'İstanbul sözleşmesi'nden tek taraflı çekilmenin bedelini kadınlar canıyla ödüyor'

AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul Sözleşmesi'ni tek taraflı olarak feshettiği 20 mart'tan 27 nisan tarihine kadar 32 kadın erkekler tarafından katledildi.


Halkevleri önceki dönem genel başkanı olan İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, TBMM’de yapmış olduğu basın toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının alındığı 20 Mart tarihinden 27 Nisan tarihine kadar yaşanan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddeti içeren raporu açıkladı.

2020 yılı temmuz ayından itibaren İstanbul Sözleşmesi sistematik olarak hedef tahtasına konulduğunu ve 19 Mart gece yarısından sonra yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının açıklandığını kaydeden HDP Milletvekili Oya Ersoy, 
kararın üzerinden  geçen 1 ay 9 gün süre zarfında yaşananlarla ilgili raporu açıkladı.

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni AKP iktidarının hiçbir zaman etkin uygulamadığını ve kadın hareketinin Sözleşmenin imzalandığı günden beri sözleşmenin kağıt üzerinde kalmasına karşı uygulatmak için mücadele ettiğini hatırlatan HDP Milletvekili  Oya Ersoy, şunları söyledi.

"Bu nedenle İstanbul Sözleşmesinin “şiddeti engellemediği” iddiası koca bir yalandan ibarettir ve AKP’nin gerici, erkek egemen, kadın düşmanı ideolojisinin bir ürünüdür. AKP iktidarı, ilk imzacısı olmakla, adının İstanbul olmasıyla övündüğü yıllar da dahil olmak üzere, temelde “Eşitliği” savunan ve şiddetin kaynağı olarak eşitsizliği koyan sözleşmeyi uygulamak, eşitsizliği engellemek üzere adım atmak yerine yaşamın her alanında eşitsizliği körükleyen uygulamaları tercih etmiştir. Boşanma komisyonu raporlarından, kadın erkek eşitliğine inanmayan “Kadın erkek eşit değil!” “fıtrata ters” diyen yöneticiler, kürtaj ve nafaka hakkına saldıran söylemler, kadınlara üç çocuk beş çocuk doğurun tavsiyeleri, kocanız sinirlenirse çay getirin, mırıldanın öğütleri gibi birinci ağızlardan yapılan açıklamalar iktidarın ideolojisinin gereğidir."

HDP milletvekili Ersoy, İstanbul sözleşmesinin kaldırılması ile nelerin değiştiği konusunda ise şu ifadelere yer verdi

"İktidarın sözleşmeyi kaldırmasına gözünü diken erkekleri ve şiddete maruz kalan kadınların başvurduğu merkezleri (kolluk, yargı vs) bir şey yapmaması yönünde güçlendirdi. 

Şiddeti önleme yükümlülüğü açısından neler oldu?

İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı geri çekilme kararının bedelini kadınlar canı ile ödemektedir!

20 Mart-27 Nisan arasında sadece basına yansıyan bilgilerden tespit edebildiğimiz 32 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 
Yüzlerce kadın gerek sosyal medya hesaplarından gerekse evlerinin önüne bırakılan notlar ile tehdit edildi. 

Twitter üzerinden “Morardınız mı” etiketi açılarak kadınların katledilmesi ve şiddete uğraması üzerinden paylaşımlar yapıldı, 12 Nisan Dünya Tecavüz günü ilan edilerek Sosyal medyada #12Nisan etiketi adı altında kadına yönelik cinsel şiddet çağrıları yapıldı.

2012 yılından itibaren Boğaziçi Üniversitesinde faaliyet gösteren Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu koordinatörü ücretsiz izne çıkarılarak fiilen işlevsiz hale getirildi. (4 Nisan 2021)

Sağlık Bilimleri Üniversitesi yönetimi; Milli Gazete'nin "Fıtratı temelden reddeden ders" diyerek hedef gösterdiği Ebelik bölümünde okutulan 'Toplumsal Cinsiyet Eşitliği' dersine dini ve milli değerleri tartışmaya açtığı gerekçesiyle soruşturma açtı. 

Yıldız Teknik Üniversitesi'nde (YTÜ) online yapılan Türk Dili ve Edebiyatı dersinde profil resminde 'İstanbul Sözleşmesi yaşatır' görseli olan öğrenci dersten atıldı.

Gökkuşağı bayrağı her yerde hedef haline getirildi, Boğaziçi Üniversitesinde LGBTİ+ kulüpleri kapatıldı.

Şiddete maruz kalan kadınlar için koruyucu tedbirler alma yükümlülüğü açısından neler oldu?

  • Kadınlar şikâyette bulunmak için gittikleri karakol önlerinden geri çevriliyor!
  • Karakola başvuru yapan kadınlar, “Artık o işlere biz bakmıyoruz, savcılığa ya da aile mahkemesine gidin” ‘Eski usule döndü artık, tehdit edileceksin, darp raporun olacak ki seni sığınma evine gönderelim ’yanıtları aldı.
  • Geçici koruma, şiddet uygulayanın uzaklaştırılması gibi önlemleri almak, Avukat istiyorsa avukata yönlendirmek, sığınma evine gitmek istiyorsa ŞÖNİM’e göndermek kolluğun zorunlu görevi iken kolluk bu görevini yerine getirmemeye, kafasına göre ‘Sen git şuraya’ demeye başladı. 
  • Tedbir kararlarının alınabilmesi zorlaştı, uzaklaştırma kararlarının süresi kısaldı ve mevcut uzaklaştırma kararları da uzatılmamaya başlandı.
  • Suçluların kovuşturulması ve cezalandırılması yönünden neler yaşandı ?
  • Sözleşmeden çıkma kararı alındıktan sonra şiddet faili erkekler ‘Cezamı iptal ettirebilir miyiz’ diye sevinerek avukatlarını aramaya başladı. Erkek şiddeti failleri yerine anayasal haklarını kullanan kadınlar soruşturma ve yargılamaya maruz kaldı.
  • AKP’li Mersin Akdeniz Belediyesi, 8 Mart eylemine katıldıkları için 4 kadın işçiyi KOD 29’a göre işten attı. 
  • Şiddet faili erkekleri yargılamak yerine Denizli'de yaşayan 4 şartlı mülteci kadın İstanbul sözleşmesi eylemine katıldığı için gözaltına alınıp haklarında sınır dışı etme kararı verildi.
  • Çeşitli illerde İstanbul Sözleşmesinden çıkma kararını protesto eden, basın açıklaması ve oturma eylemi yapmak isteyen kadınlar polis tarafından engellendi, gözaltına alınan kadınlar oldu. 
  • “2021 yılının ilk 3 ayında 88 kadın katledildi. İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı bu 88 kadın yaşıyor olacaktı” “İstanbul Sözleşmesi uygulansın” pankartları indirildi. 
  • Evlerimize, kurumlarımıza astığımız İstanbul sözleşmesi yaşatır pankartlarımız iktidarın canını sıktı diye "Sivil toplum kuruluşu binalarına, kendi bayrak, amblem ve logoları dışında her türlü afiş, pankart vb. malzemelerin asılması” el ilanı, broşür ve bildiri dağıtılması salgınla mücadele kapsamında yasaklandı. 
  • Mersin Kadın Platformunun çeşitli tarihlerde İstanbul Sözleşmesi ve Pınar Gültekin için yaptığı basın açıklamalarına katılan 20 kadına Kabahatlar Kanunu ve Hıfzı Sıhha Kanunu kapsamında toplamda 100 bin lirayı aşan para cezası kesildi.
  • İstanbul Sözleşmesi; şiddeti engellemek için devletlere “Kadına yönelik şiddetle mücadelede bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesi” yükümlülüğü yükler. 
  • Bırakın kadın örgütleriyle işbirliği yapmayı; OHAL döneminde kadın örgütleri kapatıldı. 
  • Belediyelere atanan kayyumların ilk işi kadınlara sosyal, kültürel ve ekonomik olarak destek veren Belediyelere bağlı danışma merkezlerini, şiddet gören kadınlara destek veren Kadın Dayanışma Merkezlerini, Kadın Merkezleri ve Kadın Sığınma Evlerini kapatmak, Kadın Politikaları Müdürlüklerini feshetmek oldu.  

İstanbul Sözleşmesinden çıkma kararı aldıktan sonra da; 

  • Bilecik Belediyesi'nce hazırlanan İstanbul Sözleşmesi billboardları "polis ve öğretmenleri zan altında bıraktığı" gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma açıldı. (26 Mart 2021)
  • İçişleri Bakanlığı, belediyelere resmi yazı yazarak soruşturma yürütür gibi temel görevlerini sorgulayıcı şekilde LGBTİ+ çalışmaları yürütüp yürütmediğini sordu. 
  • Diyarbakır’da kadınlar gece yarısı operasyonları ile gözaltına alıp susturulmaya çalışıldı.  Rosa Kadın Derneği’nin de aralarında olduğu çok sayıda adrese düzenlenen operasyonda 26 kadın gözaltına alındı.11 kadın tutuklandı. (5 Nisan 2021)
  • Emniyet Genel Müdürlüğü, 12 Nisan’da bir sosyal medya paylaşımı yaparak erkeklerin daha çok öldürüldüğü kıyaslaması yaptı. Kadınları şiddete karşı korumakla görevli birimin “Kasten öldürmeler” başlığı altında “erkek cinayeti” kavramı uydurarak kadın cinayetlerini önemsiz gösterme çabası, kadın hareketinin kadına yönelik şiddet politiktir sözünü bir kez daha kanıtladı. 
  • Şiddeti engellemeye yönelik politika geliştirmek yerine İstanbul Sözleşmesinden çıkma kararını meşru gösterme çabasına girdiler.
  •  Sözleşmeden çıkma gerekçesi olarak “eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle ediliyor” denilerek LGBTİ+lar hedef gösterildi. “toplumsal ayrışmaya” sebep olduğu için çıkıldı”, “O kadınları öldüren şahısları da yetiştiren kadınlar. Hiç mi kadınların payı yok bu şiddette? Bu konuda sürekli erkekleri suçlayan bir dil yanlış” “İslam’da kadına karşı şiddet haram” gibi erkek egemen, kadın düşmanı, dinci gerici, ayrımcı, homofobik söylemlerle açıklamalar yapıldı. 
  • İktidarın ve dinci-gerici örgütlenmelerin topluma yaydığı bu söylemler bizzat şiddetin kaynağıdır.
  • Şiddetin temel sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu yok sayan ve aileyi güçlendirerek şiddeti önleyeceğini dile getiren iktidarın kadınların eşit ve özgür yurttaşlar olarak haklarını garanti altına almayacağı apaçık ortadadır.
  • İstanbul Sözleşmesi; tarihsel kazanımlarımızı ve Kadın hareketinin 150 yıldır tartışmakta olduğu kavramları içeren bir temel belge olduğu için önemlidir. 
Kadın kadındır, erkek erkektir ve toplumsal cinsiyet diye bir şey yoktur diyen; Şiddetin yapısal olduğunu, temelinin tarihsel eşitsizlikler olduğunu gizleyip patolojik olarak göstermeye ve şiddetin aile haklarına saldırı olduğunu örgütlemeye çalışan,
Yani, kadınların kamusal alanda cinsiyetini reddeden ve ailenin içine hapseden sözleşmeyi aşan bir saldırı ile karşı karşıyayız. 
Kararınızı tanımıyoruz! Kadınları hedef alan gerici söylemleriniz karşısında, hayatlarımızdan da haklarımızdan da vazgeçmeyeceğiz!
AKP’nin bundan sonra ne yapacağını, CEDAW’dan çıkmayı mı, 6284’ü mülga etmeyi mi, nafaka ve kürtaj hakkının gaspını mı... sıraya hangisini koyacağını bilemeyiz ancak biz kadınların önceliğinde eşitlik ve özgürlük mücadelemiz, haklarımız ve hayatlarımız için mücadele etmek var. 

İstanbul Sözleşmesinden de haklarımızdan da vazgeçmiyoruz. 
Biz buradayız. Her yerdeyiz."
(haber merkezi)

Yorumlar:

Yorum Yaz