10 Aralık İnsan Hakları Günü'nün gündemi kadına şiddet ve kadın katliamları

 

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin yıl dönümü olarak her sene 10 Aralık’ta kutlanan İnsan Hakları Günü Türkiyede de farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Türkiyede insan haklarının gündemini ise kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerie oluşturuyor.

10.12.2019
Yazı Boyutu:  
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul eden devletlerin her yurttaşına eşit haklar vermesi ve korumasının Anayasal bir yükümlülük olması gerekirken, kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadın katillerinin yargılanması sürecinde yaşanan sorunlar, kadın katillerine uygulanan ceza indirimleri, şiddet gören kadının, yasalarda var olmasına karşın yeterince korunmaması, Alevi toplumuna, LGBT+ bireyler ile KHK'lar ile işlerinden ihraç edilenlerin hak arama mücadelesinin önünün kesilmesi gündemden düşmüyor.

euronews'ın derlediği bilgilere göre, ırk, renk, din, cinsiyet, dil, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler sebebiyle ayrımı gözetmeksizin herkesin doğal insan haklarına sahip olduğunun vurgulandığı  Aralıktaki tablo genel hatlarıyla şöyle: 

Resmi rakamlara göre son 20 yılda Avrupa Konseyi standartları ve Avrupa Birliği Müktesebatı ile uyumlu 2 binden fazla yasanın geçtiği Türkiye’de uygulamada hala sorunlar yaşanıyor.

2015 yılında kurulan Alevi Düşünce Ocağı (ADO) kurucularından Doğan Bermek, “insan haklarının özü, karşılıklı saygı ve herkesin yaşam hakkının kabul edilmesidir. Ancak Türkiye’de bu konsensüste sorunlar yaşıyoruz, zira bir kesim kendisinin daha çok hakkı olduğunu düşünüyor. Ancak insan hakları doğaldır, kimse kimseye veremez, kimse kimseden alamaz” diyor.

Zorunlu din derslerinin durumu

AİHM’in 2014 yılında Cem evlerinin ibadethane olduğu, 2015 yılında ise zorunlu din derslerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun hale getirilmesi gereği doğrultusunda verdiği kararlar oldukça tartışma konusu olmuştu.

Alevi haklarındaki gecikmelerin sebepleri ne?

AİHM’de karara bağlanan Alevi davaları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Aralık 2019 toplantısının da gündemine alınmıştı. Bunun u¨zerine de Tu¨rkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin Bakanlar Komitesi’ne 18 Ekim 2019’da sunduğu yol haritasına göre, Türkiye Alevi hakları konusundaki gecikmelerinin sebeplerini şu şekilde açıklamıştı:

“Türkiye, bu konuyla ilgili sorunların AI·HM kararlarından çok önce farkındaydı. Ancak, bu konuyu ele almaya yönelik bu çabalar, ülkenin çoğu zaman güvenlik ve demokratik yapısını hedef alan giris¸imlerle aniden ve ciddi s¸ekilde durdurulmus¸tu. Başka bir deyişle, Türkiye, ne yazık ki 2011 yılından başlayarak bugüne kadar, “Alevi Açılımı” raporunda ve yukarıda geçen kararlarda değinilen reform politikaları üzerinde ciddi etkisi olan çok zor ve istisnai bir dönem geçirmektedir.”

Türkiye’nin Alevi sorunlarına dair kesin bir uygulama takvimi içeren yol haritasını, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne 1 Haziran 2020 tarihine kadar sunması gerekiyor.

LGBT+ bireylerin hak arayışı

Türkiye’de farklı cinsel kimliklere sahip LGBTİ (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel ve interseks) bireylerin toplumsal yaşamın her türlü alanında -toplanma, düşünce, örgütlenmeden istihdama dek- karşılaştıkları sorunlar da insan hakları gününde ön planda tutulması gereken ayrı bir alan.

Merkezi Ankara’da bulunan ve LGBTİ haklarının yıllardır savunuculuğunu yapan Kaos GL Derneği'nden Murat Köylü, Türkiye’de LGBTİ bireylere yönelik yasal koruma eksikliğine dikkat çekiyor.

Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu’nun nefret ve ayrımcılığa ilişkin 122.maddesi ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik, aşağılamaya dair 216.maddenin yanı sıra 4857 sayılı İş Kanunu’nun “İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım” konulu 5.maddesi çerçevesinde koruma getirilmesi talep ediliyor.

Gökkuşağı Endeksi'nde sondan ikinci sıradayız

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Derneği’nin (ILGA) hazırladığı son Gökkuşağı Endeksi'ne göre, bu alanda 2015 yılından beri bir gerilemenin yaşandığı Türkiye, Avrupa çapında LGBTİ haklarını korumada Azerbaycan’dan sonra sondan ikinci sırada yer alıyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Köylü, “2015 yılından beri barışçıl nitelikteki tüm Onur yürüyüşleri yasaklandı. Ankara Valiliği ise, Kasım 2017'de OHAL Kanunu’na dayanarak, LGBTİ örgütlerinin düzenlediği “birtakım toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar" içeren panel, söyleşi, sergi gibi etkinlikleri süresiz olarak yasakladı” diyor.

Nisan 2019’da ise, valilik tarafından LGBTİ+ etkinliklerine getirilen süresiz yasak Bölge İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunmuş olsa da, örneğin 10 Mayıs’ta yapılması planlanan ODTÜ Onur Yürüyüşüne ODTÜ Rektörlüğü tarafından izin verilmemişti.

Kadir Has Üniversitesi ve Kaos GL’nin özel ve kamu alanında 287 katılımcı ile geçtiğimiz yıl dördüncüsünü gerçekleştirdiği “İstihdamda LGBTİ+ Anketi 2018” sonuçlarına göre, özel sektörde tamamen açık çalışan LGBTİ+ oranı yüzde 22, kamu sektöründe yüzde 6,7. Ayrıca mobbing, işten atılma, aşağılanma gibi vakalar da oldukça yaygın.

“Son 1,5-2 yıldır çok güçlenmiş bir nefret söylemi kampanyası var. İçişleri Bakanlığı ise bu sorunu çözmedeki kilit konumuna rağmen LGBTİ örgütlerini topluma tehdit olarak tanıtıyor, kamu kurumlarından homofobik açıklamalar geliyor, Anayasa Mahkemesi AİHM içtihatlarının aksine LGBTİ bireylere yönelik nefret söylemini ifade özgürlüğü olarak görüyor. Ancak bir yandan da Avrupa’da en fazla trans ölümünün yaşandığı ülkeyiz" diyor Köylü.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, yeni bir İnsan Hakları Eylem Planı hazırladıklarını söylemiş, söz konusu planda AİHM kararlarının yanı sıra diğer uluslararası belgeleri de titizlikle inceleyerek referans olarak alacaklarını açıklamıştı.

Adil yargılanma ilkesinin önemi

Uzun yıllar Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye temsilciliğini yürütmüş olan hukukçu Levent Korkut ise, Türkiye’nin 2019 yılı insan hakları karnesine yargı süreçlerinde kullanılan hakların ve bunların yerine getirilmesinin, masumiyet karinesi ve adil yargılanma ilkelerinin uygulamalarının damgasını vurduğunu kaydediyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Korkut, “Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması, yargılama süreçlerinin ve hukuk devletinin önemli unsurlarıdır. Garanti sistemleri iyi işletilmelidir. Aynı nitelikli olaylarda farklı kararlar alınması keyfiliğe işaret ediyor,” diyor.

Ayrıca çözüm sürecine katkı vermek üzere zamanında kurulan Akil İnsanlar Heyeti Marmara Grubu Sekreteri olan Korkut, Osman Kavala davası gibi yıllardır devam eden tutukluluk süreçlerinde ilerleme kaydedilmemesinin yargılama hukukuna bağlı haklardaki sorunları gösterdiğini de belirtiyor.

Korkut’a göre, tutukluluk sürelerinin uzunluğu, tutuklamanın disiplin amacıyla kullanılmaması, tutuklamama gerekçelerinin gereği gibi yazılmaması da insan hakları konusunda sorun alanlarına işaret ediyor.


Üye Ol



Üye Girişi