Yaşam tarzı | Berrin Gürçay Dilekçi

Berrin Gürçay Dilekçi

Kazete imtiyaz sahibi, başyazarı

berrind@kazete.com.tr


04.01.2017
2169
40
Yazı Boyutu:    
Son günlerde en çok duyduğunuz kelimelerden biri oldu, yaşam tarzı.

Yaşam tarzı; insanların geçmişinden gelen alışkanlıklarını kimsenin müdahalesi olmadan özgürce yaşamaları halidir.

Dayatmayla, toplumsal mühendislikle, mahalle baskısıyla, toplumsal roller, cinsiyet rolleriyle, dini baskıyla, cemaat baskısıyla halkın üstünde kurulan zorunluluklar yaşam tarzına müdahaledir.

Türkiye'de AKP iktidarıyla başlayan islamlaştırma politikalarının getirdiği alternatif yaptırımlar, insanlar üzerinde tedirginlik, bireysel hakların ihlali düşüncesi yaratarak ve yaşam tarzlarını değiştirmek konusunda her tahakkümü meşru kılarak, halka dayatılan bir söylem haline getirilmiştir.

Öyle ki; en acı bir şekilde yaşadığımız son terör olayında bile iç ve dış dünyadan gelen haberler genellikle 'yaşam tarzı' üzerine kuruluydu. Neden herkes ağız birliği etmişcesine ‘yaşam tarzı’ndan bahsediyordu?  Ülke olarak yumuşak karnımızın ‘yaşam tarzı’nda düğümlendiğini herkes biliyordu. Terör örgütü bile bunu kaşımaya çalışarak en zayıf noktamızdan bizi vurmaya çalıştı. Mesaj alındı ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün bir açıklama yapma gereği duydu. Erdoğan’ın açıklamaları şöyleydi:
 
 “Ben de tasvip etmediğim şeyleri söylemişimdir ama asla kimsenin hayat tarzına müdahale etmedim. Kimin yediğine içtiğine karışılmıştır, soruyorum. Ezan okuyan müezzin üzerine yürümek nasıl yanlışsa namaz kılmayana baskı da yanlıştır. Tüm bu hassasiyetleri herkes için göstermeliyiz. Türkiye bir hukuk devletidir. Hesap sormayı yaptırıma dönüştürecek tek merci hukuktur. Kimse sokakta bunu kendi başına yapma hakkına sahip değildir” diyor ve devam ediyor:
 
 "Türkiye’de etnik kimlik ve inanç üzerinden siyaset yapılmasına benim kadar karşı çıkan birisi daha var mıdır bilemiyorum. Türkiye’nin hayat biçimi yüzünden en çok saldırıya maruz kalmış kişi bu kardeşinizdir. Hakkımda demediklerini bırakmadılar, eşime çocuklarıma saldırdılar. Benim gibi Karadeniz kökenli, Kasımpaşa’da yetişme, biri bile yasal haklarımı kullanmamın dışında bir yola başvurmadım."
 
Artık bu hesaplaşmaları bitirmek zorundayız!
 
Kimse kimsenin; dinine, inancına, etnik kimliğine, özel yaşamına (oturmasına, kalkmasına, yemesine, içmesine, gezmesine, eğlenmesine, giyimine, süslenmesine, nasıl doğuracağına, kaç çocuk yapacağına, kaç yaşında evleneceğine, vb…) karışılmasını istemiyor.
 
Devlet eliyle bunların dikte edilmesini ve bazı yasaklarla gözdağı verilmesini hiç istemiyor.
 
Cumhuriyetten, laiklikten, Atatürk devrimlerinden, parlamenter düzenden, hukukun üstünlüğünden, kadın erkek eşitliğinden, çağdaş eğitimden, demokratik uygulamalardan ve bağımsızlığımızdan hiç ama hiç kimse ödün vermek istemiyor.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da belirttiği gibi “Tüm bu hassasiyetleri herkes için göstermeliyiz” sözünü hepimiz şiar edinmeliyiz. Tahriklere karşı koymak, sosyal barışı, birliği ve beraberliği sağlamak için asla nefret dilini kullanmamalıyız.
 
Barış ve huzur dolu bir Türkiye için...   

Üye Ol



Üye Girişi