10 Ocak Çalışan Gazeteciler için Bayram değil, mücadele günü

 

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, basına yönelik baskı ve cezalar bir kez daha gözler önüne serildi. Halen 67 gazeteci cezaevinde tutuluyor.

10.01.2021
Yazı Boyutu:  
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Geçmişte ‘bayram’ olarak kutlanan bugünün gazeteler ve gazeteciler üzerindeki yoğun baskı nedeniyle kutlanacak bir yanı kalmadı. 

Ülkede en az 67 gazeteci cezaevinde, yüzlercesi adliye koridorlarında, binlercesi işsiz, çoğu da iktidar baskısıyla yüz yüze. Kapatılan televizyon kanalları ve gazeteler, karartılan ekranlar, ilan cezaları, basın kartı verilmeyen gazeteciler, sansür ve daha birçok sorunla baş etmeye çalışan medya, yazılan kara tarihin bir parçasını oluşturuyor. Türkiye, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 2020 yılında 154’üncü sıraya kadar düştü.

İktidarın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu (BİK) eliyle televizyon ve gazetelere yönelik uyguladığı ağır yaptırımlar, 2020’ye damgasını vurdu. En az 475 gazeteci hâkim karşısına çıkarken 78’i tutuklandı, 25’i gözaltına alındı. İki televizyon kanalı beşer gün karartıldı, bir başka kanal ise 26 gün süren yayın hayatını iktidar baskısı nedeniyle sonlandırmak zorunda kaldı.

CHP’nin gazeteci kökenli milletvekili Utku Çakırözer, gazetecilere yönelik iktidar baskısını ortaya koyan ‘2020 Yılı Basın Özgürlüğü Raporu’nu açıkladı. Raporda, 2020 yılında beş gazeteye toplam 333 gün ilan kesme cezası verildiği kaydedildi.

DENENMEYEN BASKI YOLU KALMADI

Gazetecilerin haber peşinde koşmak yerine mahkemelerde haberlerini savunmak zorunda bırakıldığını söyleyen Çakırözer raporda, özetle şu değerlendirmelere yer verdi:

> Küresel Gazeteciler Konseyi tarafından yapılan açıklamada 2020 yılında salgına yakalanan 300’den fazla gazeteciden 20’sinin yaşamını yitirdiği belirtildi. Salgın nedeniyle ulusal ve yerel gazetelerin tirajlarında yüzde 30-40’lara varan düşüşler oldu.

> Nisanda Meclis’ten geçen ve 90 bin hükümlünün tahliye edildiği infaz düzenlemesinden gazeteciler faydalandırılmadı. Düşüncesini ifade ettiği, yazdığı, konuştuğu için cezaevinde tutulan yüze yakın gazeteci, diğer siyasi tutuklularla birlikte kapsam dışı bırakıldı.

> Gazeteciler haber peşinde koşmak yerine, haberlerini hâkim karşısında savunmak zorunda bırakıldı. Hâkim karşısına çıkan gazetecilerin bir bölümüne 140 yıl hapis cezası verilirken süren yargılamalarda da yüzlerce yıl hapis cezası isteniyor.

> RTÜK ve BİK gazete ve televizyonlar üzerinde iktidarın cezalandırma ve sindirme aracına dönüştü. Eylül ayı televizyonlar için en karanlık ay oldu.

> BİK hiçbir hukuki dayanak olmaksızın yerel ve ulusal gazetelere yüzlerce gün resmi ilan kesme cezası verdi. Cumhuriyet gazetesine 2020 yılında 110 gün ilan kesme cezası verildi, bunun 55 günü kesinleşti ve uygulandı. Cumhuriyet yaklaşık 1 milyon TL gelir kaybına uğradı. BirGün gazetesine 112 gün ilan kesme cezası verildi, bunun 84 günü uygulandı. Gazete 1,4 milyon TL gelir kaybına uğradı.

> Gazetecilerin erken emekli olmalarını sağlayan yıpranma payı hakkına ilişkin düzenleme kasım ayında TBMM’den geçti. Bu hak basın kartı şartına bağlandı. Türkiye’de 15 bin 175 gazetecinin basın kartı olduğu düşünüldüğünde, on binlerce basın çalışanı bu kanun nedeniyle yıpranma haklarından faydalanamayacak.

ATİLLA SERTEL: 10 OCAK GAZETECİLERİN MÜCADELE GÜNÜNE DÖNÜŞTÜ

CHP'nin gazeteci kökenli bir diğer milletvekili Atila Sertel de 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle yayımladığı mesajda gazeteciler arasında işsizliğin yüzde 30’ları bulduğuna dikkat çekti. AKP iktidarında basın ve ifade özgürlüğünde uluslararası alanda her yıl geriye gidildiğini kaydeden TÜrkiye Gazeteciler Federasyonu'nun eski başkanlarından Atila Sertel, “Gazeteciler işsiz. Gazeteciler tutuklu. Gazeteciler ağır baskı altında. Ama ne iktidar bunun farkında ne de yandaş basın farkında” dedi.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün Türk basını açısından her anlamda mücadele gününe dönüştüğünü dile getiren CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, “Türkiye’nin basın tarihinde 10 Ocak’ın çok büyük anlamı var. Bundan tam 60 yıl önce 10 Ocak 1961’de yürürlüğe giren 212 Sayılı Yasa, gazetecilere kıdem hakkı, gazetelerin kapanması durumunda tazminat ödenmesi, istifa eden gazeteciye kıdem tazminatı verilmesi, maaşının peşin ödenmesi, gece çalışanlara haftada iki gün izin hakkı tanınması, kar eden gazetelerin gazetecilere her yıl bir maaş ikramiye vermesi, maaş ödemelerinin gecikmesinde her gün için yüzde 5 faiz uygulanması gibi pek çok önemli haklar sağladı. Ama ne yazık ki geriye bu haklardan hiçbiri kalmadı” diye konuştu.

Gazetecilerin çalışamaz, işini yapamaz noktaya getirildiğini vurgulayan Sertel, şunları söyledi:

“Gazetecilik mesleğindeki işsizlik oranı yüzde 30’a kadar yükseldi. İletişim fakültelerinden mezun olan binlerce genç daha meslekle tanışamadan işsizlikle tanıştı. Yıllarını gazetecilik mesleğine verenler birer ikişer işten atıldı. Halen çalışabilen gazetecilerin ise yıpranma hakları ellerinden alındı. İktidarı eleştirenler, gerçekleri haberleştirenler de cezaevine yollandı. Ağır ekonomik koşullarda basın kuruluşlarına ve gazetecilere hiçbir yardım yapılmadı. Yüzlerce gazete, onlarca televizyon kapısına kilit vurdu. Baskılar bazen öylesine arttı ki Olay TV örneğinde olduğu gibi açılır açılmaz kapanmak zorunda kalındı.

70 tutuklu gazeteci ile halen en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülkelerden biriyiz. Uluslararası basın özgürlüğü sıralamasında dünyada 154’inci sıralara demir attık. Sosyal medya aracılığıyla hakaret iddialarıyla ilgili açılan davaların sayısı rekor düzeye yükseldi. Gazeteci ve yazarlara yazı ve haberleri nedeniyle yüzlerce yeni dava açıldı. İktidarla ilgili eleştirel haberlere anında yayın yasağı getirildi. Basın İlan Kurumu aracılığıyla muhalif gördükleri gazetelere, RTÜK aracılığıyla da televizyonlara ceza üzerine ceza kesildi. Kısacası Türkiye’de özgür basın ve çalışan gazeteci namına bir şey bırakılmadı.  Böyle bir ortamda Çalışan Gazeteciler Günü’nden söz etmek mümkün mü? Elbette değil."

‘İSTENMEYEN KİŞİ’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Açıkel ise Saray Rejimi’nin gazetecileri, ‘istenmeyen kişiler’ olarak gördüğünü söyledi. 
Açıkel’in, gazetecilerin sorunları ve medyanın durumu ile ilgili çalışmasında, gazeteciliğin iktidarın baskı ve sansür politikaları nedeniyle bitme noktasına geldiği vurgulandı.

Açıkel’in çalışmasında özetle şu tespitlere yer verildi: ‘’Bağımsız çizgide yayın yapan TV kanalları ve internet medyası üzerindeki baskılar ve erişim engelleri tahammül edilemez noktaya geldi. Pek çok gazeteci ya doğrudan iktidar tarafından ya da havuz medyasınca hedef gösteriliyor, tehdit edilmekte ve türlü hakaretlere maruz kalıyor.’’

BAYRAM DEĞİL MÜCADELE

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından yapılan açıklamada, bu yıl da demokratikleşme, çok seslilik, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünden söz edilemeyeceği vurgulandı. Açıklamada, gazetecilerin yüzde 30’unun işsiz olduğuna dikkat çekildi. Türkiye Gazeteciler Sendikası ise 10 Ocak’ın bir mücadele günü olduğunun altını çizdi.




Üye Ol



Üye Girişi