06.01.2018 - 18:44
268
2
Yazı Boyutu:    

Türk edebiyatının özgün yazarlarından biriydi. Tezer Özlü,1943'te Simav'da doğmuştu. Orta öğrenimini İstanbul Avusturya Kız Lisesi'nde görmeye başlar,ancak okulunu bitirmez. Ailesel yapısına baktığımızda ise 'Çocukluğumun Soğuk Geceleri' kitabında annesini çok fazla ön planda tutmadan babasına odaklı olarak anlattığını görebiliyoruz. Özlü babası için kitabın giriş kısmında; ''Babamın bu evle,askerlik arasında ne gibi bir bağlantı kurabileceğini düşünüyorum. Babam ev yaşamında askeri bir düzen istiyor. Bu kesin. Zengin olsa belki de kapıda borazanlar çaldıracak... Babamın kuşağındaki Türk erkekleri ne büyük bir ordu ve askerlik besliyorlar..'' diyor. Bu satırlardan da algıladığımız gibi ve babasının müfettişlik görevini yapmasının evde de onu görevdeymiş gibi devam eden bir karakterinin olduğunu gösteriyor. Annesinin çocuklarına çok da yakın olmayan bir kadın olduğunu biliyoruz sadece. Ve ikisi arasında ilişki için Özlü; ''Babamla annem arasında hiçbir sıcaklık, hiç bir sevgi yok gibi. Annem onu erkek olarak hiç sevmediğini her davranışıyla belli ediyor. Bütün küçük burjuvalar gibi, sorumlulukların zorunluluğu ile bağlılar birbirlerine. Her sabah ve her gece öylesine sevgisiz ki.'' diyor. Kardeşleri ise; kitapları ile yaşayan bir ağabeyi Demir bir de çevreye çok rahat ayak uyduran kız kardeş Sezer Duru lakin Tezer kitaplarında kız kardeşinden bahsederken Süm diye bahsediyor.

Tezer'in aşk hayatından ve cinselliğinden bahsedecek olursak eğer, birçok birliktelikler yaşamış ve üç evlilik yaptığını görüyoruz. İlk kocası Güner Sümer ile sevmeden evlemişlerdir, ancak sevmediği halde neden evlendiğini kendi dahi açıklayamaz. Daha sonra dayanamaz ve Sümer'den ayrılıp Erden Kıral ile evlenir. Onu çok sever fakat ondan da ayrılır ikili arasındaki boşanma ile ilgili Özlü Erbil'e yazdığı bir mektupta şöyle bahseder: ''Herkesle beni aldattı, ben de onu herkesle aldattım. Bu boşanma, ikimizin ilişkisini, bir araya gelsek de, gelmesek de, her türlü yalandan arındırdı.'' demiştir. Aralarında en büyük bağ ise Kızları Deniz'dir. Deniz annesine yönelttiği bir soruda; "Şimdiye kadar kazandığın en önemli şey nedir?" cevabında Tezer'den:  Seni ve yazdığım üç kitabı kazandım.. der, demesine fakat kızına o kadar da düşkün olduğunu söyleyemeyiz...

Gelelim son evlendiği ve aşık olduğu Hans Peter Marti. Peter, bir fotoğraf sanatçısıydı. Tezer Özlü Erbil'e yazdığı bir mektupta Peter için "Bu adam benim ölümüm leyla. Bak bak bu benim ta kendim! Kafatasım bu;kendi ölümüm.'' der. Marti'nin Tezer ile evlenmesi Türkiye içinde mümkün olmamıştı ve bunun üzerine Marti her şeyini satıp kendisinden yaşta büyük olan bu kadınla evlenmek için Berlin'e gelmişti...

Evlikleri ve ailesini geride bırakıp biraz da siyasi görüş ve tavırlarından bahsetmek istiyorum. 1 Mayıs 1977'deki kutlamalarda orada bulunup gördüğü bu kanlı vahşet karşında: ''Güzel Türkiye'nin her zaman bir tutukevi olduğunu,tutukevi olarak kalacağını'' düşünür. Ve de devam eder: ''Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu!''

Sola duyarlılığı olduğunu biliriz fakat aktif bir şekilde içinde yer almadığını da belirtmeliyim.

Şimdi ise Tezer Özlü nasıl biriydi hayatı boyunca bundan bir haber olalım. Özlü sözcükleri olmadan bu gökyüzünde nasıl dayanabilirim demiş ve ne yaşadıysa bu oldukça özgün ve cesurca korkmadan, çekinmeden, toplum baskısında ve ataerkil yapıya biraz da zıt düşerek yazmıştır.  Yazar, toplumun kişiyi, cinsel anlamda bastırmasına ve bir kişiye bağlanmasına karşı çıkmıştır. Yine Erbil'e yazdığı bir mektupta: ''Bizler belki de kendi kendilerine yaşaması gereken, ama belki de toplumumuz buna izin elvermediği için evlilikler yapan kadınlarız...'' demiştir. Ayrıca tekrar evlilik ile ilgili: ''Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çalışıyoruz?'' demiştir. Tezer aslında kadının kadın olabilmesini, bedeniyle istediği yaşamım yaşayabilmesi gerektiğini savunmuş ve bunun içinde mücadele etmiştir. Genel olarak o dönemlere baktığımızda ve günümüze dahi ele alsak bir kadının anlatımında, böyle bir anlatım ve gerçeklikle çok az karşılaşıyoruz. Evet; o  'Sınırları olmayan bir kadındı.'  diyebilirim.

... 18 Şubat 1986'da Hans Peter'in yurdunda, onun eşi olarak, onun kollarında, Kanton Spital Hastanesi'nde 'Göğüs Kanseri' teşhisi ile yaşama veda etti. Lakin hayatı boyunca hiç bir zaman ölüme uzak değildi, intihar etmiş. Ciddi psikolojik vakalar yaşamış 'manikdepresif ' teşhisi de çocukken konulan bir rahatsızlığıydı. Yaşadığı şeyler, yüz göz olduğu ölümler o bu hale süreklemişir. Ölümle ilgili: ''Yaşamın sonu hiç bir zaman bana ırak gözükmedi. Her yüzde, her solukta, her büyüyende, her yaşlananda, her sarılmada, her sabahta gördüm yaşamın sonunu.''  demişti.

 Benim asla veda edemediğim bu kadına siz de bir an evvel 'Merhaba' demelisiniz.

Sevgimdesiniz.

ESERLERİ:

Eski Bahçe *öykü

Çocukluğun Soğuk Geceleri (Roman):İlk romanıdır.Çocukluğunun büyük etkileri, sevgisizlik genel olarak iç çatışmalar aile baskısı ve sürekli kaçma istediğini ele alan hayatının genel yansımasını sunan sürükleyen bir kitaptır.

Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) / Yaşamın Ucuna Yolculuk (Kitabın Türkçeye çevrilmiş adı)

Eski Bahçe - Eski Sevgi ykü):Bu kitapta yazarın iç dünyasının panoramasını bulabiliyorsunuz. Bilinç ve bilinçaltı sürekli yer değiştiyor. Oldukça dikkat çekicidir.

Kalanlar (Deneme)

Zaman Dışı Yaşam (Senaryo):Çok kısa bir kitaptır. Güzel paragrafları ve anlatılmak istenen hoş şeyler vardır. '' İnsan olabilmek bambaşka bir olgu. Şans cesaret istek gerektiren bir olgu, özellikle dünyada başka hiç kimse yokmuş gibi, yalnız kalabilme cesaretini grektiren bir olgu..'' Kitaptan ufak bir kırıntı.

Tezer Özlü'den Leyla Erbil'e Mektuplar: Bu kitap Tezer Özlü'nün Leyla Erbil'e bir can dostu sıfatı ile yazdığı mektupları ele almıştır. Bu mektupları kitaplaştıran Leyla Erbil'dir.


Üye Ol



Üye Girişi