Türkiye’de eğitimde cinsiyet eşitsizliği makası azalıyor mu? | Songül Sallan Gül

Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


03.10.2015
1782
11
Yazı Boyutu:    
Sabancı Üniversitesinin Eğitim Reformu Girişiminin 2014-2015 Raporu ve “Eğitim İzleme Raporları”nın sekizincisi olan eğitim raporu açıklandı ve böylelikle bir kez daha Türkiye’nin eğitimdeki durumu masaya yatırıldı. Bu raporun kadınlar açısından değerlendirmesini yaptığımızda; karşımıza çıkan tabloda bir olumlu, fakat onlarca olumsuzlukla karşı karşıya olduğumuz ortada. 

İlkokul ve ortaokulda kızların okullaşma oranında göreli bir iyileşme söz konusu. 2013 yılında kızların yüzde 93’ü, erkek öğrencilerin ise yüzde 95’i ilkokula giderken, 2015’te okullaşma oranı bir önceki yılda yüzde 99,6 iken, bu oran yüzde 96,3’e gerilemiş, ama ilköğretimde okullaşma oranlarında erkek öğrencilerde bu oran yüzde 96’ya ve kız öğrencilerde ise, yüzde 96,6’ya çıkmıştır. Ortaokulda yine bu oran, 2013’de yüzde 94,5 iken, bu 2014-2015’de yüzde 94,4 olmuştur. Bir başka ifadeyle ilk ve ortaokulda kız öğrencilerle erkek öğrenciler arasındaki açık, azalmaya başlamıştır. Bu oranlar, eğitimdeki tablonun tek iyi yanı gibi görünüyor. 

Ancak eğitimin ilerleyen yıllarında ve seviyelerinde erkek öğrencilerle, kız öğrenciler arasındaki fark kapanmak bir yana, makas daha da açılmaktadır. Tıpkı 4+4+4’de beklendiği gibi… 

Raporda, genel olarak eğitimin niteliğinde bir iyileşme olmasa da, özel okul oranındaki artışla ilgili bölümü oldukça dikkat çekici. Özel okullarda öğrenci sayıları her düzeyde artmıştır. Özel ilkokullardaki öğrenci sayısı 2015 yılında yüzde 10, özel ortaokullardaki yüzde 15 artarken devlet okullarından kaçış, yüzde 5 olmuştur. Üstelik raporda lise sayısının yüzde 3 oranında arttığı, yani yüzde 76,7’den yüzde 79,4’e yükseldiği ve Türkiye genelinde liselerdeki net okullaşma oranının derslik başına düşen öğrenci sayısını da azalttığı ifade edilmektedir. Sayı 29’dan 26’ya düşmüş durumdadır. Ama bu iyileşme kız öğrencilerinin lise düzeyinde okullaşma oranlarına yansımamaktadır. Aradaki cinsiyet eşitsizliği makası yüzde 15’lik bir farkı doğurmaktadır.

Kız öğrencilerin ortaokuldan sonra, üçüncü +4’deki alternatifi, artan okul sayısı ve azalan kalabalık sınıflarda eğitime erişimleri değil, eğitime uzaktan bakarak, toplumsal cinsiyet rollerini daha iyi yerine getirmelerinin istendiği daha belirgin bir biçimde görülmektedir. Kız öğrencileri için lisenin alternatifi çocuk evlilik ya da açık liseler gibi görünüyor. Öyle ki son iki yılda açık liseye gitme sayısı 458 bin kişi artmış durumda.
Eğitimin vahim yanlarından biri artık kamusal niteliğinin devlet eliyle bozulması, her yönden kalitesizleşmesi ve İslamlaştırılması, sınıfsal ve bölgesel eşitsizliklerin yanında giderek artan oranda cinsiyetçileştirilmesi ve teşviklerle iyice piyasalaştırılmasıdır. Bir başka deyişle, eğitimin özelleştirilmesi ve nüfusun çoğunluğu için kaliteli eğitime erişimin azaltılması yoluyla kız öğrencilerin eğitimdeki durumu daha da kötüleşmekte, insan ve yurttaş olma hakları gasp edilmektedir.

1990’ların ve 2000’lerin neoliberal söylemleriyle yola çıkan siyasal iktidarlar ve AKP, yaratmış oldukları geri kalmış bölgenin, geri kalmış figürü olan ‘kız çocuğunun kurtulmasını ’ istemeyi (!) çoktan bıraktı… Artık evrensel eğitimin sağlanması ile kadınların güçlendirilmesi arasında kurulan bağ da koparılmış durumda. Kalkınmacı söylemin kullanılmasına rağmen, son yıllarda giderek muhafazakârlaşan ve İslamlaşan toplumun, erkeklik krizinin aşımında cinsiyetçilik, iktidar kurma aracı olarak milliyetçilikle eklemlenmekte ve böylece eğitimdeki iktidarını daha da pekiştirmekte. Yeniden seçimlerin yapılacağı 1 Kasım’da kadınların kendi gerçeklerini daha iyi sorgulamasının zamanı gelmedi mi? 


Üye Ol



Üye Girişi