ATİK'ten dünya barışı için mücadeleyi yükseltme çağrısı

 

Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle bildiri yayımladı.

30.08.2018
Yazı Boyutu:  
Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) tarafından yayınlanan 1 Eylül Dünya Barış Günü açıklamasında “Sınıfsız, sömürüsüz, özgür bir geleceğin yaratılması mümkündür ve acil bir gerekliliktir. Dünya Barışı için, özgür ve sömürüsüz bir dünya için, 1 Eylül’de mücadeleyi yükseltelim!” çağrısında bulunuldu.

Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) tarafından yayınlanan bildiri şöyle:

DÜNYA BARIŞI İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM!

"79 yıl önce, takvimler 1 Eylül 1939’u gösterdiğinde, Polonyaya giren Hitler önderliğindeki Alman askerleri, İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın fitilini ateşlemiş oldular. İnsanlık, 6 yıl boyunca sürecek olan tarihin en acımasız ve en kanlı savaşına tanıklık etmekteydi. Alman milliyetçiliği ve ırkçılığıyla beslenen ve dünyayı kendi hegomonyası altına almak isteyen bu anlayış, Hitler faşizminin Sovyetler Birliği tarafindan yenilgiye uğramasıyla son buldu. Savaşın bilançosu ağır olmuş, 60 milyonun üzerinde insan yaşamını yitirmiş, milyonlarcası sakat kalmış, kentler moloz yığınlarına dönmüştü.

1966 dan itibaren Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) önerisiyle 1 Eylül, bir daha savaşların yaşanmaması adına, haksız savaşlara karşı barış içinde bir dünya mücadelesini yükseltmek için, sembolik bir gün olarak anılmaya başlandı. Ancak 79 yıl önce başlayıp kanlı, acılı bir bilanço ile sona eren savaştan bu yana ezilen halkların, işçi sınıfının ve emekçilerin barış içinde yaşanası bir dünya için verdikleri tüm mücadelelere rağmen, emperyalist güçler ve işbirlikçileri el birliğiyle dünyayı ezilen halklara cehenneme çevirmeye, emperyalizmin doğası gereği olan savaşlarla başta Ortadoğu ve Afrika olmak üzere hala toplumlara acı vermeye, dünyayı kana bulamaya, insanları doğdukları/ yaşadıkları toprakları terk etmeye zorunlu kılmaya, Aylan bebelerin cansız vücutları sahillere vurmaya, doğayı tahrip etmeye devam ediyorlar... 21. yüzyılda hala kadınlar ortaçağ gericiliği ve zulmü ile karşı karşıya kalıyor, tecavüze uğruyor, savaş ganimeti olarak köle pazarlarında satılıyor, katlediliyorlar...

Vahşet ve katliamda sınır tanımayan faşist TC, Afrin işgaliyle başta Kürtler olmak üzere yüzlerce insanı katletmekle kalmamış, Rojava topraklarında somutlaşan demokratik kazanımları yok etmek için, tüm tahammülsüzlüğü ile saldırılarını arttırmaktadır.


Yüzlerce yıldır emperyalistler çıkarları uğruna halklar arasındaki milliyet, din, dil etnik kimlik farklılıklarını düşmanlaştırma politikaları ile ezilen halkı bölüp parçalamaya, savaşlara alet etmeye devam ediyorlar. Eşitliğe, özgürlüğe, demokrasiye dair temel kazanımlar hergün biraz daha yok ediliyor.

Çünkü egemenlerin egemenliklerinin, sömürü politikalarının devamı halkların bölünüp parçalanmasına, düşmanlaştırılmasına bağlı. Sözde “demokrasinin beşiği” denilen yaşadığımız Avrupa coğrafyaları da bu durumdan muaf değil. Bütün Avrupa ülkelerinde yükselen ırkçılık ile birlikte sağcı ve sağ popülist hareket ve partilerin gittikçe güç kazanması, önümüzdeki dönem sosyal/siyasal yıkımların büyüyeceğinin bariz işaretidir.

Emperyalist çıkarlar uğruna talan edilen başta Ortadoğu olmak üzere, yaşama koşullarının olmadığı ülkelerden kaçmak/ göç etmek zorunda bırakılan insanlar, Akdenizde ölüme terk ediliyorlar. Devletler sorumluluğu birbirine atıyor, limanlar kapatılıyor, mültecilere uzanan yardım elleri dahi “kırılıyor“, kriminalleştiriliyor… Sadece 2018’de 1.400 mültecinn Akdeniz sularındaki akıbetinin ne olduğu biliinmiyor. “Demokrasinin beşiği”ne adım atabilen mülteciler için ise ayrı bir çile süreci başlıyor. Batı Avrupa ülkelerinde kaydı yapılmış 10.000’in üzerinde mülteci çocuk kayıp. Bu çocukların 8.000’i Almanya’da kaybolmuş ve devlet yetkilileri tatmin edici bir yanıt veremiyorlar bu duruma. Ekonomik krizlerin ve çıkmazların ağır yükünün faturasını ödeyen işçi sınıfı ve emekçilerin yanı sıra, özellikle milliyetçi ve şövenist duyguların körüklenmesi için göçmenler günah keçisi seçilmekte. Almanya Chemnitz`de yaşanan vahşet, tam da bunun bir göstergesidir. Kara Pazar olarak Almanya tarihine geçen Chemnitz olaylarında, festival sırasında farklı milliyetlere sahip kişiler arasında çıkan tartışma sonucu bir Alman’ın yaşamını yitirmesi sonrasında binlerce sağcı ve sağ popülist, Chemnitz sokaklarında ırkçı protesto gösterileriyle, Hitler selamları ve sloganlarıyla, ellerinde bıçaklarla göçmen avına çıkmaları, durumun ciddiyetini ortaya koymak için yeterlidir. G20 karşıtı protestolarda polis, müdahale adına, devrimci ve demokratlara karşı silahları bile devreye sokarak saldırırken, Chemnitz’deki sağ popülistlerin yürüyüşüne müdahalesiz kalması devletin tutumunun bariz göstergesidir.

Avrupa’nın diğer coğrafyalarında da durum farklı değildir. Özellikle de AB emperyalistlerinin de sebep olduğu savaşlardan kaçmak için Avrupa kapılarına dayanan mültecilere karşı üretilen politikalar neredeyse birbirinin aynısı…

1 Eylül’de Mücadeleyi Yükseltelim!

Dünyanın içinde bulunduğu bu durumda; savaş ve barış karşıtlığında saf tutmak ve mücadelenin aktif bileşeni olmak bir misyondur. Barıştan yana saf tutmak, Emperyalist güçlerin ve gericilerin katliamci sömürücü „barış“ dayatması ve “çözüm“ adımlarıyla değil, ezilenlerin ortak mücadelesiyle olacağının bilinciyle hareket etmek demektir.

Sınıfsız, sömürüsüz, özgür bir geleceğin yaratılması mümkündür ve acil bir gerekliliktir. Dünya Barışı için, özgür ve sömürüsüz bir dünya için, 1 Eylül’de mücadeleyi yükseltelim!" (avrupaforum)



Üye Ol



Üye Girişi