz bir heyecan ve tedirginlik duyuyorum. Yüreğim pır pır atıyor. Dört gün önce gözlerimin önünde mikrofonda konuşan Anadolu deyimiyle dağ gibi adamı kurşunlar deviriyor. Günlerdir o görüntü ile derin uykulardan uyanıyorum. Son kez aynaya bakıp, Allah’ım, sen, bana güç, kuvvet ver diye dua edip; ödülün yapılacağı salona iniyorum. Yüzün üstünde insan ayağa kalkıyor tek tek ellerini sıkarak, hatırlarını sorarak, masama doğru yol alıyorum. İlk sözü Kayseri Ticari müdürü alıyor. Bizlere hoş geldiniz diyor. Ardından bölüm müdürü konuşmasını yapıyor. Sunucu kadın beni konuşmamı yapmak üzere çağırıyor. Yüreğim yine pır pır alkışlar ve sevgi dolu bakışlar arasında mikrofona ilk sözcüklerimi heyecan ve titrek bir sesle söylüyorum. İrticalen konuştuğum için dinleyen sendika üyelerimiz, temsilcilerimiz ve bankamızın başarılı yöneticileriyle göz teması kuruyorum. Sevgiyle bakan, ilgiyle dinleyen o güzel insanlara konuşmamı sürdürüyorum.

Bu tür yemeklerde uzun konuşmayı sevmediğim için sıkça da Anadolu’ya uğramadığımdan ikisi arası zaman diliminde konuşmamı tamamlıyor ve dört gün önce yaşadığım şoktan çıkıyorum.

Oysa o güne değin bir psikolojik destek almıyorum.

Erciyes Dağı’nın seyrinde kar beyazı gün bana içinde bulunduğum kurumların ki biri örgütlü olduğumuz banka diğeri içinde bir ömür tükettiğim sendikanın ne kadar büyük zenginlik olduğunu gösteriyor.  O kurumlardaki o güzel insanların selamlayışı, alkışı, bakışı beni o karanlık olayın etkisinden çıkarıyor. Boşuna demiyor büyüklerimiz; “karanlık ne kadar büyük olursa olsun, bir mum ışığı onu parçalar.” 

Ülkemizi içinde bulunduğu karanlıktan çıkarmak için parçası olduğumuz kurumlarımızın bağlılığı, dayanışması, güveni, sevgisi ile ortak değerlerimizin farkına varıp aydınlığa yürümeliyiz…

Gün dayanışma günüdür!

 


Üye Ol



Üye Girişi