MİT personelini ifşa Davası'nda karar

ODA TV Haber müdürü Bearış Terkoğlu beraat etti. Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç tahliye edildi. Oda TV Genel YayınYönetmeni Barış Pehlivan'a MİT kanuna muhalefetten 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi.


Libya’da ölen MİT personeline ilişkin haberler nedeniyle yargılanan gazetecilerin 2’inci duruşması  Çağlayan Adliyesi'nde  İstanbul 34'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü ve saat 19.00 itibariyle tutuklu üç gazeteci hakkında  tahliye kararı verildi.

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Manisa muhabiri Hülya Kılınç ve Yeniçağ yazarı Murat Ağırel, Libya şehidinin cenaze haberi nedeniyle 6 aydır cezaevinde tutuluyordu.

24 Haziran’da yapılan davanın ilk duruşmasında Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Aydın Keser ve Haber Müdürü Ferhat Çelik, 4 aylık tutukluluğun ardından tahliye edilmişti. Gazeteciler, daha önce ismi Meclis kürsüsü de dahil olmak üzere birçok basın yayın kuruluşunda yer almış MİT şehidi haberi nedeniyle tutuklanmıştı.

İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde üçü tutuklu sekiz gazeteci ikinci kez hakim karşısına çıktı. 

Mahkeme karar için saat 19.00'da duruşmaya ara verdi ve aranın ardından kararını açıkladı. Mahkeme şu kararları verdi:

 -Barış Terkoğlu ve Eren Ekinci tüm suçlamalardan beraat etti.

-Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç’a 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi.

DAVANIN GELİŞİMİ

Libya’da ölen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) personeline ilişkin haberler nedeniyle Odatv Genel Yayın yönetmeni Barış Pehlivan, Haber Müdürü Barış Terkoğlu, muhabiri Hülya Kılınç, Yeniçağ yazarı Murat Ağırel ve Yeni Yaşam gazetesi yöneticileri Ferhat Çelik ile Aydın Keser haklarında açılan davanın 2’inci duruşması İstanbul 34'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor. Dava öncesi gazeteci örgütleri adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada "Gazetecilik suç değildir" denildi.

Duruşmayı çok sayıda basın meslek örgütü, HDP, CHP ve İYİ Parti ve bağımsız milletvekilleri, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, kitle örgütleri, tutuklu yargılanan gazetecilerin aileleri ve çok sayıda gazeteci takip etti.

Duruşmada tutuksuz yargılanan gazeteciler Mehmet Ferhat Çelik ile Barış Terkoğlu ve avukatları salonda hazır bulunurken, tutuklu yargılanan Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Hülya Kılıç bulundukları Silivri Cezaevinden duruşma salonuna getirildi.

Duruşma salonunda yeterli yer olmadığı ve salgın gerekçe gösterilerek mahkeme heyeti duruşmaya sınırlı sayıda izleyici alınmasına karar verdi. Bunun üzerine salonda tartışma yaşandı. Milletvekillerin araya girmesiyle tartışma son buldu ve az sayıda gazetecinin salonda bulunmasına karar verildi.

İzleyicilerin yerini almasıyla birlikte mahkeme heyeti salona geldi. Kimlik tespitlerin ardından duruşmaya geçildi. İlk olarak savcı mahkemeye sunduğu mütalaanın özetini okudu. Savcı mütalaada tüm sanıkların cezalandırılmasını, Erk Acarer'in dosyanın ayrılmasını, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel'in tutukluluklarının devamı yönünde karar verilmesini istedi.

Ardından savunmalara geçildi.

HÜLYA KILINÇ: YALNIZCA GAZETECİLİK YAPMAK AMACIYLA HABERİ HAZIRLADIM
Hülya Kılınç savunmasında, "Yalnızca gazetecilik yapmak, kamuouyunu bilgilendirmek amacıyla haberi hazırladım" diyerek tutukluluk kararının kaldırılmasını ve beraatini talep etti.

Kılınç şunları söyledi:

“Haberi hangi bakış açısıyla okursanız okuyun sadece cenaze haberi olduğunu görürsünüz. Haberde yayımlanan fotoğraflarda MİT mensuplarının olduğunu bilmiyordum. Bilmem de mümkün değildir. Eğer MİT mensubu olduğunu bilmeyenler hakkında suç isnadı yapılmıyorsa benim içinde yapılmamalıdır diye düşünüyorum. Şehidin cenazesinde çekilen fotoğraflar gizli çekilmemiştir. Akhisar Belediyesinden temin edilmiştir. Fotoğrafta sadece cenazeyi taşıyan köylüler görünmektedir. Eğer cenazenin köylülerin taşıdığını gösteren bu fotoğraflarda MİT mensubunu deşifre etmek isteseydim, haberde 'Şehidin mesai arkadaşları da cenazeye katıldı' ibaresi yer alırdı. Ben yalnızca gazetecilik yapmak kamuouyunu bilgilendirmek amacıyla haberi hazırladım. Mahkemenizden tutukluğumun kaldırılmasını ve beraatımı talep ediyorum.”

BARIŞ PEHLİVAN: SIR CENAZEDE DEĞİL TAZİYE EVİNDE GÖZYAŞI DÖKENLERDEYDİ

Kılınç’ın ardından Barış Pehlivan savunmasına geçildi. "Bu salondaki herkes biliyor ki burada, bu davada bir haber değil, tüm haberciliğim cezalandırılmak istendi" diyen Pehlivan, asıl sırın cenazede değil taziye evinde gözyaşı dökenlerde olduğunu ifade etti. Pehlivan mahkemeye "Talebim, vereceğiniz kararda korkunun değil gerçek neyse onun sesi olmanızdır" dedi.

Pehlivan, şunları söyledi:

"Gerçek gazeteciler her ne kadar 'Uzak durulması gereken hain' gibi gösterilmek istense de aslında çok yakındaki dosttur. Yani, acı söylüyorsak, toplumun iyiliği içindir. Bu binanın Avrupa’nın en büyük adliyesi olduğunu herkes yazar. Ama bu adliye içinde hangi adaletsizlikler yaşandığını sadece gerçek gazeteciler yazar. Bu duruşma salonundaki ışıkların elektrik sayesinde yandığını herkes yazar. Ama son 2 yılda elektriğe yüzde 72 zam yapıldığını sadece gerçek gazeteciler yazar. Şu an hepimizin önünde onlarca sayfa kağıt var. Bu kağıtların hammaddesinin ağaç olduğunu herkes yazar. Ama Türkiye’nin kağıt ihtiyacını karşılamak için yurtdışına her yıl milyarlarca dolar para akıttığımızı ve perde arkasını sadece gerçek gazeteciler yazar. Burada sayın heyetinizin, sayın savcının ve sayın avukatların üzerinde cübbe var. Bağımsızlığınızın sembolü…O cübbelerin malzemesinin pamuk olduğunu herkes yazar. Ama Türkiye’de kullandığımız pamuğun neredeyse yarısını yurtdışından ithal ettiğimizi, yani gün geçtikçe dışa bağımlı hale geldiğimizi sadece gerçek gazeteciler yazar.


Talebim gerçeğin sesi olmanız. Tutukluluğuma devam gerekçeleri de itiraf ediyor ki bu davanın esası MİT şehidinin cenazesi değil. Maalesef ki cenaze toprağı asıl gerçeğin üzerine atılmak istendi. 'Sır' cenazede değil, taziye evinde sahte gözyaşı dökenlerdeydi.

Tarihin de bir ahlakı var, kaldıramıyor böyle büyük yalanları, aklayacak beni. Evet, bu salondaki herkes biliyor ki; burada, bu davada bir haber değil, tüm haberciliğim cezalandırılmak istendi. İnsan bilmediğinden korkar. Ben bunu, yani niye sanık sandalyesinde olduğumu bildiğimden dolayı korkmuyorum. Sizden de talebim; vereceğiniz kararda korkunun değil, gerçek neyse onun sesi olmanızdır."

MURAT AĞIREL: SUÇSUZ YERE BENİ MAHKUM ETTİRMEK İSTEYENLER DE HAK ETTİKLERİ CEZAYI BULACAKTIR

Murat Ağırel ise savunmasında, "Tarih hem acımasızdır, hem de önünde sonunda adaletin yerini bulmasını sağlar. Ben, adaletin önünde sonunda yerini bulacağından eminim, fakat suçsuz yere beni mahkûm ettirmek isteyenler de hak ettikleri cezayı bulacaklardır" dedi.

Ağırel şunları söyledi:

'Mimlenen' bir gazeteci olarak; yaşadığım adaletsizliği, hukuksuzluğu adalet ve hukuk ile savunmak için yeniden huzurunuzda bulunuyorum. Elime aldım iddianameyi, pardon mütalaayı, arkasından istenen cezayı görünce yine boşa umutlandığımı anladım. Sputnik'te kitabım hakkında yaptığım 15 dakikalık görüşme iddianamede yer aldı. Savcılık mütalaasında da aynısı yer alıyor. Ben bunları yaşadım. Ergenekon davasında da yaşadım. Biz bunları adaletle aşacağız. Siyasi gücün mahkeme salonlarına girmeseni engelleyerek yapacağız bunu.

Siyasi kinle hareket eden, adalet duygusunu yitiren yargı mensuplarının ülkemize neler yaşattıklarını ve onların neler yaşadıklarını hatırlayalım! İnsanın en önemli özelliğinin akla başvurmak olduğunu söylemiştik, fakat aynı zamanda insanın en akıl almaz özelliklerinden biri de yaşananlardan ders çıkarmaması ve unutmasıdır. Bazı insanlar tarihten ders çıkarmazlar; çekilen ıstırapları yüreklerinde hissetmedikleri için de geçmişin hatalarını tekrar edip dururlar.

Tarih hem acımasızdır, hem de önünde sonunda adaletin yerini bulmasını sağlar. Ben, adaletin önünde sonunda yerini bulacağından eminim, fakat suçsuz yere beni mahkûm ettirmek isteyenler de hak ettikleri cezayı bulacaklardır.

Amacım mahkemenizi töhmet altında bırakmak değildir. Aksine uyarmaktır. Çünkü FETÖ kumpas davaları döneminde ne yaşadıysak bu dava sürecinde de noktası ve virgülü ile aynısını yaşadık ve yaşıyoruz. Kumpas davaları düzmece belge, sahte delil, gizli tanık, yalan ve iftiraya dayalı zorlama yorum ve varsayımlarla üretilmiş suçlamalardan oluşuyordu. Bugün yargılandığımız bu dava da aynı özellikleri taşıyor. O günkü davalarda da masumiyet karinesi yok sayılıyordu. Bugün de yok sayılıyor. O gün de tutuklamalardan önce gazetelerde hedef gösterilip linç ediliyorduk bugün de. O gün iddianameler teknelerde, kapalı kapılar ardında hazırlanıyordu ki bu ortaya çıktı. Bugün de yalılarda hazırlandığı konusunda bir algı var. O gün gazeteler iddianame yazıyor, TV kanallarında yargılama yapıyor, köşe yazarları hüküm veriyordu bugün de böyle bir algı var. O gün de mahkemelerde savcılar, yargıçlar bizi dinlemiyor, dilekçelerimizi okumuyordu bugün de bizleri dinlemiyor ve dilekçelerimiz okunmuyor.  O gün de kararlar kes kopyala yapıştır şeklinde veriliyordu bugün de böyle bir algı var. Yani biz aynı kumpas davaları sürecini yaşıyoruz.

İddianameler, niyet metinleri olmamalıdır. Kıssadaki gibi yanlışlar ve safsatalar üzerine bina edilmemelidir. İddianameler hakikate dayanan, delillerle güçlendirilmiş metinlerdir. Savcılık makamı sanığın lehine olan bilgi ve gerçekleri saklamaz, belgeleri tahrif etmez. Savcılık makamı tarafsız değildir, fakat hakkaniyeti ve doğruluğu prensip edinmelidir. Ayrıca yasa gereği sadece aleyhime olan değil, lehime olan delilleri de toplamak zorundadır.

Savunmamda mesleğimin gazetecilik olduğunu, mesleğimi toplumsal adalet için kullandığımı, birileri gibi gizli ajandalarla hareket etmediğimi, hatta bu mesleği toplumun sesi olmak için seçtiğimi size anlatmaya çalıştım. Benim arkamda herhangi bir güç yoktur. Söz konusu tweeti bana attıran veya attırabilecek kimse de yoktur. O tweeti bana attıran duygu, bu vatana olan sevgimdir. Burada kendimi değil gazeteciliği savundum. Her koşulda da savunmaya devam edeceğim.

Ben gazeteciyim! Ama bana bugün gazetecilik dışında hangi mesleği yapmak istersin diye sorsalar; herhalde bu davanın savcısı olmak isterim derdim. Bakın savcılık demiyorum. Bugün, burada huzurunuzda yargılandığım 'davanın savcısı' olmak istiyorum derdim.

Kutup yıldızım Uğur Mumcu’nun da dediği gibi 'Aslanın sırtında hüküm sürenler, bir gün gelir o aslana yem olurlar.'

Ben gazeteciyim. Gazeteci dediğiniz kişi onun bunun istediğini yazan, güce dalkavukluk eden ve korktuğu için kalemini satan değildir. Gazeteci halkın yanında duran, onun derdiyle dertlenen vatanını bayrağını her şeyden yüce bilen, demokrasi ve insan haklarını içselleştirmiş kişidir. Gazeteci toplumun vicdanıdır. Ülkeyi karanlık tünele sokmaya çalışanlar, tarih boyunca ışık tutanlardan hoşlanmazlar. Korkuyu örgütleyenler, baskıyı şiddeti, hukuksuzluğu, yargıyı enstrüman olarak kullananlara karşı mücadelemiz dün olduğu gibi bugün de devam edecektir. Ant olsun ki bu karanlıkları ve bu tutsaklıkları yeneceğiz."

BARIŞ TERKOĞLU: BÖYLE DAVALARDA DAHA DURUŞMA BAŞLAMADAN HAKKINIZDA HÜKÜM VERİYORLAR

Tutuksuz sanık Barış Terkoğlu da savunmasında “Biliyorum benim hakkımda karar vereceksiniz. Beni doğrudan ilgilendirse de affedin ama merak etmiyorum. Hatta sonucu yine beni ilgilendirse de önemsemiyorum. Çünkü seçilmiş sanıklar için yaratılmış böyle davaların bir özelliği var. Daha soruşturma bile açılmadan hakkınızda hüküm veriyorlar. Gözaltına bile alınmadan cezanız kesiliyor. Savcılar iddianame hazırlamak için gösterecekleri çabayı yandaşlarına evrak sızdırmaya harcadıkları için, duruşmaya çıkmadan iddia tüketiliyor. Haberlerin savcı bilgisayarında mı yoksa iddianamelerin bazı gazetelerde mi yazıldığını bilmediğimiz bu davada, özür dilerim ama hüküm anına bir şey bırakmadılar” dedi.

"İYİ Kİ YAPTIK" DEDİK

Terkoğlu, “Bir ses çıkarmak gerekiyordu. Haber yaptık, çığlık oldu. Bütün ülke duydu. Hakkımızda yine soruşturma açıldı ama biz 'Doğru yaptık, iyi ki yaptık' dedik" ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

"Ben huzurluyum. 'Çok şükür' diye iç geçiriyorum. 'Gazetecilik budur' diyorum. Otoritelerle savaşmadan, yerleşik olanla kavga etmeden, güç sahiplerini karşınıza almadan çürümüş dallara baltayı vuramazsınız. Emin olun; sözün, harfin, kelimenin yayını her gerdiğinizde size 'uslu dur' diyen bir savcı karşınıza çıkıyor. Bugün yargılandığımız dava da bir uslandırma davasıdır. Benim için bu nedenle de hükümsüzdür. Bu mahkemede doğal olarak siz yukarıda biz aşağıdayız. Aklımı bu salonun dışına çıkararak, aynı ülkenin sizinle eşit bir yurttaşı olarak sesleniyorum.  Kumpas davalarına bakan hakim, savcı, polislerin herkesçe bilinen iftar buluşmasının fotoğraflarını haberleştirdiğim 2009 yılından bugüne, tam 11 yıldır, çeşitli bahanelerle ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyorum. Hapis yattım çıktım, yine yattım yine çıktım, yine yatar yine çıkarım. Kendim için değil, ülkem için, adalet için tek dileğim; kararınız başından sonuna suç olan bu soruşturmanın, bu iddianamenin, bu davanın, bu mütalaanın devamı olmasın. Bırakın bu suç, bu kağıttan kuleyi kuranların üstüne devrilsin."

FERHAT ÇELİK: HABER, TÜM UNSURLARIYLA BİR GAZETECİLİK FAALİYETİDİR

Mehmet Ferhat Çelik savunmasında tam 7 aydır casus değil de gazeteci olduklarını ispatlamaya çalıştıklarını söyledi.

Çelik, “Defaatle vurguladığımız gibi ne bu haberden istihbari bir suç oluşturulabilir ne de Yeni Yaşam gazetesinden casusluk faaliyeti çıkar. Önceki duruşmada da söylemiştim. Savcılık bizden önceki yayın organlarını es geçip doğrudan Yeni Yaşam gazetesinin ifşa suçunu işlediğini ileri sürüyor. Tabii ki bizim yaptığımız gibi diğer yayın organlarının yaptığı gazeteciliktir. Bu gözle olaya yaklaşılması daha doğru olur. Her şeyi bir kenara bırakıp, bu haberin ilk kez bizde yayınlandığı savı üzerinden gidelim. Peki haberlerimizin neresinde yaşamını yitirenlerin MİT mensubu olduğu yazıyor? Adı geçen personellerin önlerine eklenen sıfatlar, açık biçimde bu kişilerin asker olduğu varsayımına dayanıyor. MİT Kanunu’nda buna dair çok açık bir tanımlama var. Kanun diyor ki; 'Bir MİT personelinin kimlik bilgilerinin veya fotoğrafının bu niteliğini bilmeksizin veya eylemlerine yansıtmaksızın yayımlanması, yayılması veya açıklanması suç oluşturmayacaktır'” dedi.

Reklam
 
Çelik son olarak şunları söyledi:

“Evet gazeteci olmak insana bir dokunulmazlık zırhı giydirmez. Ancak bizim gazetemizde yer alan haber, tüm unsurlarıyla bir gazetecilik faaliyetidir. Bu kadar 'büyük bir suç' işleyeceğiz ve MİT, Emniyet iki hafta sonra farkına varıp hakkımızda suç duyurusunda bulunacak. Kokteyl bir dosya oluşturulup toptan cezalandırılmak isteniyor, vahim bir suç işleyen organize bir yapıymışız gibi lanse ediliyoruz. Katliam çağrıları yapan, taciz tecavüzü meşrulaştıran, ötekileştirici bir dil kullanan, ırkçılık ve mezhepçilik yapan, açıkça küfür ve hakaret eden medya organlarına hoşgörü gösterilecek, ancak muhalif ve eleştirel yayıncılık yapanlar, bizim örneğimizde olduğu gibi eften püften gerekçelerle ezilmek istenecek. Bu yöntemin bize vereceği zarar minimumdur. Ancak gelecek için oldukça karamsar olan tabloya yeni karalar çalmaktadır. Özgür basın, eleştirel yayıncılık bu ülkenin olmazsa olmazıdır. Bu damarlar kesildiği anda toplumun nefes alma kanalları da kesilmiş olur. Üstüne üstlük tüm toplum körü körüne uçuruma doğru sürüklenmiş olur. Günlerce konuşsak da söyleyeceklerimiz hep birbirinin tekrarı olacak. İki satır haber üzerinden 19 yıla kadar hapsimiz isteniyor. Bu bile başlı başına içine düştüğümüz durumun vahametini özetlemeye yeter de artar. Bu yüzden savunmamı daha fazla uzatmak istemiyorum. Beraatımı talep ediyorum. Şayet heyet olarak kararı başka bir celseye bırakacaksanız şehir dışına çıkma yasağı tedbirinin kaldırılmasını talep ediyorum. Mesleğim gereği birçok kente gitmem gerekiyor, ancak bu yasak seyahat etmeme engel olmaktadır."

DURUŞMA AVUKATLARIN SAVUNMALARIYLA DEVAM ETTİ
Gazetecilerin savunmalarının ardından duruşmaya ara verildi. Ara sonrası avukatların savunmalarına geçildi.

Barış Pehlivan'ın avukatı Hüseyin Ersöz, “Ne suçun ne de suçlunun olmadığı bir davada verilebilecek kararın beraat olduğunu düşünmekteyiz” dedi ve “Müvekkilimin özgürlüğünün kendisine iadesini ve beraatını talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

Pehlivan’ın diğer avukatı Emre Özmen de “Yamalı bohçaya dönmüş olan üç imzalı bir iddianameye ve iddianameden kopyalanmış bir mütalaa ile karşı karşıyayız. Çarpıtılmış, manipüle edilmiş, kurgusal bir gerçeklik söz konusu. Müvekkilimin 6 aydır tutuklanmasından bahsettim. İlk andan beri tutuklanması AİHM içtihatlarıyla bağdaşmıyor. Kendisinin beraatına karar verilmesinin yanı sıra duruşma neticesinde tahliyesini talep ediyoruz” diye konuştu.

ADLİYE ÖNÜNDE AÇIKLAMA
Adliye önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında "Gazetecilik suç değildir", "Gazetecilere özgürlük", "Gazeteciler tutsak demokrasi aksaktır, yanınızdayız" yazılı pankartlar taşındı.

Açıklamaya CHP, HDP ve bağımsız milletvekilleri, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş,  RSF Temsilcisi Erol Önderoğlu, DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, gazetecilerin avukatları ve çok sayıda gazeteci ile yurttaş katıldı.

"Gazetecilik faaliyeti casusluk faaliyeti değildir, terör faaliyeti değildir" diyen TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, "İktidar haberin yayımlanmasını engellemek için meslektaşlarımızı hedef gösteriyor, saldırıya uğramalarına neden oluyor. Saldırılanlar cezası kalıyor. Bugüne kadar 750 gazeteci cezavine girdi çıktı, şuana kadar 75 gazeteci meslektaşımız cezaevinde bugün burada yargılan üç meslektaşımızında haksız yere 6 aydır cezaevinde tutulduğunu düşünüyoruz gazeteci arkadaşlarımız haksız yere yargılandığını düşünüyoruz. Meslektaşlarımızın özgür bırakılmasını talep ediyoruz" diye konuştu.

gazetecilerin davası

Fotoğraf: Evrensel

DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, “Gazeteciler adliyelerde yargılanmaya devam ediyor. Bir ayda 30 gazeteci mahkeme önüne çıkacak bunlardan üç gazeteci bugün mahkeme karşısında. Derhal tahliye edilmesini istiyoruz. Basın ve ifade özgürlüğü ayaklar altında. Buna tahammül etmeyeceğiz. Bu ülkede demokrasi ve basın özgürlüğünü sağlayan kadar mücadele edeceğiz. Gazetecilik suç değildir” dedi.

Dışarıdaki gazeteciler adına basın açıklamasını Barış Terkoğlu okudu. Terkoğlu şunları söyledi:

“Biz bu Adliye’nin önünde kaçıncı kez toplandığımızı bilmiyoruz. Kaçıncı kez adalet çığlığı attığımızı hatırlamıyoruz. Gazetecileri sudan sebeplerle tutuklayan zihniyet ne kadar sıradan ise biz de o kadar kararlıyız. Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç 6 aydır Silivri Cezaevi’nde. Sebebi onların ellerini kollarını bağlamak için bahane edilmiş bir haber. Öyle bir haber ki Cumhurbaşkanı milyonlarca insana açıkladığı halde ‘devlet sırrı’ oldu!”

Gazetecilik faaliyetinden suç üretilmeye çalışıldığını söyleyen Terkoğlu, “Salgın şartlarında onları hapiste tutanlar, 6 aydır tecrit işkencesiyle teslim almaya çalışanlar ülkemizde yolsuzluklar, hukuksuzluklar, istismarlar bir daha yazılmasın istiyor. Birazdan duruşma salonuna gireceğiz. Bilekleri kelepçelenerek sanık sandalyesine oturtulan gazetecilerin yargılayanları yargılamalarını izleyeceğiz. Karar ne olursa olsun, yıllardır başka başka ellerin sergilediği bu filmin sonunu görebiliyoruz. Emin olun, gazetecileri kurdukları kumpaslarla, tezgahlarla susturmaya çalışan bu zihniyetin sonu kendilerinden öncekiler gibi olacak. Ama adımız ne olursa olsun, biz onların ortaya çıkmasını istemediklerini yazmaya devam edeceğiz” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

Yorumlar:

Yorum Yaz