Ferzan Sarpkaya

Köşe Yazarı

05.12.2017 - 01:48
240
1
Yazı Boyutu:    
Suudi  Kralı'nın imzaladığı bir kararname ile ülkede artık kadınlar da araba kullanabilecek. Suudi Arabistan, dünyada kadınlara araba kullanmayı yasaklayan tek ülkeydi.

Kadınlara araba kullanma yasağının kalkması aynı zamanda başka bir "ilk”in de yaşandığı açıklandı.  
Kuruluşunun 87'inci yılını kutlayan Suudi Arabistan'da 23 Eylül günü Riyad'daki Kral Feyd Stadyumu'nda düzenlenen etkinliğe ilk defa kadınların da katılmasına izin verildi. Bu etkinlikte kadınlar bekar erkeklerden ayrı oturtuldu. 
Bu  küçük adıma bir hayli sevinen Suudi kadınlar, seyahat etmelerine de izin verilmesini umut ediyor.
Suudi Arabistan kadın hakları konusunda dünyada karnesi en kötü olan ülkelerden biri. Kadınlar, eşlerinin ya da erkek aile üyelerinin izni olmadan pasaport alıp, yurtdışına seyahat edemiyor.
Suudi Arabistan'da kadınlar ilk kez 2015 yılındaki yerel seçimlerde oy kullanmışlardı
Şaşılan ise çoğu kadınların bu rejimden memnun oluşları..
Kadınlar istemiyor haklarını demek ki..

Türkiye de 1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’de Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı.

Türk kadını seçme ve seçilme hakkına birçok Batı ülkesinden daha önce sahip oldu. Atatürk, kadının seçme ve seçilme hakkına kavuşmasıyla ilgili olarak,

 "Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salahiyet ve liyakatle kullanacaktır." diyerek kararlılığını belirtmişti. 

Buna bağlı olarak Türk kadın haklarının gerçekleştirilmesi ve kadınlarımızın her alanda olduğu gibi siyasi yaşamda da aktif olarak görev alması Cumhuriyetle birlikte hayata geçti. Cumhuriyet döneminde her alanda yapılan reformlarla kadın kafes arkasından kurtarıldı, toplum içinde hak ettikleri yer kendilerine verildi, yasal ve Anayasal hükümlerle bu haklar güvence altına alındı. Türkiye’de 1930’larda yaşanan bu gelişmelere karşın, İtalya'da kadınlar 1948'de, Japonya'da ise ancak 1950'de seçme hakkını kazandı. Türkiye'nin Medeni Kanun’u aldığı İsviçre'de ise kadınlar seçilme hakkını 1971'e kadar alamadı. Dolayısı ile Türk kadınının siyasi haklarına birçok Dünya ülkesinden önce sahip olması üzerinde önemle durulması gerekir.

Esas itibariyle insanlık tarihi ile kadınlık tarihini birbirinden ayrı düşünmemek gerektiği halde ne yazık ki böyle bir ayrım sürekli yapıla gelmiş, salt erkeklerin tarihine ait yazılı kaynaklara rastlanmazken “kadın hakları, kadının toplumdaki yeri, kadının dünü bugünü” gibi sayısız eser sanki yapılan ayrımı belirgin hale getirmek için inadına yazılmış görüntüsü vermektedir. Bu durumun ne zamana kadar süreceği konusunda da bir yorum yapmak şimdilik mümkün değildir ne yazık ki… Bütün bu ayrımlara karşın Atatürk’ün Türk kadınına gereken değeri vermesi ve birçok ülkeden önce onları siyasal haklarına kavuşturması önemsenecek bir durumdur

Toplum tarihinin bilinen dönemlerinden itibaren kadınlar hep birtakım özellikleri ile ön plana çıkarılmıştır. Bu özellikler kadınlara bir takım roller biçmişti. Çoğu kez kadın kendine biçilen bu rollere inanmıştır. Kırılgan ve zayıf olmak, korunmaya muhtaç olmak, soyun devamı için gerekli olmak toplum tarihinin kadına yüklediği en bilindik rollerdir. Ancak günden güne ilerleyen büyük toplumsal değişmeler kadının toplumdaki rolünü de etkilemiştir. Kadın  erkek arasında kanunen eşitlik sağlasa bile, evliliğin ortaya çıkardığı cinsel tutsaklığı, kadının erkeğe olan ekonomik bağımlılığını kadının iş hayatında sömürülmesini düzen içerisinde ortadan kaldıramamıştır.

 Kadınların yoğun biçimde katıldıkları kitle hareketleriyle tarih sahnesine çıkmaları 1789 Fransız İhtilali ile birlikte olmuştur. Fransız Devrimi’nin dünyadaki demokratik gelişmeye kazandırdığı temel belge “insan hakları Beyannamesi” olmuştur. Fakat bu beyannamede insan tanımı sadece erkekleri kapsadığı için bildirgenin içeriğinde kadınlara yönelik bir gelişmeden söz etmek mümkün değildir. Buna karşı çıkan Rose Lacombe, Olympe de Gouges  kadınlarla birlikte 17 maddelik “kadınların haklarını ”yazdılar. 

20 Ekim 1793’te Rose Lacombe bu hakları gerçek kanıtlara dayandırarak Paris Komününde savundu

“Kadınlar özgür doğar ve erkekle eşit haklara sahip olur. Temel olarak, bütün egemenliklerin ilkesi, kadın ve erkeğin birleşmesinden başka bir şey olmayan millettedir. Kanun önünde eşit olan bütün kadın ve erkek vatandaşlar, kabiliyetlerine göre ve faziletleriyle, yeteneklerinden başka hiçbir ayrıma uğramaksızın, bütün yüksek onurlara, yerlere ve kamu görevlerine eşit olarak kabul edilebilmelidirler. Kadın darağacına çıkma hakkına sahiptir, yargıçlar kuruluna yükselme hakkına sahiptir. Kadınlar uyanınız” denilmektedir. 

Kadınlar uyandı uyandı uyanmasına da erkek egemen sistem. kadının uyanık kalmasının önünü kesmiştir. 
Ekonomik bağımlılık da  bu uyanışının önüne set çekmektedir.

Atatürk, Ocak 1923’te İzmir’de yaptığı bir konuşmada özellikle kadın ve erkeğin kalkınmada birlikte yer almaları gerektiği konusundaki düşüncelerini şöyle dile getirmektedir:

“Şuna inanmak gerekir ki, yeryüzünde her şey kadınlar tarafından yapılmıştır. Bir toplum onu oluşturanlardan yalnız birinin ihtiyaçlarının kazanılması ile yetinirse, o toplum yarardan çok güçsüzlük içinde kalır... Bir millet ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı temel alarak benimsemek zorundadır.
Kadınlarımız da bilgili olacak ve erkeklerin geçtiği tüm öğretim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar, toplumsal hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirlerinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır. Memleketimizde cahillik varsa bu yaygındır. Yalnız kadınlarımızı değil, erkeklerimizi de kapsamaktadır... Son olarak diyorum ki, bizi analarımızın adam etmesi gerekirdi. Onlar edebilecekleri kadar etmişlerdir. Ancak bu günkü seviyemiz, bu günün gerektirdiği zorunluluk ve ihtiyaçlara yeter değildir. Başka zihniyette, başka olgunlukta adamlara ihtiyacımız var. Bunları yetiştirecek olanlar da bundan sonraki annelerdir.”

Evet anneler annelerimiz..

           Asıl olan, gerçekten insan olan erkek yetiştirilmesi çabalarına girip, var gücüyle namus kavramının kendi erkeklikleri ile ilgili olduğu, gerçeğinden yola çıkarak, kendilerine yapılmasını istemedikleri her türlü, taciz, şiddet olgusunun, diğer cinse veya kişiye de yapılamayacağını algılamasını sağlamak olmalıdır.  
          Bu algıyı da, gelecek nesillere aktarmayı başarabilmelilerdir.
          Çocukluk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın, eğitimleri aksatılmadan özsaygı ile büyütüldüğünde, belki artık savaşlar bile sona erecektir. Kin, nefret, düşmanlık, ırza geçme gibi fiiller, İnsanlığa dışarıdan enjekte edilmiyorsa eğer, suçludaki insanı açığa çıkarmak ,
           İnsandaki vicdanı açığa çıkarmak, onu işlemenin yolunu açmakta çözümsüzlüğün,
           Çözümü olabilir.
           Ancak o gün, kadın insan ve erkek insan,  insan çocukluğun günüdür. 

  5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü   ....   !!        KADIN İSTERSE..
    

Üye Ol



Üye Girişi