16.03.2016 - 12:14
2007
3
Yazı Boyutu:    
    Kur’an’ın söylediklerine aykırı; erkek egemen bir zihniyetle anlatılan, dayatılan din;  kadınları, bırakın sınıfsal değerlendirmeye tabi tutmayı (ikinci sınıf gibi), insan yerine bile koymuyor. Gerçekte, KUR’AN merkezli "din" ise, Tanrı'nın, (kadın-erkek) adaletli, dürüst, kula kul olma onursuzluğunu reddederek yalnız Yaratıcı Kudret'e teslim olma, insanı, insan yapan(kadın-erkek ayırmadan)  tüm ahlâki ilkelerini içeren öğüt ve ölüm sonrası yaşam ile ilgili uyarıları, önerileri, tavsiyelerini içeriyor. Maalesef ki, din alanını eline geçirmiş erkek egemen anlayış; dini; kadının namusu(?!), baş örtüsü(?!), kılık-kıyafet, cinsellik, şekilsel -içi boş- ibadetler vb. tekâmülünü tamamlayamamış, gerçek insan olma boyutuna yaklaşamamış  zihniyetle anlıyor, anlatıyor ve dayatıyor. Kadını bir cinsel obje olarak değerlendiriyor, bir insan olarak göremiyor.

   İki farklı grup “kadın” üzerinde çarpışıyor. Rivayetleri / hikayeleri din diye anlatan bir grup, dini kullanarak, kadının bedenini, saçını kapattırarak, kendini bilmezliğini, kontrolsüzlüğünü saklayabileceğini, kendini koruyabileceğini zannediyor. Bu hikayecilerin söyleyip, uygulattıklarını din zanneden karşı grup da, Peygamberimizin yaşadığı çağın, zorlu / zorunlu / insanî(özellikle kadınlara) özgürlük için verilen çok ağır bir mücadele olduğunu  anlamayıp;  çok eşlilik, kadınlarla cinsel amaçlı birliktelik , gününü gün etme zannedip, kadınlar üzerinden dine karşı duruyor / dine vuruyor. Sonuçta; her iki tarafta yer alan erkek egemen zihniyet “kadını” kendi alanında kullanıyor. Kadınlar üzerinden ahkâm kesmeyi bir bıraksalar da, Tanrı Kitabı Kur’an’da sadece kadınlara değil tüm insanlara neler söylüyor, ona bir baksalar! Yaşam ile ilgili hesap, sadece Yaratıcı Kudret’e verilecekse(bana göre hiç şüphesiz öyle) özgür bıraksalar da kadınlar nasıl istiyorlarsa öyle yaşasalar!

  Kadınlar üzerinden kendilerine yaşam alanları yaratanların önce  kendi sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekmiyor mu?  Bilimsel çalışmalarla bilebildiğimiz kadarıyla, evrenin yaratıcısı Yaratıcı Güç, muhteşem bir akışla çevirdiği şu içinde yaşadığımız dünyada; kadınlara bu kadar zulüm yapılmasını istemiş olabilir mi? Önce bunu bir sorgulayalım! 

  Kur’an’ın anlattığı “Din” insan için vardır. Kadın-erkek  ayırmadan daha mutlu, ahlâklı olmaları için özgürleştiren, uyaran  ilkeleri ile tüm insanlara seslenir.   Ve  Kur’an boyunca bütün ahlaki ilkeler, kadın-erkek ayrımı olmadan tüm insanlara öğüt olarak sunulmuştur. Uygulama aşamasında herkes özgür bırakılmıştır. İnanıp, inanmama özgürlüğü içerisinde; Peygamberine bile zorla inandırma hakkı tanımayan Allah’ın, Kur’an içeriğinde, tamamlanmış ve bizzat Kendi tarafından korunmaya alınmış ilkelerini, uyarılarını, sınırlarını içeren bu muhteşem, güzel “din”;  maalesef mezhepler, cemaatler, tarikatlar, tasavvuf kurumları yüzünden, insana kahır kurumuna döndürülmüştür.

“Biz her insanın kaderini kendi özgür seçimine bırakmışızdır. Ancak dünyada işlediği her şeyi de bir kayda alırız. Kıyamet gününde, bu kaydı çıkarıp yayınlarız.”(İsrâ,13)
 
“Şüphesiz Ben, sizden hiçbir çalışanın emeğini ödülsüz bırakmam / ürettiğini boşa çıkarmayacağım, ister erkek olsun, ister kadın olsun; hepiniz birsiniz / aynısınızdır / hep birbirinizdensiniz.”(Âli-İmran,195)
 
   Bu iki ayeti birlikte değerlendirdiğimizde; Yüce Yaratıcımız, kader / alın yazısının, insanın kendi bireysel özgür seçimlerinden oluştuğunu ve çalışan, üreten herkesin, erkek-kadın ayırmadan çalışıp, üretmelerinin, çabalarının karşılığını alacağını söylüyor.
 
   Seçimlerin özgürce yapılması, beraberinde sorumlulukları da getirmektedir. Erkek-kadın hepimiz, bu yaşamda eylemlerimizden,  yaptıklarımızdan sorumluyuz. Yani herkesin kendince, özgürce seçme hakkı var ve herkes kendinden sorumlu!
 
   Yüce Yaratıcı, Kur’an’da, erkek-kadın ayrımı olmadan herkesin, yaşam seçimlerinde özgür olduğunu söylerken; kadınları değersizleştiren, yok sayan, insan yerine koymayan, özgürce seçme hakkı vermeyen erkek egemen dinî yalan-yanlış anlatımlar;  televizyonlarda, radyolarda, basında, kitaplarda, dergilerde, sohbet(?!) toplantılarında, cemaatlerde, tarikatlarda -her nerede yer bulurlarsa- orada, zihin bulandırmaya devam ediyor. Kadınların insan olduğunu unutan, cinsel amaçlı kullanılacak bir nesne gibi düşünen, erkeklerin kendi nefislerine hakim olabilmeleri için(?!)üstü, saçı-başı sımsıkı örtüldükten sonra sokağa çıkmalarına izin verilen yaratıklar haline getirilen kadınlar, bu yalan-yanlış dinî söylemler yüzünden değersizleştiriliyorlar, yok hükmünde sayılıyorlar. Bu yüzden de kolayca öldürülebiliyorlar!
 
Artık neredeyse her gün bir kadın, kocası, ayrıldığı eşi, babası, abisi, erkek kardeşi yani “namus” bekçileri(?!) tarafından hunharca / acımasızca katlediliyor / öldürülüyor / yaşama hakları ellerinden alınıyorlar. Bu zalimler, “namus” kavramını, kadının iki bacağı arasına sıkışmış zannedenler! Ortalık, yalan-yanlış din anlatan hocadan geçilmiyor! Bu kontrolsüzlüğe kim dur! diyecek? Hikaye  ve rivayetleri; “sünnet-hadis” adıyla, din diyerek yalan-yanlış anlatan, yazanlar ve bu anlatımlara izin veren, takip etmeyen, cezalandırmayan, engellemeyen, düzeltmeyen din konusunda otorite olduğunu iddia eden kurumlar bu konuda sorumluluk altındadır. Yüce Yaratıcı'nın dinin de var mı böyle bir zulüm?

 "Allah kullarına asla zulmetmez."(Yunus,44-Kehf,49)
 
"Sözüne, Allah'tan daha sadık kim var?"(Nisa,87-122)
 
    Kullarına, erkek-kadın asla zulmetmeyeceğini söyleyen Yüce Yaratıcı’nın bu sözünün doğruluğunun bilincinde; zalimlerin, tüm zulümlerinin faturasını Allah’a havale ederek  -Allah böyle istiyor?! yalanı-   Allah’a iftira etmelerinin önüne geçmek lâzım!!!
 
(Nahl,116):”Yalan düzerek Allah’a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle / kendi kendinize uydurduğunuz yalanlara dayanarak “şu helâldir, şu da haramdır” demeyin. Çünkü Allah adına yalan uydurmuş oluyorsunuz.” Yalan düzerek Allah’a iftira edenler kurtulamazlar.”

Üye Ol



Üye Girişi