Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


04.01.2016
2027
15
Yazı Boyutu:    

Yeni Meclis'de yeniden Anayasa sürecinde “Yeni anayasa’ adı altında başlayan muhalefet partilerini ziyaret girişimlerinin ilkini Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yaptı, gerisi gelir mi? Şüpheli! Ama Anayasa tartışmalarının odağına yine ve yeniden başkanlık sistemi oturacak gibi. Yeni anayasada cinsler arasındaki ilişkinin muhafazakârlık üzerinden kurulacağı muhakkak. Ama biz yine de yeni Anayasa çalışmalarından beklentilerimizi sıralayalım, belki sağır sultan duyar da insafa gelir?

Aslında Anayasa, devletin temel organlarını, bunların yapısını, işlevlerini ve yetkilerini, birbirleriyle olan ilişkilerini ve bunların karşısında vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen kurallar bütünüdür. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin de, anayasal güvenceye alınması gerekir. Aslında kadınların hakları yasal düzlemde var gibi, ama uygulama zihniyetinde ataerkil engeller aşılamıyor bir türlü!

Küreselleşmenin kapitalist dinamiklerinin geleneksel ile modern arasında aklı ve bilimi tekniğe ve ilme indirgediği, sosyal bilimleri dışladığı bir süreçte, toplumsal cinsiyet ilişkilerinde biyolojinin eril tahakkümü yine ve yeniden kadınlar üzerinden egemenliğini kuruyor. Demokrasi yerini lider sultasına, yurttaşlık anlayışı yerel ve etnik milliyetçilik temelinde eril savaş taktiklerine, insanlık ise, sahile vuran çocuk bedenine ya da sokak ortasında bırakılan cesetlere bırakmış görünüyor.

Kalkınmacı zihniyetin engel tanımadan her şeyi piyasalaştırdığı, akıl tutulmasının yaşandığı bir dönemde, toplumsal alan da, toplulukçu zihniyete bırakılmış durumda. Cemaatlerin, milliyetçiliğin ve militarizmin güç kavgasına girdiği bu dönemde, siyaset sahnesinde radikal demokrasiye ve yeni kamusal alanlara ihtiyacımız olduğu ise, kesin.

İnsan hakları temelinde bireyi güçlendiren, özgürlükleri teminat altına alan ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis eden bir Anayasa olmalı yenisi. Bunun için de sadece iktidarı elinde tutana demokrat olan değil, tüm topluma demokrasiyi egemen kılacak yeni bir Anayasaya olmalı! Yeni anayasada eşitlik temel ilke olarak kadınların da hakkı ve talebidir. Cinsler arası ilişkiyi biyolojiye indirgeyen, erkeklerin adaletine sığındırmayı öngören sığ anlayıştan kurtulunması da gerekli.

Cinsler arası doğal, biyolojik farklılıkların toplumsal ve kültürel yaşamda kadınların önüne nasıl cam tavanlar inşa ettiğinin de artık görülmesi gerekiyor. Kadın erkek eşitliği ötelenerek, kadınlar sözde korunma altına alınıyor ve toplumsal konumları sürekli özelle, evle ilişkilendiriliyor. Peki tekil kimlik olan annelikle kadınları özdeşleştirmek ve kadınları korumayı hedefleyen koruyucu ataerkil politikalar ve yasalar ne derece doğru?

Yeni Anayasa’da ise, kadın, ataerkil toplumun imajına uygun olarak, 'eş', 'anne' sıfatıyla değil, kendisi olarak yer alabilmeli. Hatta kadınlar ve toplumdaki yoksul, engelli, farklı cinsel yönelimli ve yaşlılar gibi dezavantajlı konumda olan ya da düşürülen gruplar için pozitif ayrımcılık anlamına gelecek her tür önlem garanti altına alınmalı.

Kadın haklarını inanç ve Batı karşıtlığı adına hiç saymak, kadın özürlüğünden korkarak eve ve erkeklere bağımlıklarını artırmak, aileyi olduğu gibi toplumu da hukuksuz bırakıyor. Demokrasi yerine şiddet kültürünü egemen kılıyor. Bu nedenle eril muhafazakar anlayışın neredeyse tüm toplumun gözlerine indirdiği bu perdenin ve diğerkâmlığın artık kalkması gerekli.

1940’lı ve 1950’li yıllarda kapitalizmin kalkınmacı politikalarıyla Batı, yoksulluk yardımları dolayımlı izlediği refah ve doğurganlık politikalarıyla yoksulluğu kadınsılaştırdı. Peki, bizde benzer süreç neden muhafazakârlık adına hızla işliyor? Muhafazakar cinsiyetçilikle kapitalizmin nesine hizmet ediliyor? Hep beraber düşünelim!


Üye Ol



Üye Girişi