Gaye Güngör

gayegungor.com

09.03.2018 - 15:49
2301
4
Yazı Boyutu:    
Onu ilk kez Coen (Joel ve Ethan Coen) kardeşlerin 1996 yapımlı Fargo filmiyle tanıdım. Filmdeki hafızalara kazınan performansıyla bizi olduğu kadar Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi jüri üyelerini de büyüleyen Frances McDormand, o yıl, En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Daha sonra çeşitli  sinema ve televizyon yapımlarında yer alan oyuncu, Ebbing Missouri Çıkışındaki Üç Reklam Panosu (Three Bilboards Outside Ebbing Missouri) filmindeki efsanevi oyunculuğuyla, Pazar gecesi, ikinci kez En iyi Kadın Oyuncu Oscar’ını alarak zirveye adını yazdırdı.

Frances McDormand’ın ödüllerle  taçlanan oyunculuğu ve sanatçı kimliği hakkında söz söylemek haddimize düşmez ama kişiliği ve aktivist kimliği ile ilgili söylenecek çok söz var.  McDormand, kadın haklarının yılmaz bir savunucusu ve ateşli bir feminist.  Verdiği her röportaj ve katıldığı her programda bu yönünü görmek mümkün. Kadının sadece doğurarak anne olması fikrine şiddetle karşı çıkan oyuncu, yönetmen eşi Joel Coen ile Paraguay’dan bir çocuk evlat edindi.  Oğulları Pedro‘yu, bir feminist olarak yetiştirdiğini her defasında vurgulayan oyuncu, Oscar kabul konuşmasında feminist anneler tarafından yetiştirilen inanılmaz iki erkeğe-eşi ve oğluna teşekkür etti. Kadınların hayatın her alanında eşit  haklara sahip olması, eşit muamele görmesi için bilfiil canla başla mücadele eden McDormand Oscar kabul konuşmasını bitirirken iki sihirli kelime ortaya atarak Hollywood’da yepyeni bir tartışmayı ateşledi: Inclusion Rider

Türkçe’ye aslına bağlı kalınarak (motamot ya da  mot à mot) çevirdiğimizde Kapsama Sürücüsü ya da Kapsayıcı Süvari gibi kulağa garip gelen ifadelere dönüşüyor ama “Personel Temininde Eşitlik İlkesine Uygun Hareket Edilmesi”  olarak da bilinen bu kavram, bir yapımda oyuncuların imzalanan sözleşmelere din, dil, ırk ve cinsiyet eşitliğini sağlayacak maddeler konması konusunda diretmesi ya da şart koşması anlamını taşıyor.  McDormand’ın bu çağrısı, Inclusion Rider teriminin isim anası,  Güney Kaliforniya Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Dr. Stacy L. Smith’i de oldukça şaşırttı. Frances McDormand’ın konuşmasında bu kavramı ortaya atacağından haberi bile olmadığını ve duyduğunda çok şaşırdığını ifade eden Dr. Smith, Hollywood’da bir deprem yaşanacağını söyleyerek McDormand’a teşekkür etti. 

Dr. Smith, 2016 yılında yapmış olduğu bir TED konuşmasında bu kavramı şöyle ortaya anlatmıştı: “Tipik bir uzun metraj film yaklaşık 40 ila 45 konuşan karakter içerir. Bu karakterlerin yalnızca 8 ila 10’u hikaye ile doğrudan ilgilidir.  Geri kalan yaklaşık 30 kadar yan karakter hikayenin geçtiği yerdeki demografiye ya uymuyor ya da bunu yansıtamıyor. Bu sebeple, özellikle ünlü oyuncular tarafından sözleşmelere eklenecek bir ‘hakkaniyet maddesi’ ya da ‘eşitlik maddesi’ filmin içinde yaşadığımız dünyanın ta kendisini yansıtmasını şart koşabilir.”

Etrafınıza dikkatlice bakarsanız yaşadığımız şu dünyada erkekler kadar kadınlar, eşcinseller,travestiler, transseksüeller de var.  Hatta bu kişilerin bir kısmı engelli de olabilir. Filmlerde, reklamlarda ve toplumu koltuklarına zamktan daha kuvvetli yapıştıran dizilerde hayatın kıyısına itilmiş, marjinalleşmeye zorlanmış bu insanları neden göremiyoruz?
Milyonların severek takip ettiği sinema ve televizyon sektörünün gişe rekorları kıran filmlerinin yönetmenleri, oyuncuları, yapımcılarının sorumlulukları yok mu? Gülse Birsel, Cem Yılmaz, Demet Akbağ, Osman Sınav ve daha niceleri, artık sizin de eşitlik ve çeşitlilik için somut adımlar atmanızın vakti gelmedi mi?

Frances McDormand’ın ilham verici konuşmasını dinlerken tüylerim diken diken oldu. Koşarak sahneye gelip ödülünü aldığı anda onun yaşadığını söylediği hiperventilasyon hali sanki bana da geçti ve bir anda ellerim terlemeye başladı. “Düşersem lütfen kaldırın, çünkü söyleyeceklerim var“ dediğinde, yer yerinden oynayacak sanırım dedim. Ödülünü yere bırakıp, herhangi bir kategoride aday gösterilen bütün kadınları ayağa kalkmaya davet ettiğinde ben de kendimi ayakta buldum.   “Hanımlar beyler etrafınıza bakın, hepimizin anlatacak hikayesi ve maddi destek gerektiren bir sürü projesi var. Bizimle bunlar hakkında ödül töreninin ardından sabaha kadar süren partilerde konuşmayın. Bizi ofisinize davet edin ya da daha da iyisi siz bizimkilere gelin ve sizlere bu projeler hakkında her şeyi anlatalım”

McDormand’ın konuşması Ekim ayındaki Weinstein depreminin ardından artçılarla sarsılan Hollywood’da taşların yerinden oynadığının bir göstergesi. Yaşlı ve “beyaz“ erkeklerin egemen olduğu ataerkil bir yapı olan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi de dünyanın gerçeklerine sırt çeviremiyor artık.  7 bini geçen üyenin artık çok daha fazlası kadın, siyahi, eşcinsel, göçmen, genç ve hatta yeniyetme...Ne diyelim darısı ülkemizin sinema ve televizyon endüstrisinin başına.

McDormand’ın kabul konuşması ülkemizde ne kadar ses getirdi merak ettim ve bir web taraması yaptım. Ne yazık ki konuyla ilgili bir elin parmağını geçmeyecek kadar az yazı var. Filmloverss.com sitesinden Gizem Çalışır ve Elle dergisinin internet sitesinden Alya Barutoğlu’nun yazıları dışında konuşmaya yer ayıran başka bir yazı bulamadım. Belki de ben bulamamışımdır ve aslında daha çok kişi bu konuyu tartışmıştır diye umut ediyorum.  


yabanci dizi izle, canli bahis, canli casino, bahis siteleri, guvenilir bahis siteleri, tipobet365, tipobet, 

Üye Ol



Üye Girişi