Kadınlar anlatıyor: Cezasızlık erkeklere cesaret veriyor

Kadına yönelik fiziksel, psikolojik ve dijital şiddetin arttığını dile getiren kadınlar, şiddeti besleyen ve erkekleri cesaretlendiren en temel meselenin 'cezasızlık' olduğuna dikkat çekiyor.


Kadınlar, medyada kullanılan ayrımcı, özendirici dil ve eğitimsizliği de erkek şiddetinin artma nedenleri arasında sıralıyor.

Duygu KÖSEOĞLU/ TEKİRDAĞ

Kadınlar ve kadın örgütleri 8 Mart Dünya Kadınlar  Günü'nü bugün sokaklarda, alanlarda, salonlarda çeşitli etkinliklerle kutluyor. 

Farklı  yaş, statü ve meslekten sekiz kadına, kadına yönelik fiziksel, psikolojik ve dijital şiddet hakkında sorular yönelttik. Kadınlar  maruz kaldıkları şiddet sonrası üzerlerinde oluşan baskı, korku, endişeyi ve bunları aşmak için neler yaptıklarını anlattılar.



2020'de erkekler tarafından 300 kadın öldürüldü

Kadına şiddet ve kadın cinayetleri ile ilgili tutulan raporlara baktığımızda şiddet, kadın cinayetleri, şüpheli kadın cinayetleri, taciz, tecavüz vakalarında her geçen gün artış olduğunu görüyoruz. Bu noktada Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2020 Yılı Raporu verilerine göre 2020'de erkekler tarafından 300 kadının öldürüldüğü, 171 kadının şüpheli şekilde ölü bulunduğu belirtiliyor. Ocak 2021 Raporu'na baktığımızda; bu yılın Ocak ayında erkekler tarafından 23 kadınının öldürüldüğü, 14 kadınının ise şüpheli şekilde ölü bulunduğu bilgisine ulaşıyoruz. Kadın ölümlerine rağmen hala etkin soruşturma ve kovuşturma yapılmaması nedeniyle Platform Şubat ayı raporunu ise açıklamayacaklarını belirtti.


Şubat ayında 14 şüpheli kadın ölümü

Öte yandan Bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlerle tuttuğu Erkek Şiddeti Çetelesine göre; bu yıl Şubat ayında erkekler en az 33 kadını öldürdü, 12 kadına tecavüz etti. Adana, Ankara, Aydın 2, Balıkesir, Çorum, Hatay, Kayseri 4, Samsun, Tekirdağ, Zonguldak illerinde en az 14 kadının ölümü basına şüpheli olarak yansıdı. Ayrıca erkeklerin, Şubat ayında en az 33 kadını ve yanlarındaki üç erkeği öldürdüğü belirtilirken bu sayının geçen yılın aynı ayında 20 olduğu hatırlatıldı.

İçişleri Bakanlığı'nın açıkladığı rapor

İçişleri Bakanlığı'nın 4 Kasım 2020 tarihli 2019 yılına ait aile içi ve kadına yönelik şiddetle mücadele devam ediyor başlıklı açıklamasında ise bu yönde yürütülen çalışmaların sonuç vermeye devam ettiği belirtildi. Açıklamada 2019'un ilk 10 aylık döneminde kadın cinayetlerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27 oranında düştüğü, 2019 Ekim ayı ile bir önceki yılın aynı dönemi mukayese edildiğinde ise azalışın yüzde 14 olduğu ifadelerine yer verildi. Bu rakamlar hakkında kadın örgütleri gerçeği yansıtmadığı yönünde tepkilerini de dile getirmişti.

"Aklımıza birden fazla kadın isminin kazınmış olması çok acı"

Üniversite öğrencisi Sıla Topçu 20 yaşında bir genç olarak çoğu insan gibi hayatının büyük bir bölümünde aile içinde ve sokakta sürekli şiddet ile karşılaştığını  belirterek kadına şiddet vakalarının artmasının üzerinde baskı ve endişe yarattığını söylüyor. Sadece okuldan çıkıp eve yürürken bile öldürülme korkusu yaşadığını dile getiren Sıla Topçu, her farklı olay için aklımıza birden fazla kadın isminin kazınmış olmasının çok acı olduğunu belirtiyor. Yolda yürürken insanlarla mesafesini korumaya çalıştığını anlatan Sıla şöyle devam ediyor: 

"Asla aşağı bakmadan, sinmeden yürüyorum. Sürekli sert bir imaj vermek zorundaymış gibi hissediyorum. İletişim kurarken minicik bile taviz vermiyorum, bir bakıştan bile saçma sapan sapıkça anlamlar çıkaran potansiyel katillerle yaşadığımızı biliyorum. Kendimi kadına şiddetten, çevrenin güvensizliğinden korumak için şekillendirmek zorunda kalıyorum. Geç saatte eve döneceksem mutlaka birine mevcut konumumu mesaj atıyor, birini arayarak yürümeyi tercih ediyorum. Anahtarımı da sürekli elimde taşıyorum. Stalker diye tabir ettiğimiz gizli takipçilerin, sapıkların kurbanlarını seçerken daha kolay tutulduğu için saçını at kuyruğu bağlayanları sık tercih ettiğini okumuştum. Dışarı çıktığımda genellikle saçımı toplamamaya çalışıyorum. Hayatımız saçımızı bağlama şeklimize kadar şekillenip, kısıtlanırken bir sürü katilin sokakta rahatça gezebilmesi beni fazlasıyla huzursuz ediyor."

Kimsesizlik hissi şiddete boyun eğdiriyor

Evli ve iki çocuk annesi tekstil işçisi Emine Ateş ise kadınların kendilerini kimsesiz hissetmesi, çocuklarını bırakamama gibi nedenlerle şiddete boyun eğmek zorunda kaldıklarını şu sözlerle belirtiyor: 

"Kadınların eşleri ile problem yaşadığında, şiddet gördüğünde ailelerinin yanına gidemediği için bu duruma boyun eğmek zorunda kalıyor. Mesela çalışma arkadaşım eşinden şiddet görüyor. Ancak gidecek bir yeri olmadığı için ayrılmak istese de buna katlanıyor. Ben de bir kız annesiyim ve artan şiddet olayları beni endişelendiriyor. Kadınlara sürekli susun deniyor. Günlük hayatta ayrımcı dil kullanılıyor. Eşler de kadınlara karşı davranışlarında sözlü şiddet uyguluyor."

Kadınlar kimsenin boğazına saldırmıyor

Gazeteci Büşra Cebeci, cezaların yetersiz olmasının ve polisin yaşanan olaylardaki tutumunun yol açtığı durumların en büyük etken olduğunu ve artan kadına şiddet vakalarının kendisini endişelendirdiğini söylüyor. 

Kadına şiddet olaylarında polisin yaklaşımının caydırıcı olmadığını ifade eden Büşra Cebeci,  "Polisin olayla ilgilenmek istememesi ve sürekli 'karakola gideriz ama beş saat beklersin. Sonunda da ne çıkar belli değil' gibi şikayet noktasında bir sürü kadını engellemeye çalışması, evde, sokakta, iş yerinde şiddete uğrama durumunu arttırıyor. Bu da aslında erkekleri daha cesur kılıyor.  Şiddeti uygulayan erkekler, polisin onu alıkoymayacağının da farkında ve bu yüzden de daha cesurlar. Pandemi sürecinde herkes gergin ama kadınlar kimsenin boğazına saldırmıyor. Öte yandan bu gibi durumlarda toplumunda tepkisi önemli. Bir yandan da baktığımızda kendimizi savunmamız gereken şeyler olarak biber gazı, bıçak vs. bunları taşımak esasında yasak. Kendimizi koruyalım derken hukuken suçlu duruma da düşebiliyoruz. Dolayısıyla her anlamda korkuyoruz. Hem toplumdan hem tanıdığımız tanımadığımız erkeklerden korkuyoruz. Ceza alacak mı almayacak mı bilmiyoruz. Polisler nasıl davranacak bilmiyoruz." diyor.

Kadınlar dijital şiddete maruz kalıyor
Fatma Eryılmaz, haberlerin, medyanın kadına şiddet olaylarını aşırılıkla gündeme getirmesinin var olan korku ve endişeyi arttırdığını belirtirken dijital şiddet ve psikolojik şiddetin yol açtığı durumlarında son yıllarda arttığına dikkat çekiyor. 

Bu şiddetin sonuçlarının da korkunç tablolar ortaya çıkardığını ifade eden Fatma "Tehdit ve şantaja maruz kalan kadın sesini duyurmaya çalıştığında damgalanıyor ve 'hakketmiş ki bunları yaşamış' gibi yaralayıcı yorumlar, ithamlarla karşıya karşıya kalıyor. Sırf bu yüzden kadınlar, cinsel içerikli mesajlar aldığı , sürekli rahatsız edilip takip edildiği halde susmayı tercih etmek zorunda kalıyor. Dijital şiddet, psikolojik şiddeti de beraberinde getirdiği için buna maruz kalan kadın kendini çaresiz hissediyor ve sonu intiharla biten korkunç boyutlara varabiliyor. Sosyal medya hesaplarımızı sadece tanıdığımız kişilere açık tutmamız dışında başka alınacak bir önlem yok gibi. Tabi bu önlem yeterli de değil." diyor.

Medyanın dili kadına şiddeti özendiriyor

Şiddet vakalarının artmasının bütün kadınları endişelendirdiğini ve korku duyduğunu söyleyen Gazeteci Zeynep Çelik ise, kendisini en çok hukuki yaptırımların uygulanmaması endişelendirdiğini  dile getiriyor. 

Erkeklerin bu cezasızlık ortamından beslendiğini ve güç aldığını belirten Zeynep Çelik,  şunları söylüyor:

"Giderek daha fazla saldırganlaşıyorlar. Bu noktada medyanın etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü haberler çok ayrıntılı bir dille servis ediliyor. Bazen bu haberlerde kullanılan dilin özendirici olduğunu düşünüyorum. İnsanlar hem yaşanan olayın ayrıntılarını okuyup hem de bunu yapanların gereken cezayı almadığını görünce doğal olarak kendisinde bunu yapma cesareti buluyor. Korona virüs süreci ile de beraber şiddet vakaları artış gösterdi. Erkekler hiç bir şeyden korkmuyor."

Neden erkeklerin hak savunma derdi yok?

Öğretmen Esra Yaz ise artık evinin sokağında bile kendini güvende hissetmediğini ifade ediyor.

 Öte yandan Esra Yaz, kadınlara yüklenen vasıf ve kalıpların değişmesi gerektiğini ifade ederek bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade ediyor: 

"Medyada ki samimiyetsiz dizi repliklerinin, yerli yersiz mesajların faydadan çok zarar verdiğini düşünüyorum. Her diziye olur olmaz reyting kaygısıyla serpiştirilmiş feminist söylemler olayı normalleştirip, değer ve önem kaybına yol açıyor. Bazıları çok güzel yerinde olsa da bazıları gerçekten çok iğreti oluyor. Şikayet etmek çözüm bulmaktan daha çok seviliyor sanki. Sanki dertleri çözüm bulmak değil son moda adıyla "duyar kasmak". Herkes şikayetçi ama herkes aynı, düşünceyi değiştirmek lazım.  En başta kadının annelik vs. kalıplardan arındırılması lazım. 'Kadın değerlidir çünkü annedir ' kalıbından sıyrılmak gerekiyor. Neden erkeklerin hak savunma derdi yok da kadınlar sürekli bi çaba içerisinde. Kadının erkek tarafından beğenildiği oranda değerli olduğu görüşünü yıkmak gerekiyor. Kıskançlık ile psikopatlık ayrımını öğrenmeliyiz. 'Erkek kıskanır, kıyafetine, gittiğin yere karışır. Kadın hesap verir' klişelerini yıkarak ilişki yaşama biçimimizi de düzeltmemiz gerektiğine inanıyorum. Bazı konularda kadınları daha hatalı buluyorum. Dayatılan cinsel obje olma fikrini kabullendiğimiz için.

Şiddetin oluşturduğu eril tahakkümü reddediyorum

Yeni Medya ve İletişim ile Sosyoloji öğrencisi İlayda Doğan ise sosyal medya platformları üzerinden kadınlara yönelik şiddet biçimlerinin giderek yaygınlaştığını belirtiyor.

Dijital alandaki şiddet olaylarının gündelik hayattakine oranla artmasının nedenini ise İlayda Doğan, "Fail kendisini dijitalde daha korunaklı hissediyor olacak ki cesaret seviyesi gündelik hayattakinin de üzerinde oluyor. Herkese açık olan bir profil,  her erkeğin dilediği yönde saldırganlığı sergileyebileceği bir profilmiş gibi algılanabiliyor.Türkiye’de yaşayan genç bir kadın olarak gün geçtikçe kendimi erkek şiddeti karşısında güvensiz hissediyorum. Şiddetin, tacizin ve istismarın boyutları gün geçtikçe genişlerken Türkiye’de konuya ilişkin adli ve politik yaptırımların fazlasıyla yetersiz kaldığını görmek, serbest bırakılan faillerin aramızda olduğunu bilmek beni her an tereddütlü ve diken üzerinde hissettiriyor. Çeşitli şiddet biçimlerine dair kendimi her gün korumam gerektiğini hissediyorum, bu yönde önlemler alma yoluna gidiyorum. Artan şiddetin üzerimde eril bir tahakküm kurmasını istemediğim için yaşam pratiklerimi elimden geldiğince değiştirmemeye çalışıyorum, sosyal alanlarda kurduğum ilişkilerde mesafeli olmaya, hatta bazen daha korunaklı gözükebilmek için maskülen davranmaya bile başvurduğum olabiliyor" diye anlatıyor.

Şiddetin önlenmesinde eğitim önemli

Türkiye'de her 5 kadından 3'ünün öldürüldüğünü, psikolojik veya fiziksel şiddete maruz kaldığını dile getiren Hemşire Esra Bakır, kadına şiddet vakalarının önlenmesi için eğitimin önemine işaret ederek "Yetiştirilen çocukların nasıl yetiştirildiği, yaşadığı evde ne gördüğü çok önemli. Çünkü bunlar ileride ki yaşamına yön verecek hareketlerinin ön görünüşü… O yüzden anne ve baba olmak için sadece kadın ve erkek olmak yetmiyor. Bilinçli anne baba olmak için çabalanmasının, eğitim verilmesinin geleceğin ve şuanın yaşanılanları için en büyük çözüm olduğunu düşünüyorum. Sağlık çalışanı olarak hastane de bile o kadar fazla şiddet görüyoruz ki. Sözlü saldırı veya tacize uğruyoruz. Fiziksel şiddete uğrayan bir çok meslektaşım da oluyor. Kızını okutmak istemeyip hastanede kadın hemşire, doktor arayan bir ton insan var. Eğer çocuklarınızın ilerde bu insanlardan olmasını istemiyorsanız okutun, bilgilendirin, sevgi gösterin. Unutmayın o cinayetleri işleyen, o kötülükleri yapan her insan bir anne babanın evlad" diye görüşlerini ifade ediyor.

"Elimizin hamuruyla emek vererek çalışıyoruz"

"Benim başıma gelmez demeyin asla göz yummayın, unutmayın unutturmayın. Şiddete, tacize, tecavüze, cinayet teşebbüsüne göz yumarsak ve kafamızı çevirirsek. Yarın bizde onların yerinde yardım bekleyen birisi olabiliriz." diyerek şiddetin önlenmesinde dayanışmanın önemine de vurgu yapan Esra Bakır,  katillere verilen iyi hal indirimi de eleştirerek  "Takım elbiseler, mahkemede cezai indirim almak için giyilmez, giydirilemez. Boşanan kadınlar, çocuğu olmayan kadınlar, evlenmek istemeyen kadınlar, her yaşta okumaya devam etmek isteyen kadınlar, tek başına yaşayan kadınlar hiç bir zaman eksik, yarım değildir. Bir kadın her zaman tüm seçimleriyle, giyimiyle, işiyle, aşklarıyla, yaşadıklarıyla tamdır ve tam kalacaktır. Elimizin hamuruyla bu ülkede emek vererek çalıştık halen de çalışmaya da devam edeceğiz." diyor. (KAZETE)
 

Yorumlar:

Yorum Yaz