04.11.2020 - 01:17
798
3
Yazı Boyutu:    
Sizlere buradan seslenmeyeli iki yıl olmuş. Dile kolay, tam iki yıl…Neden bu kadar uzun bir ara verdiniz diye soracak olursanız inanın ben de bilmiyorum. En son yazıma bakıyorum da bir iyimserlik havası hakim. Geleceğe umutla bakıyorum.  Sonra? Sonra ne mi oldu? Sanırım ülkemizin ve dünyanın gidişatı karşısında kendimi yenik hissedip içime kapandım, kötümserliğe kapıldım. Yazmak gelmedi içimden. Oysa şimdi yazmak için yanıp tutuşuyorum.  Üzgünüm. Öfkeliyim. Kurallara uymayan, bencil insanlara, bayağılıklara, nezaketsizliklere öfkeliyim. O nedenle buradan size seslenecek ve sesim duyulur belki diye umut edeceğim. 

Bugün Amerika Birleşik Devletleri‘nden (ABD) bahsedeceğim. Amerika Birleşik Devletleri bizi niye ilgilendiriyor dediğinizi duyar gibiyim. Amerika bizi niye ilgilendiriyor? ABD seçimleri bizi neden ilgilendiriyor?  Dolar bizi neden ilgilendiriyor? Dolarla mı maaş alıyoruz ki? Kazın ayağı öyle değil işte. Yaşadığımız bu sonu gelmeyen salgın bize dünyanın en ücra köşesinde yaşanan bir enfeksiyonun kontrolden çıkmasının nelere mal olacağını çok acı bir biçimde gösterdi. Her haneden birinin bir yakını-bir tanıdığı, bir dostu, ahbabı  virüse yenik düştü. Dünya, küresel bir köy ve bizler de o köyün bir parçasıyız.

Dün ABD Senatosunda tarihi bir oylama ile Amerikan Yüksek/Yüce  Mahkemesine, geçen ay kaybettiğimiz Yargıç Ruth Bader Ginsburg’ün yerine, apar topar, yangından mal kaçırır gibi, seçimlerin tam da ortasında, yeni bir yargıç (hakim) atandı: Amy Coney Barrett. Amy Coney Barrett’ı ve onun seçilmesine gelene kadar ki olayları anlatmadan önce, kısaca Amerika Birleşik Devletleri yönetim şekli ve Yüksek Mahkemenin yetkileri hakkında bilgi vermek istiyorum.

Amerika Birleşik Devletleri, elli eyalet, District of Columbia ve bunların hepsini kapsayan federal bir bölgeden oluşan federal bir cumhuriyettir. Kısa ve özlü bir belge olan ABD Anayasası, federal ve eyelet idareleri arasındaki kuvvetler ayrılığını tayin etmiş; federal hükümetin yetkilerini belirlemiş ve geri kalan hususlarda düzenleme yapma yetkisi eyaletlere bırakılmıştır (ABD Anayasası, Ek 10). Bu federalist yapının sonucu olarak, hem federal hükümet hem de eyalet hükümetlerinin (bunlara ek olarak District of Columbia)kendi yargı sistemleri (adalet sistemleri) vardır.  Buna gore, ABD’de 52 tane ayrı  ama birbirini tamamlayan yargı sistemi olduğunu söyleyebiliriz. 

Bizim burada mercek altına alacağımız kurum, federal sistem içinde yasaların Anayasaya uygunluğu konusunda en üst makam (en yüksek mahkeme) olan hem de nihai temyiz merci olarak görev yapan ABD Yüksek/Yüce Mahkemesidir (ABD Anayasası, M. III). ABD Anayasasının 3 üncü maddesi federal yargı yetkisinin yasal dayanağını oluşturmaktadır: 

Yargı organının yetkisi, işbu Anayasanın, Birleşik Devletler kanunlarının, Birleşik Devletler tarafından imzalanan veya imzalanacak olan antlaşmaların hükümlerine istinaden açılacak davaları; büyükelçileri, diğer diplomatik görevlileri ve konsolosları ilgilendiren bütün davaları; bütün deniz hukuku ve deniz davalarını; Birleşik Devletlerin taraf olacağı anlaşmazlıkları; iki veya daha fazla eyalet arasındaki anlaşmazlıkları; aynı eyaletten olup da değişik eyaletlerden toprak bağışları iddiasında bulunan vatandaşlar arasında ve bir eyalet veya o eyalet vatandaşları ile yabancı devletler arasındaki uyuşmazlıkları kapsar.

ABD Yüksek Mahkemesi, federal anayasal sorunlar konusunda belirleyici ve son söz sahibidir. Buna rağmen, Yüksek Mahkemenin yetkileri sınırlıdır, hatta üç devlet organının en güçsüzüdür desek yanlış olmaz . Bunun nedeni kendiliğinden harekete geçerek hiçbir davayı inceleyememesidir.  Bir olayın ya da davanın usulüne uygun biçimde önüne getirilmesi gerekir. Diğer taraftan, Yüksek Mahkemenin elinde, verdiği kararları uygulatacak hiç bir güç yoktur. Burada Yüksek Mahkeme siyasal organların, özellikle de Başkanın gücünden yararlanır, çünkü emir ve kararları uygulatacak maddî güç onların elindedir. Bundan başka, Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayıları, mahkemenin ödeneği, yardımcı personeli, istinaf yetkisi, bütün bunlar birer yasa konusudur ve dolayısıyla Yasama Organı’nın yani Kongre'nin yetkisine girmektedir. Yargıç sayısını saptama hakkı da Kongre'ye verilmiştir. 1789 yasasıyla Mahkeme'nin yargıç sayısı altı olarak belirlenmiş, 1869'da, bu sayı dokuza yükseltilerek bugünkü halini almıştır. Mahkeme, bir başkan ve sekiz üyeden oluşmaktadır. Mahkeme başkanı da dahil olmak üzere tüm mahkeme hâkimleri atama yöntemi ile göreve gelirler: ABD Başkan’ı tarafından aday gösterilen kişinin, Senatonun çoğunluğu tarafından kabul edilmesi halinde, kişi Başkan tarafından yargıç olarak atanır. 

Evet şimdi dönelim, 27 Eylül 2020 günü, ABD Başkanı Donald Trump’ın,  Yargıç Ruth Bader Ginsburg’un ölümü üzerine boşalan Yüksek Mahkeme yargıçlığı görevine aday gösterdiği ve adaylığı yaklaşık bir ay sonra 26 Ekim 2020 günü Senato’da çoğunlukta bulunan Cumhuriyetçilerin pozitif oyları ile onaylanan Amy Coney Barrett’a. Kimdir Amy Coney Barrett? Amerika Birleşik Devletleri seçimlerinde neden bu kadar belirleyici? 

Katolik Kilisesi'ne bağlı dindar bir hukukçu olan Barrett New Orleans doğumlu. Katolik St. Mary’s Kız Lisesini bitirdikten sonra üniversiteyi Rhodes College’ta okuyor. Daha sonra Hukuk Fakültesi için yine katolik bir okul olan Notre Dame Universitesini tercih ediyor. Barrett'in kendisi gibi hukukçu olan eşinden beş, Haiti'den evlatlık edindiği iki çocuğu bulunuyor. Yargıç Barrett, ebeveynleri de dahil olmak üzere yaklaşık 1.650’ ye yakın yetişkin üyeye sahip dar görüşlü bir dini topluluk olan “People of Praise”  grubunun bir üyesi. Topluluk , kocayı ailenin reisi olarak tanıyan geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini benimseyen katı bir görüşe sahip. 

ABD'de dindar muhafazakar kesimin desteklediği yargıç Barrett 2017 yılında yine Trump tarafından Chicago'daki 7'nci Temyiz Mahkemesi'ne atanmıştı. Yargıç Barrett tarafından yazılan çoğunluk mütaalalarına, iştirak ve muhalefet şerhlerine baktığımızda kürtaj ve eş cinsel evliliği gibi tartışmalı konularda açılan davalarda muhafazakar bir tutum sergilediğini görüyoruz. Yargıç olarak atanmasından önce kendi mezun olduğu Notre Dame Üniversitesi'nde hukuk profesörü olarak görev yaparken, üniversitenin Yaşam Fakültesi grubuna dahil olan Barrett, "doğumdan doğal ölüme kadar insan yaşamının değerini" destekleyen bir imza kampanyasının da önderi olarak biliniyor.  

Başkanlık seçimi öncesi Yargıç Barrett’ın, selefi Yargıç Ginsburg’un vasiyetini ve içtihatleri hiçe sayarak atanmasının geniş muhafazakar kitlelerin Trump’a verdiği desteğe katkı sağlayacağı biliniyor.  Hıristiyanlığın propagandasını yapmak için kurulmuş, Christian Broadcasting Network (CBN) kanalı, Trump’ın gözünü diktiği koyu dindar Hırıstiyan seçmenin oylarını alabilmesinin tek yolunun verdiği sözleri yerine getirmesi olduğunu söylüyor. Dini bütün bir Hıristiyan olmayan Trump’ın bu oyları garantilemesinin tek yolu Barrett’tan geçiyordu. Trump’ın Başkan yardımcısı seçimi de tamamen dindar kesimi memnun etmeye yönelik. 

18 Eylül'de ölümünden kısa bir süre önce vasiyeti niteliğindeki son mesajını halka kendisi gibi hukukçu torunu Clara Spera aracılığıyla aktaran Ruth Bader Ginsburg , yeni bir başkan seçilene kadar sandalyesinin boş kalmasını dilediğini söylemişti. Torunu, Bader Ginsburg’un sadece temenni etmediğini bunun olacağına yürekten inandığını da eklemişti. Ne yazık ki, Ruth Bader Ginsburg bu sefer yanıldı. Cumhuriyetçiler, devam etmekte olan bir seçimin ortasında, benzeri görülmemiş bir şekilde, apar topar Amy Coney Barrett'in adaylığını onayladı.  Cumhuriyetçilerden bir tek “hayır” oyu, Maine eyaletinden Senatör Susan Collins'ten geldi.  Collins yazılı bir açıklamayla gerekçesini şöyle açıkladı:

“Yargıç Ruth Bader Ginsburg’un ölümünden önce, Yüksek Mahkemede bir boşluk ortaya çıkarsa, Senatonun dört yılönceki emsali takip etmesi ve başkanlık seçimlerinden önce bir aday üzerinde oy kullanmaması gerektiğini belirttim.Ginsburg’ün vefatından bu yana, Başkan'ı yeniden seçecek veya yenisini seçecek olan Amerikan halkına ola saygımdan, Yüksek Mahkeme’deki boşluğu doldurma kararının 3 Kasım’da seçilen kişi tarafından verilmesi gerektiğiniyineledim.”

Oylar kadar, seçimin bir şekilde Mahkeme’nin inisiyatifine kalması durumunda , Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Yüksek Mahkeme'nin Trump’ın lehine karar verecek olması da etkili. Aslında, Trump’ın bu ve bunun gibi gelenekleri yerle bir eden kararları, her Amerikalıya oyunun ne kadar önemli olduğunu hatırlatmalıdır. 


Üye Ol



Üye Girişi