12.10.2019 - 21:14
995
3
Yazı Boyutu:    
Ruhu arafta asılı kalmış bir kadınım ben. Ne bu dünyada, ne de bedenim bu dünyada yok hükmündeyken rahattım. Şimdi başka acıları izleyerek katmerleniyorum. Çivi çiviyi söker derler…

İşte yine bir akşam, huzursuzluk kokan bir ev ve oda. Odanın ortasındaki yer sofrasında 5 kişi var, yemek yiyorlar. Bir anne ve 4 çocuk; üçü kız, en küçükleri de oğlan. Odadaki radyo akşam haberlerini veriyor. Duvarda büyük boy aile fotoğrafları var. Bu fotoğraflardan birinde sofrada oturan kadının gelinlikli halini ve yanında eşini görüyorum. Diğer fotoğrafta ise sofrada oturan 4 çocuğun, anne ve baba ile bulundukları piknikte çekilmiş bir fotoğraf var. Odada çok eşya yok; büyük eski bir kilim ve bir kaç yer minderi. Ortada duran kaseye ekmeklerini banarken kadın, iki çocuğuna okulun nasıl geçtiğini soruyor. Küçük kız, derslerinin çok iyi olduğunu, hocasının bugün ona aferin dediğini fakat ablasının hocayı anlamadığını, bu yüzden arkadaşlarının ablasına güldüğünü söylüyor. Ve de kendisinin babası gibi doktor, ablasının ise anca annesi gibi çiçekçi olacağını... 

Bunun üzerine bir sessizlik oluyor. Abla utanıyor. Anne ise, fotoğrafa bakıp iç çekiyor. Sofradan kalkmaya başlıyorlar. Herkes mutfağa bir şeyler götürüyor. Mutfakta çok bir şey yok. En küçük erkek çocuk annesine, ondan çikolata istediğini söylüyor. Onun bir büyük kız kardeşi de meyve suyu istiyor. Anneleri, gece geldiğinde bunları başucuna koyacakmış, söz veriyor. Küçük oğlan ne de sevinçli! Oyuncak silahı ile oynamaya başlıyor. En büyük ablaları hariç hepsi odada savaş oyunu oynuyorlar. 

Bu sırada anneleri, odasına geçiyor. Üzerini değiştiriyor ve küçük bir aynaya bakarak makyaj yapmaya başlıyor. Farını, allığını, rujunu sürüyor. Bu esnada en büyük kız, annesinin yanında oturmuş onu izliyor. Annesine hayran hayran bakıyor... Annenin üzerinde göğüs dekoltesi bulunan kırmızı bir elbise var. Kız, annesine okumak istemediğini, büyüyünce kendisinin de çiçekçi olacağını söylüyor. Annesi bunun üzerine çok sinirleniyor! Kızına tokat atıyor! Babasının yaşasaydı eğer onu sopa ile döveceğini, onun da kardeşi gibi doktor olmayı istemesi gerektiğini söylüyor. Bu esnada kapı çalıyor. Annesi saçlarını elleri ile düzelterek, üzerine siyah bir şal almış halde kapıya gidiyor. En büyük kıza dönerek, kardeşlerini yatırmasını ve ortalığı toplamasını tembih ediyor.

Kapıyı açtığında dışarıda bir adam görüyorlar. Adamın sırtı kapıya dönük, sigara içiyor. Kadının kapıyı açtığını görünce sigarasını yere atıyor. Kapının orada adam sağına soluna bakıyor, hayli gergin. Kadın çıkınca "nerede kaldın lan?" diye tersleniyor. Kadın da "geldim be kızma" diyor. Kadın kapıyı arkasından kapatıyor. Bu esnada en büyük kız ve küçük oğlan, pencereden onların gidişini izliyorlar. Adam ve kadın hiç konuşmadan gözden kayboluyor. 

En büyük kız, kardeşlerini teker teker yatırıyor ve ortalığı toparlıyor. Ardından sessizce annesinin odasına gidiyor. Dolabını açıp, bir kenara katlanarak koyulmuş dantelli iç çamaşırlarına dokunuyor. Askılıktan parlak mavi kumaştan saydam bir elbiseyi çekip alıyor. Elbiseyi üzerine tutuyor ve onunla dönmeye başlıyor. Bir yandan da şarkı söylüyor. Tiri lay lay laaaa… Tri lay lay laaaa… Saçlarını açıyor, yatağa oturuyor. Annesinin başucunda duran makyaj malzemelerinin yanına gidip, eline aynayı alıyor. Yanaklarını, gözlerini boyamaya başlıyor. Dudağına kırmızı ruju çekerken, onu elinde tuttuğu aynadan görüyorum. Ruju da sürdükten sonra aynayı kendinden uzaklaştırıyor ve ben aynada yüzünün yarısını görüyorum. Şarkı söylemeye devam eden kız, aynada göz göze geldiğimiz esnada şarkıyı kesiyor. Bu şekilde bir süre kalıyoruz ve o bayılıyor… 

Bende kendi ölümünü görmüş olsa gerek. Ölümünü, dününü, bugününü ve yarınını… Öldüğüm akşamki gibiyim hala; yüzüm yanık içerisinde, kafamda bir tutam saç. Bir tutamı kafamda kaldı, diğer kısmıysa kocamın ellerinde. Pişman değil hala, biliyorum. Belki beni gören bu kıza bir uyanış olurum, belki de hiçbir şey yaşanmamışçasına unutur beni. Belki de…

Üye Ol



Üye Girişi