Alman basınından Deniz Yücel'le ilgili AYM kararına övgü

 

Anayasa Mahkemesi'nin emsal bir kararla, Gazeteci Deniz Yücel'in PKK liderlerinden Cemil Bayıkla söyleşi yapmasını "ifade ve basın özgürlüğü" kapsamında değerlendirmesi Alman basınında geniş yer tuttu.

29.06.2019
Yazı Boyutu:  
Alman basını yorumlarında, Anayasa Mahkemesi'nin gazeteci Deniz Yücel'le ilgili kararının düşünceyi açıklama özgürlüğü açısından umut verici olduğuna dikkati çekerken Türkiye'nin henüz demokrasiden uzak olduğu değerlendirmelerine yer verdi.

DW Türkçe'de yer alan habere göre Straubinger Tagblatt gazetesi Die Welt gazetesi eski Türkiye muhabiri Deniz Yücel'e yönelik AYM kararına yer veriyor . Gazete yorumunda, karar üzerinden ülkedeki mevcut siyaseti değerlendiriyor:

"Yücel'in lehine çıkan AYM kararı umut veriyor. Cumhurbaşkanının gücünün bir sonu olduğunu gösteriyor. Ama en nihayetinde Türkiye'nin gelecekte nasıl olacağına bir tek güç karar verebilir: Türklerin bizzat kendisi. Ve Erdoğan'ı taşımaya devam mı edecekler yoksa artık onun sözlerine güven duymayı bırakacaklar mı, bunu zaman gösterecek. Erdoğan sallanıyor, ama henüz düşmedi."

Rhein-Zeitung gazetesi de Yücel kararının olumlu olduğunu ancak Türkiye'nin demokrasiden hala çok uzak olduğu yorumunu yapıyor:

"Bu, Türk-Alman gazeteci için iyi bir haber. Ne var ki karar yine de şunun görülmesini engelleyemez: Türkiye gerçek demokrasiye, Ren ve Mozel Nehri'nin Boğaz'a uzak olduğu kadar uzak. Ülke hala en büyük gazeteci hapishanesi. Kararla Türkiye bir an için hukuk devletine geri döndü. Bu muhtemelen taktiksel sebeplerden dolayı oldu. Çünkü Deniz Yücel vakasının Türkiye-Almanya ilişkilerinde çok yüksek tahrip gücü vardı. Türkiye basın ve düşünce özgürlüğü konusunda ciddiyse, tüm gazetecileri serbest bırakmak zorunda olmalı. Ancak yine de düşünce özgürlüğü vurgusu yapan hakimin kararının etkisi olabilir. Karar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri sonrası Erdoğan için ikinci acı ve sembolik yenilgi. Erdoğan halkını artık geçmişe dönmeye zorlayabilir mi?"

Rheinpfalz gazetesi de aynı konuya dair yorumunda, Yücel vakası üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik görüşlere yer veriyor. Yorum şöyle:

"16 yıldan uzun bir süredir Erdoğan Türkiye'nin kaderini belirliyor. Bu süre zarfında, bir reformcudan bir otokrata evrildi. Bu olurken de onun iktidarında hükümet demokrasinin dengelerini iktidarın kontrolüne sokmak için çarpıttı. Pazar günü İstanbul'daki seçim ve Anayasa Mahkemesi'nin Cuma günkü kararı (Deniz Yücel) yeniden kontrol mekanizmalarını biraz güçlendirdi. Bir belediye seçimi ve bir mahkeme kararı tek başına Türkiye'de kusursuz bir demokrasi yaratmayacak. Ancak bunlar bazı seçmen ve kurumların artık tek adam hükümet sistemiyle uzlaşamayacağının işareti."

Mannheimer Morgen gazetesi ise şu yorumu yapıyor:

"Mahkemenin basın özgürlüğünü vurgulaması ve bununla en azından istisnasız Erdoğan'ın talimatlarına uymadığını göstermesi anlamlı. Yücel'in kararı esas alınarak Türkiye'deki birçok tutuklu gazeteci serbest bırakılmak zorunda. Bu sadece yoğun baskı ile mümkün. Özellikle de az da olsa gücü biraz elinden alınan Erdoğan üzerinde…"

ANAYASA MAHKEMESİ'NİN DENİZ YÜCEL'LE İLGİLİ KARARI

Anyasa Mahkemesi'nin resmi internet sitesinde dün yayınlanan Gazeteci İlker Deniz Yücel'le ilgili kararı ise şöyle:

BB 60/19

Gazeteci Olan Başvurucuya Uygulanan Tutuklama Tedbirinin Hukuki Olmaması Nedeniyle Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edilmesi

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 28/5/2019 tarihinde, İlker Deniz Yücel (B. No: 2017/16589) başvurusunda Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Anayasa'nın 26. ve 28. maddesinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar 

Emniyet Müdürlüğüne gönderilen mailde Redhack adlı hacker grubunun bir bakanın mail hesabını hacklediği, maillerin terörist grubun açtığı yeni bir mail adresine gönderildiği belirtilmiştir. Mailde ayrıca bu örgütle ilişkili bir kişi tarafından Twitter üzerinden sohbet odası açıldığı, başvurucunun da aralarında bulunduğu bazı kişilerin sohbete dâhil edildiği, maillerin buraya transfer edildiği ve bunların nasıl servis edileceğinin tartışıldığı iddia edilmiştir.

Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan araştırmalar sonucunda başvurucunun söz konusu sohbet odasındaki kişiler arasında yer aldığı tespit edilmiş, Cumhuriyet savcısının talimatıyla bu kişilerin gözaltına alınmasına karar verilmiştir.

Savcılık, başvurucuyu PKK/KCK terör örgütünün yöneticisi konumunda olan Cemil Bayık ile röportajlar yaparak terör örgütünü legalleştirme girişimine katkı yaptığı, yazılarında terör örgütünün eylemlerini eleştirmediği, güvenlik güçlerinin operasyon ve işlemlerine yönelik olumsuz algı oluşturduğu iddialarıyla tutuklanma istemiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

Sulh Ceza Hâkimliği; başvurucunun terör örgütü propagandası yapma, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucunun tutuklama kararına itirazı reddedilmiştir.

Başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ancak hakkında kamu davası açılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin iddianameyi kabul etmesiyle kovuşturma aşaması başlamış, yapılan duruşmada başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Dava ilk derece mahkemesinde derdesttir.

İddialar 

Başvurucu, suç işlediğine dair makul bir şüphe olmaksızın tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gazetecilik faaliyetlerine ilişkin haber ve yazılarından dolayı tutuklanması nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığı İddiası Yönünden

Tutuklama kararında, başvurucunun terör örgütü yöneticilerinden Cemil Bayık ile röportaj yaptığı, röportajda PKK terör örgütüne meşru bir yapıymış izlenimine yer verildiği ayrıca başvurucunun diğer bazı yazılarında da terör örgütünün propagandasını yaptığı, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği ileri sürülmüştür.

Röportajlara dayalı haber bildirimi, basının kamu çıkarlarının koruyuculuğu rolünü yerine getirmesinde önemli araçlardan biridir. Bir röportaj esnasında başkası tarafından dile getirilen görüşlerin yayınlanması sebebiyle bir gazetecinin suçlanması kamu çıkarını ilgilendiren konuların tartışılmasında basının katkısını ciddi biçimde engelleyebilir.

Yapılan incelemede, başvurucunun röportaj verenin açıklamalarını tasdik edici bir tutum sergilediği, terör örgütünün propagandasını yaptırma amacıyla röportaj vereni yönlendirici sorular sorduğu sonucuna ulaşılamamıştır. Derece mahkemesi, röportajın örgüt propagandası yapma saikiyle gerçekleştirildiğine yönelik olguları ortaya koyamamıştır. 

Başvurucunun tutuklanmasına gerekçe gösterilen diğer yazılarının da politik eleştiri niteliğinde ve dolayısıyla ifade özgürlüğünün güvencesi altında olduğu değerlendirilmiş, bu yazıların suç işlendiğini gösteren kuvvetli belirti olarak kabulü mümkün görülmemiştir.

Gazetecilerin haber sağlayabilmek amacıyla olabildiğince çeşitli kaynakla görüşebilmesi mümkündür. Terör örgütü üyeleriyle irtibat kurmak gazetecilik dışında başka bir amaca yönelik olarak gerçekleştirilmişse suçlama konusu olabilir. Bu durumda da irtibatın gazetecilik dışında başka bir amaçla gerçekleştirildiğinin somut olgularla ortaya konulması gerekir. Ancak soruşturma makamlarınca böyle bir olgu ortaya konulamamıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

2. İfade ve Basın Özgürlüklerinin İhlali İddiası Yönünden

Başvurucunun tutuklanmasına dayanak gösterilen olguların temelde gazete yazılarından oluştuğu görülmektedir. Hukukilik şartını sağlamayan tutuklama gibi ağır bir tedbir, ifade ve basın özgürlükleri bakımından demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü bir müdahale olarak kabul edilemez.

Suça konu yazıların yayımlandığı dönemde kamuoyunun bir kesiminin ve muhalefet partilerinin liderlerinin dile getirdiklerine benzer görüşleri başvurucunun yazılarında ifade etmesi nedeniyle hakkında tutuklama tedbirine başvurularak ifade ve basın özgürlüklerine müdahale edilmesinin hangi zorlayıcı toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığı anlaşılamamıştır.

Tutuklama gerekçelerinde, yayımlanan yazılar dışında herhangi bir somut olgu ortaya konulmadan başvurucunun tutuklanmış olmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik caydırıcı bir etki doğurabileceği açıktır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.







Üye Ol



Üye Girişi