'Kadının gücünü tanıması önce özgüvenden geçiyor'

Gerek çalıştıkları bir işte gerekse kendi kurdukları işlerinde markalaşan kadınlar anlatıyor: Hem akademisyen, hem de ses sanatçısı olan Tuğba Aydın Öztürk, tüm kadınlara "Çekingen davranmayın, mikrofonunuzun sesinin kısılmasına asla izin vermeyin" diye sesleniyor.


İrem SEFA YAYIMLAR/ İSTANBUL

İş ve çalışma yaşamında kadınların erkek egemen yapı içersinde uğradıkları mobbinge, şiddete, tacize rağmen ayakta durabilmeleri cesaret istiyor. Özgüveni olmayan kadınlar ne kadar çok çabalasalar, çalışıp didinseler de önlerindeki bariyerleri aşmakta zorluk çekiyorlar.

Hangi meslekten olursa olsun kadınların kendi alanlarında başarılı olabilmeleri kariyer sahibi olabilmeleri, kendi markalarını yaratabilmeleri için destek programlarına ihtiyaç duyuyorlar.

Bu bağlamda kadınların özgüvenlerini yükseltmeye yönelik eğitim programları koronavirüs salgını öncesi yüzyüze yapılırken salgın sonrası online yapılıyor. 

"brandyMe" Kişisel Markalaşma Programı adı altında yapılan eğitimlere katılan kişisel markalarını yaratma çabasında olan çeşitli mesleklerden kadınlarla görüştük. 

Onlara, bir kadın olarak kariyerlerinde bir üst basamağa çıkarken takıldığı engelleri, iş hayatında kendi başarılarını anlatamama, öne çıkmaya cesaret edememe, emeğinin karşılığını isteme gibi sorunlarını nasıl aştıklarını bu alanda eğitim almış kadınlarla konuştuk.

AKADEMİSYEN VE SES SANATÇISI TUĞBA AYDIN ÖZTÜRK ANLATIYOR

Bugüne kadar cinsiyet kaynaklı engeller yüzünden başarılı olamamış hemcinslerine "rol model" olmak amacıyla kendi kişisel markasını yönetmeye başlayan akademisyen ve ses sanatçısı Tuğba Aydın Öztürk'ten tüm bu soruların yanıtını almaya çalıştık. 

Kendini tanıtır mısın? Uzmanlığın, yeteneklerin, başarıların?

Akademisyen ve ses sanatçısı olarak Uzun yıllardır iki kariyerimi bir arada yürütüyorum. Şu anda Manchester Üniversitesi’nde Onursal Araştırmacı ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Kendi kişisel sanat etkinliklerimin yanısıra kurucularından olduğum Lotus İstanbul isimli müzik grubunun solistiyim. Müzik, yaratıcılık, bilim, eğitmenlik, iletişim hayatımdaki en değer verdiğim alanların başında geliyor. Türkiye’de ve yurtdışında çok sayıda projede görev aldım ve 2018’de Hollanda Başkonsolosluğu ve Koçkam tarafından sanat alanında ‘Geleceğin Rol Model Lider Kadını’ olarak seçildim.

Kişisel markanı ne zaman bilinçli olarak yönetmeye başladın, buna neden ihtiyaç duydun?

Aslında yıllardır alanımda eğitimler almama, kendimi geliştirmeme ve hatta ülkemi yurtdışında temsil etmeme rağmen kişisel marka kavramına çok uzak olduğumu itiraf etmem gerek. Özellikle kadınlar olarak kişisel marka konusunu yanlış yorumladığımızı hissediyorum. Sanki bilinçaltında kişisel marka üzerinde çalışmak fazla stratejik davranmak, her fırsatta kendini tanıtma çabası gibi düşünülüyor. İşin açıkçası ben de yaptıklarımdan bahsederken yanlış anlaşılmaktan çekinirdim. Bu konuda fikrimi değiştiren ve bana kişisel marka yönetiminin aslında kendi yaptıklarını başkalarıyla paylaşırken, diğer insanları motive etmek gibi pozitif yönleri olduğunu Kişisel Marka Akedemisi'nde aldığım eğitimler sırasında öğrendim. Sanat ve akademi alanında çalışan yüzlerce hatta binlerce kişiye ilham verebilme ve dayanışma fikri, sesimi duyurmaktan korkmamam için ilk adım oldu diyebilirim.

"İÇİMDEKİ GÜÇLÜ KADINLA İLEŞİTİM KURABİLMEYİ ÖĞRENDİM"

Bir kadın olarak, kariyerlerinde bir üst basamağa çıkarken takıldığın engeller oldu mu? Kişisel markalaşma sürecin, kariyerinde ilerlemen için işine yaradı mı? 

Elbette oldu, hatta bazı engelleme ve mobingleri yaşadığım dönemde anlamamışım bile. Aradan yıllar geçip de yetişkin bir birey olduğum zaman hem erkekler hem de hemcinslerim tarafından uğradığım engelleri daha iyi farkettim. Ben bu kişilere ‘mikrofonumun sesini kısanlar’ diyorum. Mikrofonunuzun ses ayarıyla oynasalar bile, eğer siz gürül gürül bir sese sahipseniz gerekirse dağa taşa çıkar ve yine de sesinizi insanlara duyursunuz. Bu sebeple evet, kişisel markalaşma farkındalığı sayesinde paylaşmayı, dayanışmayı ve olumsuzluklar karşısında içimdeki güçlü kadınla iletişim kurabilmeyi öğrendim.

İş hayatında bir çok kadının karşılaştığı, kendi başarılarını anlatamama, öne çıkmaya cesaret etme, emeğinin karşılığını isteme gib sorunlarına kişisel markalaşma sürecinin getirdiği çözümler neler oldu?

Öncelikle başarı da başarısızlık da bizler için. Marka olmuş kişiler çok başaran değil çok deneyenlerdir. İstediğimiz hedefe bu seferlik ulaşamazsak ne olur ki yani? Kişisel markalaşma uzun bir yol. Hayatta sizi mutlu eden ve sizin başkalarına faydanızın dokucağı tutkunuzu bulduysanız kim tutar sizi? İstemekten korkuyoruz, aslında korktuğumuz şey hayır cevabını almak. Ama en azından isteklerimizi sesli bir biçimde ifade ettiğimizde evet ya da hayır cevabı %50 olasılıkla orada. Sevdiğimiz yolda ilerlemek ve bu yolda zorluklarla karşılaşmak ne kadar doğalsa, bunları insanlarla paylaşmak da o kadar doğal olmalı. Hayat, tutkumuzu kendimize saklamak için çok kısa.

Cinsiyetten kaynaklanan engeller yüzünden kadınların çoğunun bir rol modeli yok, o yüzden, öne çıkman ve daha fazla görünür olman, beraberinde diğer kadınlara da rol model olmanı sağlıyor. Hikayesini ve başarısını anlatabilen, öne çıkabilen lider bir kadın olarak, kişisel markanı oluşturduktan sonra nasıl geri dönüşler aldın? Bu seni memnun etti mi?

Özellikle benden daha genç kadınlardan aldığım geri dönüşler muazzam. Şu anda lise ya da üniversite eğitimine devam eden, gelecekte bilim ya da sanat alanında yapmak istedikleri olan gençlere mentörlük yapmak harika bir his. Ben aile konusunda şanslıydım ve her zaman kariyerim konusunda bana destek oldular. Fakat maalesef bu durum herkes için geçerli değil. O yüzden hayalleri olan ve yol haritasına ihtiyaç duyan kişilere ilham verebiliyorsam ne mutlu bana.

Ulaşmak istediğin amaca kişisel markalaşma sürecin nasıl hizmet etti ve hayatının en çok hangi alanına etkisi oldu?

Kişisel markalaşma varolmayanı süsleyip püsleyip insanlara bir paket olarak sunmak değil. Aksine tamamen gerçeklere, senin bir insan olarak sahip olduğun yeteneklere ve potansiyele odaklanıyor. Daha çok göz önünde olmak, başkaları ile bir araya gelme fırsatı yaratıyor. Sesinizi daha çok çıkardığınız ve ben de buradayım dediğinizde sosyal çevreniz artarak büyüyor ve kocaman bir kartopuna dönüşüyor. Burada da sizi seven, yaptıklarınızı destekleyenler olduğu gibi sevmeyenler de olabileceğini olgunlukla kabul etmek ve pozitif tarafa odaklanmak gerektiğini düşünüyorum.

Kişisel markanı bilinçli olarak yönetmeye başlamadan önce fark ettiğin önceki hataların nelerdi?  

Çekingenlik, yanlış anlaşılma korkusu ve başkalarının ne diyeceğini çok fazla düşünmek büyük ihtimalle pek çoğumuzun ortak özelliği. Bu çekinceler uzun bir süre benim için de geçerli oldu. (KAZETE HABER MERKEZİ)

Yorumlar:

Yorum Yaz