Basın öğrencilerinin gözünde gazetecilik iflas etti

Halen çeşitli üniversitelerin iletişim fakültelerinde okuyan gazeteci adayları, gazetecilik mesleğini sorguladılar.



Ropörtaj: Emrah BAKIR

Türkiye söz konusu olduğunda genel olarak basın çalışanları özelde ise gazetecilik için en karamsar tabloları çıkarmak mümkün. Yapmış olduğu haberden ya da çekmiş olduğu bir fotoğraftan dolayı tutuklananlar, göz altına alınanlar, işten atılanlar, mesleğe dair umudunu yitirip başka alana yönelenler ya da kapatılan kurumlar, basın ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere kamuoyunun bilgi alma hakkını yok sayan onlarca örnek verebiliriz. Onlarca nedenlerle çoğaltabileceğimiz olumsuz durumlar  mesleğin yapılmasının önünde büyük engeller oluştursa da bir taraftan  üniversitelerde gazetecilik yapmak için canla başla çalışan bir nesil var. Yeni nesil gazetecilik adayları halkın haber alma özgürlüğü adına gazetecilik mesleğinde değişimlerin olmasını dile getirilerken, bir yandan tekelleşen medya karşısında nasıl gazetecilik yapabilirim? Sorusunu soruyorlar.

Motivasyonumu ve heyecanımı yitirmek istemiyorum

Her öğrencinin isteyerek girmiş olduğu bölümlerden mezun olduktan sonra emeğiyle bir şeyler yapmak istemesi kuşkusuz en doğal haklardan biri sadece. 

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü son sınıf öğrencisi Melike Pala gazeteciliğe olan inancını korumaya devam ettiğini ve elinden geleni yapacağını söylerken şunları dile getirdi: 

‘’ Bölüme ilk başlarken hissettiğim heyecan ve motivasyonun her geçen yıl giderek azaldığını hissediyorum. Bunda en büyük etken medyanın sahiplik ilişkileri etkili. Her geçen yıl medyadaki düzeni anlamaya başladıkça ne yaparsam yapayım ne kadar istekli, bilgili ve çalışkan olursam olayım bunun yeterli gelmeyeceğine ikna olmaya başladım. Çünkü eğer bir tanıdığın yoksa tüm bunlar geçersiz. Örneğin ilgili bölümlerde okusun veya okumasın gazetenin/kanalın tanıdığı stajyer olarak başlayabiliyorken üç yıldır hiçbir staj yapacak bir yer bulamadım. Medyanın tekelleşmesi ve sansür mekanizmaları nedeniyle böyle bir yerde çalışmak gibi bir hayalimiz yok. Bu nedenle basın ve ifade özgürlüğünün mevcut olduğu alternatif, dijital medyada çalışmak için çabaladığımızı söyleyebilirim. Sadece olumsuz konuşmuş olsam da öte yandan gazetecilik benim hayalimdeki meslekti ve ben tüm dışsal şartlara rağmen bu mesleğe ilgimi, motivasyonumu ve heyecanımı yitirmemek için hala çabalıyorum. “Onların” istediklerini başarmalarını istemiyorum. Hala gazeteciliği kamu yararı için yapmak isteyen, sorgulayan gazeteci adayları var ve bu tam da istemedikleri bir şey. Bunu bildiğim için peşinden gitmeye, inat etmeye devam edeceğim. Hala gazeteciliği hakkıyla yapan gazeteciler ve kurumlar olduğunu biliyorum, görüyorum. Ben de işimi hakkıyla yapabilmek için elimden geleni yapmaya devam edeceğim.’’


Kadın muhabir olarak sokakta haber peşinde olmaya devam edeceğim

Cinsiyetçi ve eşitsiz yaklaşımların kadınlar için dezavantajlara neden olduğuna dikkat çeken Melike Pala şunları söyledi: 

‘’Basın sektöründe kadın olmanın değil, sektördeki ve toplumdaki eşitliksiz ve cinsiyetçi bakış açısının dezavantaja neden olduğuna inanıyorum. Ben lisans eğitimim boyunca fakültemin gazetesinde çalıştım ve kadın olduğum için alana gitmekten hiçbir zaman geri durmadım. Bu anlayışla çalışmaya başladığım için böyle de devam etmesini elbette istiyorum çünkü olması gereken de bu. Bu bir lütuf değil, hediye değil. Ancak yerel medya başta olmak üzere tüm medya kurumlarında cinsiyetçi kararlar alındığı da aşikâr. Bu yalnızca kadını ofiste tutmak, sokağa göndermemekle de sınırlı kalmıyor. Yükselmesinin önünde de cinsiyetçi bariyerler kuruyorlar. Fakat tüm bunlar bende büyük bir inat doğuruyor. Onlar ne kadar beni durdurmak isteseler de görünmez kılmak isteseler de buna boyun eğmeyeceğimi biliyorum. Genç kadın muhabir olarak kameramı alarak sokağa inmeye, haberlerimin arkasında durmaya, en iyisini yapmak için çabalamaya devam edeceğim. Çünkü bu yalnızca medyaya has olan bir durum değil, dediğim gibi tüm toplumda egemen olan ataerkil bakış açısı ve bununla da ancak mücadele edilebilir. Medyada çalışmış ve halen çalışan birçok sayıda başarılı, çalışkan ve mesleğini hakkıyla yapan kadın gazeteciler var. Onların varlığı daima güç oluşturuyor diyebilirim. Eğer cinsiyetçi bir medya varsa, mücadeleci kadın gazeteciler de var.’’




Medyanın tekelleştiği ülkelerde haber alma özgürlüğü yok ediliyor

Gazetecilik mesleğini kamunun haber alma hakkı olduğu ve hakikatin engellenemeyeceğini ve de ana akım medyanın içinde bulunduğu duruma eleştirilerini dile getiren Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü ikinci sınıf öğrencisi Muhammet Orta şunları söyledi:

‘’Medya konusuna değinirsek çağdaş ülkelerde yasama yürütme yargı yönetim erklerinin yanında basınında olduğunu belirtmek isterim. Medyanın tekelleştiği ülkelerde; halkın haber alma özgürlüğünün kısıtlandığı ve basının, iktidarın propaganda aracı olarak kullanıldığı görülür. Muhalif medya kuruluşlarına ve muhalif medya mensuplarının üzerinde yürütülen baskı ve imha politikalarıyla basın mensupları ekonomik olarak yıldırılmak isteniyor.  Üniversite öğrencisi olarak kendi geleceğimden umutsuzum. Çünkü ya itaat et ya da aç kal politikaları en çok medyayı etkiledi. Gazeteciliğin yüz karası havuz medyası patronları gazetecilik mesleğinin kutsallığına gölge düşürmüş ve hakikati araştıran sorgulayan, gölgede karanlıkta olanı ayyuka çıkaran sofuluğuna engel olmaya çalışıyorlar’’


Özgürce yazabileceğimi düşünmüyorum

Gazetecilere baskının her gün giderek arttığı, yaptığı haberlerin kontrol edildiği ve sansürlerin artarak devam ettiği bir yerde basın ve ifade özgürlüğü anlamını yitirmeye başlamıştır. İstanbul Üniversitesi iletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü son sınıf öğrencisi Emine Akdoğan geleceğe dönük meslekte olumlu düşüncelere sahip olmadığını dile getirirken şunları söyledi: ‘’Tekelleşen basın karşısında, basın özgürlüğü konusunda düşüncelerim açıkçası üzücüdür. Sadece benim için değil eminim ki benim gibi yeni gazeteci adaylarının tamamı için aynı şey geçerlidir. Çünkü basın demek, özgürce düşünce belirtmek, özgürce metinler yazmak, makaleler yazmak, fikir belirtmektir. Ancak bunu özgürce yapmak isteyenler gazeteci olmayı tercih ederler. Haber peşinde koşup istemedikleri haberi yapanlar her gün baskı altında olmaya devam ediyor. Gazeteci, bir gözü kapalı diğer gözü de kısık bir şeklide haber yazıp yayınlayan kişi değildir. Pekte olumlu sayılmaz bu yüzden dediğim gibi özgürce düşüncelerimi yazabileceğimi düşünmüyorum bu yüzden de beklentim pek yok diyebilirim.’’

Kadın platformlarıyla topluma yaşam desteği sağlayabiliriz

Toplumdaki eşitsizliği kadın platformları sayesinde aşabileceğimize ve eşitlikçi bir yapıya kavuşabileceğimize dikkat çeken Akdoğan şöyle konuştu: ‘’Basın mesleğinde kadın gazeteciler bildiğimiz gibi toplumsal açıdan dezavantajlı olması durumda mesleğe olan yaklaşımı tabi ki olumsuz etkiliyor. En büyük sebebi toplumda aşılmamış olan eşitlikçi ve özgürlükçü zihniyettir.  Bu yüzden mesleğe olan yaklaşımı olumsuz etkiliyor. Gazeteci olmak bence dünyadaki adaleti temsil etmektir. Kadınlar geçmişten günümüze şimdiye dek adalet duygusu ve barışı temsil edenlerdir. Fakat günümüzde bunların hepsi kaynar suyun içinde eriyemeyen buz kütlesi gibidir. Bunun önüne nasıl geçeriz diye düşünecek olursak en başta topluma yaşam desteği olan kadın platformları ve savunucuları ile birlikte iyi bir bilinç ortamı yaratarak geçebiliriz.’’ 

Tekelleşen medya anlayışına karşı doğru gazeteciliği yapmak isterim

Tekelleşen medya karşısında gazetecilik mesleğine olan inancını korumamız gerektiğine ve patronsuz bir gazeteciliğin mümkün olduğu ve de alternatif basına doğru giden sürece dikkat çeken Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi son sınıf öğrencisi, aynı zamanda (İLEF)  Görünüm Gazetesi Muhabiri Eren Cesur şunları dile getirdi:




‘’Açıkçası ülkemizdeki siyasal iktidarın ve geliştirmeye devam ettikleri düzenin hayatımızın her alanında olduğu gibi medyada da kendini fazlaca hissettirdiğini düşünüyorum. Hatta medya üzerinde kurdukları tahakkümle de yeni düzenin daha kolay topluma entegre etmeye çalışıyorlar. Bir İletişim Fakültesi öğrencisi olarak medya üzerindeki iktidar tahakkümü ve bunun sonucu olan tekelleşme benim geleceğe ve mesleğe bakışımı olumsuz yönde etkiliyor ancak medyada giderek azalan etiğe ve halkın doğru haber alma anlayışına uyan gazetecilerin azaldığı bu dönemde gazeteciliği doğru yapabilmek için beni daha fazla teşvik de ediyor. Ana akımın tekelleştiği düzende mesleğe yeni başlayan ve deneyimli gazetecilerin internet gazeteciliğine ve bağımsız (patronsuz) gazeteciliğe yöneldiğini görüyoruz. Bu tür oluşumlar ana akımdaki olumsuz koşullarda çalışmak istemeyen ya da iş bulamayan gazetecilik öğrencilerine alternatif bir yol açıyor. Bu dönemde staj dahi bulamayan İletişim Fakültesi öğrencileri mesleği sahada deneyimlemeden mezun oluyor ve sudan çıkmış balık misali ana akım ya da alternatif medyada iş bulma çabasına giriyor ancak alanda deneyimi olmadığı yani sadece teorik eğitimi aldığı için iş bulma ihtimali daha da zorlaşıyor. Sonuç olarak stajı olmayan, okula göre farklılık gösterse de pratik eğitimin az olduğu, tekelleşen ve tek tipleşen medyada iş bulma şansının düşük olduğu günümüzde İletişim Fakültesi öğrencilerine alternatif medya, akademi ya da son çare olarak başka bir alanda çalışma yolu gözüküyor.’’

Değiştirebilirim diye başladığımızda değişerek mezun oluyoruz

Gazetecilik mesleğinde zamanla özgünlüğün kaybolduğuna, tek tipleşmeye ve nefret söyleminin basını her geçen gün geriye doğru götürdüğünü söyleyen Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Nisa Nur Dereli kaygılarını şöyle dile getirdi:

 
‘’Aslında iletişim fakültesine başlamadan önce her şey daha güzeldi. Mezuniyetim yaklaştıkça oluşan stres, kaygının haddi hesabı yok. Farklı şeyler yapmaya çalıştıkça önünüze sürekli engel çıkması bir nevi yıpratıyor insanı. Mezun olup işe girdiğinizde bile sürekli bir stres altındasınız, bir zaman sonra kendi düşüncelerinizden ziyade okurlara göre yorum yapmaya başlanıyor. Ya siyah olmak zorundasınız ya beyaz. Bir gün hiç tanımadığınız insanlar tarafından nefret söylemleri alacaksınız peki neden sadece aynı fikirde olmadığınız için. Peki bu nefret basına, ülkeye ve insanlara ne kazandırdı? Koca bir hiç...Gençler olarak artık sadece fikirlerimizi söylediğimiz için nefret duyguları tatmak istemiyoruz. Bir hevesle başlanılan, ben değiştirebilirim diye başlanılan okullardan, siz değişerek mezun oluyorsunuz. Bu da ülke gençleri olarak çok büyük bir değişim. Benim beklentim ise birbirlerine nefret duyguları olmadan iki farklı görüşün yan yana durabilmesi, fakat çok zor görünüyor.’’

Erkeklik hegemonyasının yıkılmasından korkuyorlar

Eril yaklaşımların kadınlar açısından zor süreçlere neden olduğuna dikkat çeken Nisa Nur Dereli şöyle konuştu:

‘’İlk stajyerlik sürecimle başlayan dönemde gördüğüm tek şey medya çalışanı bir kadınsanız kibar olamazsınız. Eğer ki kibar olursanız erkekler kendilerini beğendiğinizi ve yanlış anlamalara doğru giden bir algılama başlıyor. Yeterince zor olan meslek olmakla birlikte bu tarz olaylar ile zihnen sizi yormaktadır. Mesleğin getirilerini yapıp, geç saatlere kadar çalışan kadın emeği göz ardı edilirken erkek yapınca alkışlanır, kadın yapınca ‘’bu kadar anca olabilir’’ tarzında cümleler motivasyon düşürebilir. Alışılan erkek hegemonyasının yıkılmasından, kadınların başarılı olmalarından korkmaktadırlar. Bunun önüne geçebilecek tek şey istediğimiz doğrultular üzerinden hareket ederek hayatımızı sürdürmemiz. Bugün değilse bir gün bizim de var olduğumuzu kabullenecekler.’’ (kazete.com.tr)

Yorumlar:

Yorum Yaz