Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


01.04.2016
1499
5
Yazı Boyutu:    

Türkiye’de sağ ve sol ayrımlaşması çok partili hayata geçişle birlikte belirginleşmeye başlamıştır. Sağ ve solun kültürel ve sınıfsal ayrışması ise, 1946 yılı sonrasında siyasal elitler merkez olarak Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) etrafında toplanırken, heterojen ve dağınık gruplar çevrede, yani Demokrat Parti (DP) etrafında bütünleşmiştir. Aslında bu ayrım sağ ve soldan çok, merkeze karşı bir muhalefeti temsil etmiştir. DP, daha sonra merkez sağın ana geleneği haline gelmiş ve sonrasında da her sağ parti kendini bu geleneğin temsilcisi ilan etmiştir. Sağ gelenek, serbest piyasaya dayalı liberalizmi ve kalkınmacı anlayışı benimsemiş, en azından bundan gocunmamıştır. 

1950 ve 1960’larla başlayan iktidar (DP) ve muhalefet (CHP) arasındaki karşıtlık, sağ-sol arasındaki ideolojik çatışmaları biçimlendirmiştir. Türkiye’de sağ, dinsel eğilimleri ve milliyetçiliği farklı düzlemlerde kullanarak, bazen eşitlikçi popülizmle, bazen de ataerkiyle eklemleyerek ideolojik kalelerini oluşturmuştur. 1970’li yıllarda dinci sağı temsil eden Refah Partisi (RP) geleneği kapitalizme karşıtlığı benimsemek yerine kapitalizmi İslami motiflerle yeniden üretmeye başlamış, sosyal adalet vurgusu ile toplumun alt sınıflarını da kapsayarak, neredeyse piyasa sosyalizmine varan bir çizgiye ulaşmıştır. 1990’larda ise, Milli Görüş’ü içinde parti ikiye bölünmüş; Saadet Partisi (SP) kanadı daha gelenekçi çizgide yer almıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ise, 31 Mart 2008’de parti hakkında açılan kapatma davasına kadar, Avrupa Birliği (AB) yanlısı muhafazakâr demokrat kimlikle öne çıkmıştır. 2011 sonrasında ise, AKP, RP çizgisine daha çok yaklaşmaya başlamıştır. Kalkınmacı refah söylemiyle kapitalizmle sorunu kalmamış, en azından öyle görünmüş, ama kendisini/liderini dünya lideri ama ağırlıkla Müslüman dünyanın lideri olarak kurgulayan bir siyaset oyununu sergilemeye başlamıştır. İktidar olan ve iktidarda kalma arzusunu süreklileştiren, otoriter milliyetçilik vurgusunu artıran, Türkiye’yi dini ve ahlaki açıdan hizaya getirmeye daha güçlü vurgu yapan, hatta neredeyse tüm yaşam ve özgürlük alanlarını din ve inanç ile kısıtlayan bir anlayışı savunur duruma gelmiştir.

Siyasal gündemde kadının adı var mı? Türkiye’de neredeyse tüm sağ parti programlarına sinmiş olan ataerkil hiyerarşik gelenek, dinin belirleyiciliği, otoriter kültür-ideoloji AKP ile somutlaşmaktadır. Kadınlar silikleştirilmekte, ehlileştirilmekte, muhafazakâr cinsiyetçi işbölümü dayatılarak hizaya sokulmaya devam edilmektedir. Ülkemizde demokrasinin geldiği düzeyi anlamak için kadınlara ve çocuklara yönelik artan kötü muamele, taciz, tecavüz ve ölümlere bakmak ve bunları meşrulaştırmaya çalışan iktidar hırsını, yargının cinsiyetçiliğini ve toplumda yaşanan akıl tutulmasını görmek yeterlidir!

 


Üye Ol



Üye Girişi