21.06.2016 - 08:08
1355
1
19
Yazı Boyutu:    

Din” konusuna kaynaklık eden ilahi Kitapları (Tevrat-İncil vb.lerinin sapmalarının, Kur’an tarafından düzeltilmiş haliyle) bilmeden din konusunda konuşmak, yazmak; geleneğin, örf-adetlerin, tarihî yanlışlıkların dayatmalarına teslim olmak anlamına gelir ki, bu bizleri doğruya / doğru bilgiye ulaşmaktan alıkoyar. Önceki ilahi Kitapları ve Kur’an’ı tekellerine alan ve onlardan nemalanan, “Kitapları kendi istekleri doğrultusunda değiştiren haham, rahip vb. din adamlarının” -Tâbir Kur’an’ındır- ülkemizde de imamların, tarikat liderlerinin, mezhep savunucularının, Diyanetin toplumlara dayattıkları, yaşattıkları maalesef din zannedilmektedir. Din; içleri boşaltılmış, gerçek anlamından uzaklaştırılmış şekilsel ibadetler; ne dediğini bilmeden yatıp kalkma olarak icra edilen namaz, günde beş defa-benim inandığım gibi inanacaksın- dercesine, inanmayanlara ve başka dinden olanlara zorla dinletilen ezan, bolca ve lüks olarak yaptırmakla günahların affedileceği zannedilen cami, amacından çoktan sapmış oruç, kurban, hac, başörtüsü olarak biliniyor. Ne acı!    

 Ülkemizde artık camiler, altından yapılmış Buda heykelleri gibi put haline getirilmiş bulunmaktadır. Ezana, camiye, hocaya, başörtüsüne, namaza vb. dinin sanki olmazsa olmazları olarak adlandırılan kutsallara(?!) saygıyla hapsedilen din; ahlâkî erdemlerden uzak, içi  boşalmış / boşaltılmış  kof uygulamalarla ahlâksız bir şekilde devam etmektedir. 

“Din” özünde ahlâktır, ahlâklı, dürüst, iyi insan olmanın yollarıdır. KUR’AN, bu yolları öğütlemektedir. Kur’an’ın ilk muhataplarının Araplar olması nedeniyle, üzerinde düşünüp, anlayabilmeleri için Arapça indirilmiş Kur’an; çıkarcı aracılar tarafından, biz Türkçe okur-yazarlara da, aldatmak kolay olsun diye asırlardır Arapça okutulmaktadır. Arapça okutma dayatma zorunluluğu(!?), zulmü ile, inananlar, Kur’an’ın, aklını çalıştırma, okuduğunu anlama, sorgulama öğüdünden uzak tutulmuşlardır. Allah; saç, sakal, kıl, kılık, kıyafet   gibi şekilsel, toplumsal, örfi, geleneksel giysilerle, uygulamalarla ilgili değil, insanın gerçek insan olabilmesiyle ilgili ilkeleri, öğüt olarak Kitabı Kur’an’da bizlere sunmaktadır.   “Din dogmadır, tartışılamaz” sözü bizlere dayatılmış çok yanlış bir bilgidir. Tartışıl(a)mayan / sorgulan(a)mayan Tanrı'nın “Gerçek Din’i” değil, kutsallaştırılmış kişilerin, din zannedilen sözleridir, bu sözlerden nemalananların uydurduğu kalıp cümledir. Özgürlüğünü kazanamamış olanlar, kendi düşüncelerini din diye anlatan, uydusu haline geldikleri kişilerin, ağızlarından çıkan her sözü, tartışmasız kabul etmekte, kendi akıllarını devreden çıkarıp, sorgusuz-sualsiz bir hayat sürmektedirler. Böylece, sürüleşme başlamaktadır. Halbuki, Kur’an’ın: Sürüleşmeyin!” uyarısı vardır.    

 Sistemin kurucusu Yüce Yaratıcı;  sistemini, hak, adalet, doğruluk ilkeleri üzerine kurmuş ve bu ilkelerini peygamberler aracılığı ile insanlara, yaşamlarında rehberlik etsin diye iletmiş.  Her Peygamberin, tek olan Yaratıcı‘ya çağrısından sonra, insanlar, ya çağrıyı yapan peygamberleri ya da rahip, haham, hoca gibi dini anlatanları, Allah’a ulaşmak için aracı yapmışlar ya da Allah yerine koymuşlardır. Peygamberlerin ve kutsallaştırılmış kişilerin adı kullanılarak; her birinin tepesinde bir insanın bulunduğu mezhepler / dinler oluşturulmuş. Tepede Musa Peygamberin olduğu Yahudilik, İsa Peygamberin olduğu Hıristiyanlık, Buda’nın olduğu Budizm, Muhammed Peygamberin olduğu Sünnilik, Ali’nin olduğu Alevilik, daha sonra alt kollarda da, pek çok kişinin temsil ettiği tarikat, cemaatler(Nurculuk, Mevlevilik vb.).  Halbuki, KUR’AN, mezhep ayrımını kabul etmez.  “Kur’an’da, herşeyi bulamazsınız(?!)” diyerek, kendi isteklerini; Peygamberimizi kutsallaştırıp, onun sözleriymiş, uygulamalarıymış gibi “Hadisler, Sünnet” gibi başlıklar altında, Allah’ın tek söz sahibi olduğu “din” alanına sokuşturup, Peygamberimizi şirk aracı yapanlara; Kur’an, pek çok ayetinde; “Kur’an’da hiçbir eksik bırakmadığını, herşeyi ayrıntıları ile ve örneklerle  açıkladığını” söylemektedir. Allah, neden, Peygamberimizin 23 yıllık zorluklarla dolu hayat mücadelesinden süzülüp, ilkelerle sabitleştirilmiş tek bir Kitap / Kur’an bırakmış?! Peygamberimiz zamanında ki bedensel kölelik, şimdilerde, fikri kölelikler halinde yaşanmaktadır. Yaratılmış kullara tapınma hali yani kula kulluk ile insan, gerçek “insan” olma onurunu kaybetmektedir. Yarattığı kullarını, inanıp-inanmama konusunda özgür bırakan, inanmanın zorla  ol(a)mayacağını, Kur’an ayeti ile sağlama alan ve Peygamberine bile bu konuda hiçbir hak tanımayan, Yüce Yaratıcı Allah, inanç konusunun; bilinçli, şuurlu bir tercih ile özgür iradeli bir seçim olmasını istemektedir. Yaptığımız eylemlerin sorumluluğunu taşımamız için, bu gereklidir. 

 "İslâm Cumhuriyeti(?!)" diye adlandırılan ülkelerin; kadınlarının örtülü, erkeklerinin de sarıklı, cüppeli olmaları ve uyguladıkları yönetimsel dinci, yobaz şartların adına da İslâm demeleri, Tanrı'nın Kitabı Kur'an'da ilkelerini verdiği ve tanımladığı “İslâm” ile hiç örtüşmemektedir.  

 “İslâm’ın 5 şartı vardır, bunları uygulayın!”  bunlar sizlere yeter denilerek insanlar, Kur’an’ın içeriğinden, anlatmak istediklerinden, rehberliğinden uzak tutulmaktadırlar.  Önceki ilahi kitapları onaylayan ve içeriklerinde ki sapmaları, düzelten, Kur’an’a  dönülüp, "din", sadece Kur’an ilkeleri doğrultusunda anlaşılıp, yaşanmadıkça, toplumlar; mezheplerin, tarikatların, kendilerini Allah yerine koymuş cemaat liderlerinin, şeyhlerin, hacıların, hocaların tekelinden, zulmünden kurtulamazlar. 

 Ağızlarından, Allah-Kur'an-din-iman söylemleri düşmeyen, hoşlanmadıklarını kolayca kâfir ilan eden, imanın, şekilsel bir kaç ibadeti yerine getirme gösterisi olduğunu zannedenlerin, yani dini, Kur'an'ı siyasi, ticari, kişisel çıkarları için kullananların; Allah'ın "adalet" ile ilgili ilkelerini işlettiklerini, uyguladıklarını söyleyebilir misiniz? Tarihî süreç içinde ve günümüzde, kula kulluğun ön planda, tarikat, cemaat liderlerinin, şirketleşmiş Diyanetin fetvalarının geçerli olduğu ülkemizde, halk din adına; ticari, siyasi ve kişisel çıkarları için sömürenler ile "paraya" tapanlar tarafından sürekli aldatılmaktadır. Üstelik, dini kendi saltanat, ticaret, sapkınlıklarına malzeme yapanlar; bilgisiz halkı kandırarak, kendilerine kul ve hizmet eden ordular haline getirmiş bulunuyor ve finansmanlarını da bu zavallılara yaptırıyorlar.

 “Din”; ülkemizde çoğu “aydın” geçinenler tarafından bir aşağı tabaka uğraşı gibi değerlendirilmiş ve mümkün olduğunca uzak durulmuş. Arayış içinde olanların doğru bilgi kaynaklarına ulaşması mümkün olmamış ve boşluğu dolduran mezhepler, cemaatler, tarikatlar, tasavvuf kurumları yüzünden, insana kahır kurumuna döndürülmüştür. Allah’ın tekelinde, yönetiminde olması gereken “Din”, Allah’ın kayıtlı Sözlerinden oluşan Kitabı KUR’AN dışında; farklı sayısız mecrada, çıkarcı aracılar / din satıcıları tarafından dayatılan uydurmalarla, baskı alanına dönüşmüş durumda! Ne yazık ki, baskılar da Kur’an adı kullanılarak oluşturulmakta! “Din”in, zorlama-baskı aracı olarak kullanılabileceğinin; tüm olası yollarını gösteren Kur’an’ın uyaran ayetlerine rağmen!

 Kur’an’ın anlattığı “Din” insan için vardır. Kadın-erkek  ayırmadan daha mutlu, ahlâklı olmaları için özgürleştiren, uyaran  ilkeleri ile tüm insanlara seslenir.   Ve  Kur’an boyunca bütün ahlaki ilkeler, kadın-erkek ayrımı olmadan tüm insanlara öğüt olarak sunulmuştur.

Yeryüzünde yaşayan insanları, en başta  “inanıp-inanmama” konusunda özgür bırakan Yaratıcı, koyduğu ilkelere uyulması konusunda onlara, emir-yasak-haram(?!) gibi çok zorlayıcı kavramlarla seslenir mi? “Ne kadar az teşekkür ediyorsunuz?” diye siteminde bile nezaketle seslenen Yaratıcı, doğruya, gerçeğe, dürüstlüğe çağrılarında da aynı nezaketle, aklımızı  çalıştırmamızı, düşünüp sorgulamamızı istemektedir. Kendisinin üzerinde bulunduğu doğruluk, dürüstlük, hak, gerçek yolunda; “Gelin bu yolu beraber yürüyelim!” diyerek bizleri iyiye, güzele, doğruya, hakka, adalete, gerçeğe, Kur’an ilkeleri aracılığıyla çağırmaktadır. Çağrı bir tekliftir. Zorlama içermemektedir. Gönüllü, bilinçli bir tercihle kabul edilmeyi beklemektedir.       

Kur’an’ı bilime aykırı zannedenler; Yüce Yaratıcı’nın bilimin de kaynağı olduğunu görmeyerek, Kur’an’ın anlattıklarını; ya  yanlış bilmelerinden, ya da hiç bilmemelerinden dolayı kendilerine çok yazık etmektedirler. 

Esas Yaratıcı Kaynağa minnetsizlik, vefa duygusu yokluğu ile, Allah’ı devre dışı bırakıp, herşeyi kendilerine mâl eden, elde ettikleri bilgileri kendilerinden zannedenler, büyüklük kuruntusu  içine girip kibirle, gururla vazgeçilmez olduklarını düşünebilirler. Alt yapısı bilgi ile donanmamış kibirli insan, bir de çevresinin haketmediği övgülerine  muhatap kılınıyorsa, aşırı derecede azıp zalimlik noktasına varabilir. Hiçbir şeyin kendisini durduramayacağı, her türlü ayrıcalığın üstünde  olduğu vehmine kapılanların, tarihteki örnekleri ve sonları  ürperti, ibret  vericidir. İnsanı, bilginin kaynağını reddetmesinin, azdırabileceği  uyarısını da yapmıştır Kur’an. 

Kur'an'ı, Arapların örf ve âdetlerinden ibaret, teröre izin veren, ilkel kabile Kitabı olarak gören batı toplumları da; teknolojik gelişmişliklerine rağmen, kutsallaştırılmış kullara tapınmalarını eleştiren, yanlışlarını düzelten Kur'an bilgisinden habersiz; Allah'ın oğlu olabileceğini iddia ediyor, din adamlarından, günahlarının affını diliyorlar, Tanrı, yaratılmışlara özgü -oğul edinmek gibi- böylesi nitelendirmelerden kesin uzak olduğunu, af yetkisinin sadece Kendisinde olduğunu ve yalnızca Kendisine ortak koşulmasını affetmeyeceğini, Kur'an'da çok açık olarak beyan etmektedir. 

Hayat, gerçekte; acı, sert, çok zorlayıcı, bazı zamanlar dibe vurdurucu! Bu zorlu yaşam sürecinin nedenlerini ve  dayanma gücümüzün artması için düşüncelerimize / gönlümüze, derman olacak çıkış yollarını, çare kaynaklarını, sistemin  kurucusu olan Yüce Güç, Kitabı KUR’AN içine yerleştirmiş. Korku kültürü üzerine bina edilmiş bir Allah tasavvuru ile, bu zorlu yaşam mücadelesini, kendi kendimize ve kendimizi yiyip bitirerek vermeye çabalıyoruz. Kur’an’ı tüm ön yargılardan kurtulmuş olarak, devamlılık içinde okuyup, anlamak için çabanız arttıkça, Allah tasavvurunuz da değişmeye başlayacak, Allah’ın sonsuz sevgi-şefkat ile dopdolu, koruyucu, güven veren, esirgeyen, yardım eden sıfatlarını hissetmeye, yavaş yavaş kaygı-korkularınızdan, umutsuzluklarınızdan kurtulmaya başlayacak, çözüm yollarını görebileceksiniz. Allah tasavvuru, sağlıklı oluşacak, gönlünüzde / düşüncelerinizde hakettiği yeri bulacak, subjektif Allah algısı, objektif hale gelmeye başlayacak!                                                                         



Yorumlar

Leyla Özak

07.04.2018
Selamlar bilgilerinizi okudum. Benimde sorularim var. Ama tek basına bulamıyorum. Gercegin yolunda sizinle arkadaslik etmek isterim. Sozlerimi bir kac kelimeyle anlatmal zor. Beni ararsaniz bu yolda arkadasliginizi paylasirsaniz belki yanlis anladiklarim Allah in izniyle dogruya yonelir. Saygi ve Sevgilerlerle...
Leyla Özak
Tel.0532 749 79 66

Üye Ol



Üye Girişi