Bilim ve Aydınlanma Akademisi: Gericilik arttı, kadın cinayetleri de

Bilim ve aydınlanma Akademisi (BAA) “Türkiye’de kadın cinayetlerinin nedenleri ve öneriler” raporu yayınladı. Raporda, kadına şiddeti, cinayetlerin önüne geçilebilmesi için “Laiklik güvence altına alınmalı, gericilik bertaraf edilmelidir” denildi.


Derleyen C. Kuşçuoğlu

Türkiye'de 45  bilim insanı tarafından kurulan ve yönetim kurulunda 7'si kadın 15 bilim insanın yer aldığı Bilim ve Aydınlanma Akademisi tarafından hazırlanan “Türkiye’de Kadın Cinayetlerinin Nedenleri ve Öneriler” raporu açıklandı.

Türkiye’de kadın cinayetlerindeki artışın arkasında yatan nedenlerin tartışıldığı raporda; “kadınların işçileşme süreci, bunun dinselleşme ile gerilimi, AKP döneminde sermaye sınıfının kompozisyonunda meydana gelen değişimler” gibi olguların ele alınması gerektiği vurgulandı.

Raporda, “Laiklik güvence altına alınmalı, gericilik bertaraf edilmelidir” denildi. Raporda, “Dayanışma evleri kurulmalı, şiddetin uygulayıcısı fail tecrit edilmeli”, “Eşler arası mülkiyet ilişkileri ve miras hukuku lağvedilmeli”,” Kadın ile erkeğin eşit olmadığı ve kadının erkeğe tabi olduğu fikrini yaygınlaştıran söylemler nefret suçu kapsamında değerlendirilmeli” gibi öneriler de yer aldı.

Türkiye’de işlenen cinayetlerin Dünya’daki diğer örneklerle de karşılaştırılan raporda,” Kadına yönelik ayrımcılığın en ölümcül biçimi olan ‘kadının yaşam hakkının ihlali’, içinde bulunduğumuz toplumsal örgütlenme modelinin en acımasız dışa vurumlarından biri haline geldi. 2021’in ilk çeyreği bile tamamlanmadan ülkemizde seksene yakın kadın hayattan koparıldı. Cinayetlerin kimileri törensel bir şiddet eylemi biçiminde gerçekleştirilmiş, kimilerine intihar süsü verilmiş, çoğu kez alametleri önceden belirmiş ve kadınlar tehdit edilmişti” denildi. 

Raporda “kadına dönük şiddetle mücadelede önemli toplumsal bir kazanım olan” İstanbul Sözleşmesi’nin rapor açıklanma hazırlığı yapıldığı günlerde AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “bir gece yarısı kararı” ile yürürlükten kaldırıldığına da dikkat çekildi.



Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Bildirgesi’nde kadına yönelik şiddetin  “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlanırken “ aile içi şiddet” kavramının ise genel olarak erkeğin eşine, ebeveynlerin çocuklarına, çocukların birbirine, kadının eşine uyguladığı ya da geniş ailelerde diğer aile üyelerinin dahil olduğu şiddeti ifade ettiği kaydedilen raporda İstanbul  Sözleşmesi’nin farkına dikkat çekilerek şöyle denildi:

“Avrupa Konseyi 2011 tarihli İstanbul Sözleşmesi’nde ise aile içi şiddet ‘aile içerisinde veya hanede veya mağdur failler aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da eski veya şimdiki karı-koca ve romantik ilişkideki eşler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet eylemi’şeklinde tanımlanır. Buna göre bugün kadına yönelik şiddet çalışmalarında ‘aile içi şiddet’yerine aile bağı içermeyen ilişkilerde görülen şiddet olaylarını da kapsayan ev içi şiddet kavramı tercih edilmektedir. Böylece aynı evde yaşayan boşanmış çiftler veya romantik ilişki içerisindeki eşler, ev ortamında çalışan ve işveren konumundaki bireyler arasında gerçekleşen şiddet olayları gibi farklı şiddet olayları da ‘ev içi şiddet”’ kavramı çerçevesinde değerlendirilebilmektedir.”

YETERLİ VERİ YOK

Türkiye’deki kadın cinayetlerinin nedenlerinin” kapitalist sistemin yapısal sorunları ve AKP dönemi koşulları” çerçevesinde irdelendiği belitilen raporda, “ Öncelikle kadın cinayetlerine ilişkin geçmiş yıllara ait detaylı verilere ulaşılamamıştır. Toplumsal sorunlara ilişkin verilerin toplanması, kurumlararası veri paylaşım işbirliğinin sağlanması ve verilerin saydam bir şekilde toplumla paylaşılması devletin görevleri arasındadır. Ancak ne Türkiye’de ne de dünyada kadın cinayetlerine ilişkin hiçbir dönemde yeterli ve sağlıklı veri toplanmamıştır. Ülkemizde ise AKP döneminde halkın bilgi alma kanalları giderek daralmış, kadına yönelik şiddete ilişkin bilgilerin toplanması için gerekli olan altyapı çalışmaları kadın örgütlerinin tüm taleplerine karşın gerçekleştirilmemiştir. Toplum, kadına yönelik şiddete dair bilinçli bir şekilde kör bırakılmaktadır” deniliyor.

Rapor hazırlanırken  sıklıkla sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve araştırmacıların bireysel çabaları ile yaptıkları araştırmaların sonuçlarından faydalanıldığı vurgulandıktan sonra şu değerlendirmeye yer veriliyor:

“Kadın cinayetlerine ilişkin sınırlı sayıdaki veriler incelendiğinde, aile içerisinde fiziksel şiddetin belirli koşulların varlığında tırmanarak kadın cinayetlerine dönüştüğü görülebilmektedir. Ancak kadın cinayetleri sadece aile içinde gerçekleşmez ki aile kurumu üretim ilişkilerinden azade ele alınamaz. Bu anlamda kadın cinayetleri toplumsaldır. İşyerinde patron ve iş arkadaşlarının fail olduğu vakalar, fail ve maktül arasında tanışıklığın olmadığı ama dijital ve ısrarlı takip ardından gelen vakalar veya tecavüz suçunu takip eden cinayet vakaları gibi birçok farklı bağlam ve niteliğe sahip suç da kadın cinayetleri kapsamına girmektedir. Aynı toplumsallığın diyalektik bir sonucu olarak her bir kadın cinayetinden devlet ve hukuk sisteminin de sorumlu olduğunu söylemek gerekir. Özellikle Türkiye için değerlendirildiğinde genel olarak bir artış eğiliminde olan kadın cinayetlerinin, siyasilerin söylemlerinden, iktidar politikalarından, yargının işleyişinden, toplumsal yaşantının dinselleşmesinden ve sosyoekonomik konjonktürden bağımsız düşünülmesi çözüm arayışında da hatalara neden olacaktır.”

Çalışma sırasında,Türkiye ve dünya verilerini karşılaştırmalı olarak kullanmak istediklerini ancak  verilerde tutarsızlıklara rastladıkları belirtilen raporda,” Biz raporumuzda cinayetlere bir nevi tanıklık içerdiğinden gazete haberlerinden derlenen Türkiye verilerini kullanmayı tercih ettik. Dünya Bankası verilerine göre 1990-2005 yılları arasında kadın cinayetlerinde saptanan söz konusu azalma eğiliminin ise bize göre yeniden sorgulanması gerekmektedir” deniliyor.

KATİLLER TANIDIK
 
Eldeki verilere  göre 2020 yılında 171’i şüpheli ölüm olmak üzere 471 kadın cinayeti işlendiği belirtilen raporda şu değerlendirmeye de yer veriliyor:

“Türkiye’de 2019 yılında 474 kadın cinayeti işlenmiştir. Kadınların yarıya yakını (%47) ilişkisi olan bir erkek tarafından öldürülürken %3’ü tanımadığı birisi tarafından öldürülmüştür. Bununla uyumlu olarak cinayet mahalli çoğunlukla evdir (%60,91). Cinayetlerin büyük bir kısmının (%46) gerekçesi bilinmiyorken, bilinen gerekçeler içerisinde ayrılma isteği, birlikte olmayı reddetme gibi kadının kendi hayatına dair karar almasıyla ilişkili gerekçelerin öne çıktığı (%23,97) saptanmıştır. Bir diğer çarpıcı husus 2008 yılından 2019 yılına kadar kadın cinayetlerinde saptanan 7 kat artıştır (Tablo2). Ateşli silah ve kesici alet ile öldürülen kadınların oranının tüm kadın cinayetleri içinde %80 civarında iken kadın cinayetlerindeki artışla birlikte kadınların saldırı sonucu yaralanma oranlarının arttığı bilinmektedir.”
BM raporlarına göre tüm dünyada kadın cinayeti faillerinin üçte biri eski ya da mevcut partnerler olduğu da vurgulanan raporda,” DSÖ ve Panamerikan Sağlık Örgütü ortak bir raporda cinsiyetler arası eşitsizliklerin daha derin olduğu ve kadınların hükümette daha az temsil edildiği ülkelerde daha çok kadın cinayetinin işlendiğini bildirmişlerdir. Bu raporda siyasi iktidarların eğitim ve sağlığa daha az yatırım yapmasının kadın cinayetlerin gerçekleşmesinde bir etken olduğu da vurgulanmaktadır” deniliyor.

Türkiye’de kadın cinayetlerindeki artışın arkasında yatan nedenler tartışılırken “kadınların işçileşme süreci, bunun dinselleşme ile gerilimi, AKP döneminde sermaye sınıfının kompozisyonunda meydana gelen değişimler, göç hareketleri, toplumsal örgütlülük ve bunların kadın-erkek ilişkileri ile kadının toplumsal statüsü üzerine etkileri” gibi olguların öncelikle  ele alınması gerektiği vurgulanan raporda,” Kadın cinayeti sebepleri içinde göze çarpan bir diğer parametre boşanma, ayrılma gibi kadının kendi hayatına ilişkin kararlar almasıdır. Gerçekten de boşanma sayısı arttıkça  kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde de artış söz konusudur” vurgusu yapılıyor.

GERİCİLİK ARTTI, CİNAYETLER DE…

Kadın cinayetlerinin ekonomik kriz dönemlerinde artan yoksulluk ve geçim sıkıntısı ile birlikte arttığı da vurgulanan raporda günümüz  Türkiyesi  şu değerlendirme yapılıyor:

“Ondokuz yıllık AKP iktidarı aynı zamanda gerici tarikatlarla ilişkili bir sosyal kesimin hızla zenginleştiği ve kadına yönelik ayrımcılığın siyasette ve medyada yaygın bir söyleme dönüştüğü bir dönemdir. Türkiye’nin ideolojik dönüşümünde üstlendiği rolle kadın düşmanı bir politikanın da yürütücüsü olan siyasi iktidar, böylece kadının insan dışılaştırılmasını (dehumanization), şiddetin artmasını ve vahşileşmesini kolaylaştırmıştır.  

Tüm bunlara son yıllarda gazetelerde gözümüze daha çok çarpmaya başlayan ve yasalar karşısında AKP’nin koruyucu kalkanıyla dizginsizleşen burjuvazinin çete benzeri kimi örgütlenmelerini de eklemek gerekir. Gerçekten de çete yapılanmaları tüm dünyada kadın cinayetlerini artırıcı bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.”

ÖLDÜRÜLEN KADINLARIN VE FAİLLERİN YAŞLARI

Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği’nin ulaştırdığı 50 kadın cinayeti dosyasına ait verilere  göre, öldürülen kadınların daha çok 26-40 yaş arasında oldukları (%58), fail erkeklerin de %64’ünün yine aynı yaş aralığında oldukları görüldüğü belirtilen raporda şu değerlendirmelere de yer veriliyor:

“Öldürülen 11 kadının çocuğu yoktur, 39 kadının çocuğu vardır. 50 kadından 28’i koruma kararına başvurmuş, 22’si başvurmamıştır. Koruma kararına başvuran kadınların 13’ü bir kez, 7’si iki kez, 6’sı ise 3’ten fazla kez koruma kararına başvurmuştur, 2 kadının koruma kararına kaç kez başvurdukları bilgisi bulunmamaktadır. Koruma kararına başvuran 28 kadından 21’i koruma kararı altındayken öldürülmüştür.

Öldürülen kadınların %62’si eşleri, %24’ü ise eski eşleri tarafından öldürülmüştür. Erkek arkadaş, eski erkek arkadaş ve reddedilen erkek tarafından öldürülen kadınların oranı %10’dur.”

ÖNERİLER

Uzun bir süredir Türkiye’de tırmanan kadın cinayetlerinin önünü almak için kadın örgütlerinin dile getirdiği “ acil çözüm önerileri “ arasında “ İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun uygulanması, sığınma evleri ve kadın konukevlerinin sayısının artırılması, bu kurumların koşullarının iyileştirilmesi, şiddet faillerinin cezalarının artırılması, faillerin cezasız bırakılmaması, silaha erişimin zorlaştırılması, medyada kadına yönelik şiddeti özendirici, meşrulaştırıcı yayın ve haberlerin yapılmaması” gibi talep ve önerilerin yer aldığı raporda, “ Özellikle 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunda geçen delil ve belge aranmadan şiddet mağduru kadınların hemen korumaya alınabilmesi, hakim ve mülki amirin ivedilikle koruyucu tedbir kararı alabilmesi ve fail bu tedbirlere uymadığında henüz dava süreci başlamadan zorlama hapsi uygulanarak tecrit edilmesi yönündeki maddeler yaşamsal öneme sahiptir” deniliyor.

Bilim ve Aydınlanma Akademisi tarafından hazırlanan raporun son bölümünde ise kadın cinayetlerinin son bulması için acilen gündeme alınması ve tartışılması gereken önlemler şöyle sıralanıyor:

  • Laiklik güvence altına alınmalı, gericilik bertaraf edilmelidir.
  • Dayanışma evleri kurulmalı, şiddetin uygulayıcısı fail tecrit edilmelidir.
  • Eşler arası mülkiyet ilişkileri ve miras hukuku lağvedilmelidir.
  • Yeniden üretimde ve ebeveynlikte cinsiyetçi adaletsizlik sonlandırılmalıdır.
  • Kadına yönelik şiddet önleyici sağlık hizmetleri kapsamında takibe alınmalıdır.
  • Kadın ile erkeğin eşit olmadığı ve kadının erkeğe tabi olduğu fikrini yaygınlaştıran söylemler nefret suçu kapsamında değerlendirilmelidir.
  • Çocuk yaşta evlilikler tümüyle yasaklanmalıdır.
  • Bireysel silahlanma yasaklanmalıdır.
  • Göçmen kadınların hakları geliştirilmelidir.
  • Toplumsal örgütlenme güçlenmelidir.
(KAZETE)

 

Yorumlar:

Yorum Yaz