Gaye Güngör

gayegungor.com

05.06.2018 - 20:08
1356
4
Yazı Boyutu:    
Futbolla yatıp futbolla kalkan bir ülkeyiz. Yeri gelir canımızı veririz tuttuğumuz takım için yeri gelir kanımızı. Hatta damarımızı kesseniz tuttuğumuz takımın renklerinde akar o kan. Burak Yıldırım, Şenel Yeter, Celal Kurtuluş, Cihat Aktaş, Ferdi Aslan, canlarını bu uğurda feda edenlerden. Ya onların canlarını alan futbol magandaları? Onlar da, tuttukları takım için elini kana bulayanlar. 

Bir de toplu katliamlar var. Futbol terörü deyince aklıma Heysel Stadyumu katliamı gelir. Yıl 1985. Tarih 29 Mayıs. Televizyonumuz renkli miydi siyah beyaz mı tam hatırlamıyorum ama Juventus taraftarlarının Liverpoollu magandalar tarafından sıkıştırılıp duvarın altında ezilerek can verdiği o lanet olası Avrupa Kupası finali hafızamdan hiç silinmedi. İngiliz futbol takımları 5 yıl bütün Avrupa  müsabaklarından men edilmiş, Liverpool 1 yıl daha fazla ceza almıştı. 

Bir musibet bin nasihatten yeğdir derler ama futbolun ve holigan kelimesinin doğduğu bu ülkenin magandalarına bir musibet yetmemiş ki 2000 yılında yine Belçika’da futbol terörü estirip ortalığı kana buladılar hatta iki ülke arasında diplomatik krize bile yol açtılar.  Şimdi soruyorum size, futbol deyince aklımıza küfür, kavga, gürültü ve şiddet geliyorsa bizim suçumuz mu? Futbol deyince aklımıza yolsuzluk, kara para aklama, şike geliyorsa bizim suçumuz mu? Futbol deyince gözümüzün önüne elinde döner bıçağıyla stada gelen, hakemin başına çakmak, bozuk para, su şişesi atan magandalar geliyorsa bizim suçumuz mu? Futbol deyince hakemin üstüne yürüyen ve hakeme küfreden bir futbolcu geliyorsa bizim suçumuz mu? Futbol deyince sadece kelli felli ensesi kalın erkekler geliyorsa bizim suçumuz mu?

Ama artık futbol deyince aklımıza davullar zurnalar, kızlı erkekli şarkılar söyleyen taraftarlar gelecek. Küfürsüz stadlar gelecek. Kalite, huzur, sportmenlik, centilmenlik gelecek. Ali Koç sadece Fenerbahçe’ye değil, Türk futboluna, Türk sporuna hatta Türkiye’ye iyi gelecek. 

Dün, Ali Koç, Fenerbahçe Spor Kulübü Seçimli Olağan Genel Kurulu'nda, 20 bin 736 geçerli oyun 16 bin 92'sini alarak Fenerbahçe Spor Kulübünün 37. Başkanı oldu. 20 yıldır kulübün Başkanlığını yapan Aziz Yıldırım ise 4 bin 644 oyda kaldı.  Fenerbahçe Kongre üyeleri ve milyonlarca taraftar eski yönetimle devam etmek istemedi. Değişim dedi, dönüşüm dedi. 

Dünyanın bile yakından takip ettiği Kongre’de başta gerginlik yaşansa da katılım oranının yüksek olduğu seçimler renkli görüntülere sahne oldu. Oy kullanmaya, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından ailecek gelen Kongre üyeleri Fenerbahçe’nin yeni yüzünün nasıl olacağının göstergesiydiler. 

Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır. İktidarı elinde bulunduranlar nadiren kendi rızalarıyla giderler. Aziz Yıldırım, Ali Koç adaylığını açıkladığı anda bir daha aday olmayacağını açıklayabilir ve Ali Koç’u destekleyebilirdi.  O zaman efsane başkan olarak tarihe damgasını vurur ve göklere çıkartılırdı. O ne yaptı? İktidarı bırakmamak için her türlü yola başvurdu. Seçimi kaybedince de devrik bir lider gibi ortadan kayboldu. Halen bir açıklama yapmadı. 

Bir siyaset bilimci olarak bana en çok sorulan soru şu: Sonuçların böyle olacağını bilse yine de aday olur muydu? Evet olurdu. İktidarı elinde bulunduranların gözleri kördür. Onlar, kaybedeceklerine asla inanmazlar. O ihtimali akıllarına bile getirmezler. Hezimete uğradıklarında da ya etrafa saldırırlar ya da saklanırlar. 

Peki olaya bir de şöyle baksak. Adil bir seçimle başa yeni bir yönetim geldi ve tartışmasız bir üstünlük sağladı. Aziz Yıldırım’ı sabahtan akşama eleştirebiliriz ama o da neticede demokratik hakkını kullandı. Fenerbahçe tüzüğünde tekrar aday olma ve seçilebilme esaslarında Aziz Yıldırım’ın tekrar aday olması konusunda bir engel yok. 

O halde Ali Koç’un mazbatasını alır almaz yapması gereken Tüzük değişikliğine gitmek olmalı. Bir de yeni Başkan yönetimde daha çok kadına yer verseydi, daha iyi olmaz mıydı? 


Üye Ol



Üye Girişi