Tam Ekran Yap
Üye Girişi
Üye Ol
Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Künye | Abonelik | Reklam | Arşiv | Blog |
Politika
Toplum
Eğitim
Hukuk
Dünya
Yerel Yönetim
Ekonomi
İş Dünyası
Sağlık
Kültür Sanat
Örgütlenme
Güncel
Çevre
Yaşam
Teknoloji
Kazete Mazete
Yazarlar
PsikoKadın
Abonelik
Linkler
Abonelik
Reklam
Arşiv
İletişim


Yazara E-Mail Gönderin

01-Eylül-2010 Çarşamba

Kodlanan Hayatlar…

Anımsayacağınız gibi geçen ayki yazıda hiçbir sanat yapıtının gerçek hayatın kendisi kadar şaşırtıcı olmadığından bahsetmiş ve bu deyişe çok uygun düşen gerçek bir yaşam öyküsünü anlatmıştık kısaca.  Ama bazı yaşam öyküleri var ki yıllardır bize aşılanan ve dayatılmaya çalışılan toplumsal roller nedeniyle ne yazık ki pek çoğumuzu şaşırtmıyor.  Sanırız çoğu kez bu olgu bizzat kadınların kendileri tarafından da içselleştirilmesi nedeniyle, kadın erkek eşitliği konusundaki en büyük bariyerlerden birini oluşturmakta. İnsan, kodlanan bazı statü verilerini ne kadar içselleştirirse o kadar toplumda onaylanır ve kendini daha mutlu hisseder. Ya da mutlu olduğunu sanır ve bu oyun böylece  devam eder gider.  Bu tarz kodlamalara en iyi örneklerden biri de kadınların “eş” olma durumuna dair olanıdır.  Malum olduğu üzere çeşitli toplumsal rollere dair statü katmanları vardır. Bunlardan en önemli ikisi, eş ves anne olmaktır. Yıllardır kodlanan bu değerlere inanan ve içselleştiren kadınların tek derdi ne olursa olsun evli olmaktır. Kocaları ne yaparsa yapsın sonuçta eş dost yanında toplum içinde evli olmalarının kendilerine bir statü kazandıracağına inanırlar. Bu evliliği elde edebilmek sürdürebilmek onlar için çok önemlidir. Her ne olursa olsun bu statüye ulaşmak için yapamayacakları yoktur. Bazen buna ulaşmanın bedeli sadece kendi hayatlarına ilişkin insani açıdan onursuz davranışlar sergilemekle kalmaz, başka insanların da hayatlarını darmadağın ederler. Eğer söz konusu ev kadını ise, biraz daha toleranslı yaklaşarak onları anlamaya çalışmak, kısmen de olsa anlaşılır bir durum gibi görünmektedir. Ancak ne yazık ki burada anlatmaya çalıştığımız kadın türü ne yazık ki sadece ev kadınlarından ibaret değil.  

Öyle kadınlar var ki, sadece çalışmakla kalmıyor, önemli sivil toplum örgütlerinde de önemli görevler üstleniyor. Ancak, sürekli ve hatta saygın bir işi olması ya da pek çok sivil toplum örgütünde çalışması hayatını yeterince doldurmaya ve kendilerince de yeterince toplumda saygı görmeye yetmiyor olacak ki olmadık erkeklerin hayatında olmayı ve bu tuhaf adamların kötü ya da olumsuz pek çok davranışına maruz kalmayı umursamıyorlar. Ve ne yazık ki onlardan çok var, hem de sandığınızdan çok fazla. Muhtemelen yalnız kalmaktansa her tür onur kırıcı davranışı görmezden gelmek uğruna evli olmayı tercih ediyorlar. Bu tür kadınların sayısında bir azalma olmadıkça erkeklerin salt erkeklikleri nedeniyle burada sayılamayacak kadar pek çok olumsuz davranışta bulunmalarına şaşırmamak gerek. Belki de bu tür kadınların sayısı ve kadın-erkek eşitliğine inanan ve bu uğurda mücadele eden kadın sayısı arasında ters orantılı bir etkileşimin olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.  Yani bu tür kadınların sayısında ne zaman ciddi bir azalma olur, işte o zaman kadın-erkek eşitliği konusunda atılmaya çalışılan adımların başarıya ulaşma şansı o kadar kolay olmaktadır.  

Dayatılan bu kodları kabul edip etmemek. İşte bütün mesele budur. Şayet kabul eder ve hayatınıza içselleştirirseniz minik bir limanda ömür boyu  yaşar gidersiniz. Ama kadın olmak bir yana insan olmak onuru da söz konusu ise hayatınızda o zaman bu kodlanan değerleri nereye koymak gerek? Ya da tersi… Yani bu değerler varsa hayatınızda insan olmakla ilgili değerleri ne yapmalı? 

Herkesin yalnızlıkla baş etmesi çok kolay değil. Kim bilir her şeyin bedeli olduğu gibi, böylesi bir davranışın da bedeli var elbette. O da çoğu kez yalnızlık sanırım. Ya her tür onursuzluğa katlanacaksınız ama başınızda koca olacak ve toplum içinde “evli” olacaksınız. Ya da pek çok sıkıntıya ve toplum içinde olumsuz pek çok tavır ve davranışa karşı dimdik duracaksınız.  Elbette bu, o kadar da çok kolay değil. Dolayısıyla bütün mesele şudur: Ya bize dayatılan hayatlara mahkum olarak onurdan vazgeçmek ya da onurlu ama yalnız bir kadın olarak hayat yolculuğuna devam etmek…Ya da…zor karar değil mi?

Sağlık ve sevgiyle kalın…


Yazarın diğer köşe yazıları
02-Ağustos-2010 Pazartesi Film gibi..
01-Temmuz-2010 Perşembe Hayat ve Sezon Finalleri…
05-Haziran-2010 Cumartesi Afganistan’a ve Afgan Kadınına sevgilerimizle…
02-Mayıs-2010 Pazar 2.Türk Bilim Kongresi ve Orta Asya’da Kadınlar….
01-Nisan-2010 Perşembe Yemenin Bin bir Halleri: 'Yemekteyiz'
01-Mart-2010 Pazartesi Kadınlar Kadınları Anlatıyor: 'Parmaklıklar Ardında'
03-Şubat-2010 Çarşamba İhanet, Sadakat ve 'Ezel'…
31-Aralık-2009 Perşembe Eskişehir’den Kadına Yönelik Şiddetle İlgili Bir Proje…
01-Aralık-2009 Salı Bu kalpler unutmuştu bile!
01-Kasım-2009 Pazar Orta Asya’dan Gelen Emekçi Kadınlar…
01-Ekim-2009 Perşembe Sürgün Öykülerinden Bir Kadın…
31-Ağustos-2009 Pazartesi Ülke ve Etnisite Farklı… Öykü Tanıdık…
01-Ağustos-2009 Cumartesi 'Erkeklerin Değişe(meye)n Halleri'!
01-Temmuz-2009 Çarşamba Bişkek’teki Minik Kadınlar!…
01-Haziran-2009 Pazartesi Etler ve kadınlar
01-Mayıs-2009 Cuma Keşke Öykü Gerçek Olsaydı...
03-Nisan-2009 Cuma Orta Asya Sinemasında Değişen Kadın İmgesi–II-
01-Mart-2009 Pazar Orta Asya sinemasında değişen kadın (1)
01-Şubat-2009 Pazar Fast-Food Türü İlişkiler Öncesinden: Beyşenaliyeva ve Aytmatov Aşkı...
31-Aralık-2008 Çarşamba Ahıskalı Kadınlardan Hüzünlü Sevgiler....
02-Aralık-2008 Salı Ülke Farklı, Ama Öykü Tanıdık: Salamat Sadıkova
03-Kasım-2008 Pazartesi “Erkeklerin Değişe(meye)n Halleri”!
03-Ekim-2008 Cuma Kırgızistan'dan Selam ve Sevgiler...
Cumhuriyet Blv. No:161 Kat:3 Martı Apt. Alsancak - IZMIR
Telefon: 0232 463 63 00 Pbx. Faks: 0232 463 53 03
http://www.kazete.com.tr | kazete@kazete.com.tr