AYM, 'yetkisiz' kurum TİB'in yetkilerini kaldırdı

 

Anayasa Mahkemesi (AYM) tüm yetkileri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na (BTK) devredilerek işlevsiz hala getirilen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB'in) 'müstehcen internet yayınlarına' erişim engelleme yetkisini Anayasa'ya aykırı buldu.

07.02.2018
Yazı Boyutu:  
Anayasa Mahkemesi, Danıştay 13'üncü dairesinin başvurusuyla 2016 yılında OHAL KHK'si ile kapatılan TİB'in, 'müstehcenlik suçunu oluşturan' internet yayınlarına ilişkin olarak erişimin engellenmesi kararı verilmesini öngören yetkisini, Anayasa'nın 3 maddesine aykırı bularak iptal etti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), kapatılan ve yetkileri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na (BTK) geçen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'na (TİB), müstehcenlik suçunu oluşturan internet yayınlarına re'sen erişimi engelleme yetkisi veren düzenlemeyi iptal etti. 
Kararda, "itiraz konusu kuralla idareye kapsam ve sınırları belirsiz şekilde erişimin engellenmesi yetkisi tanınmıştır" denildi.

İnternet Yasası'nın "Eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı ve ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si" başlıklı maddesinin 4. fıkrası (müstehcenlik) uyarınca TİB tarafından verilen res'en erişim engeli kararı itiraz üzerine Danıştay 13. Dairesi'nin önüne geldi. Danıştay 13. Dairesi, düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğuna kanaat getirerek, iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Başvuruda, internete erişimin engellenmesinin haberleşme hürriyeti ile doğrudan ilgili olduğu, hâkim onayı olmaksızın haberleşme hürriyetinin sınırlandırılmasını öngören söz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu belirtildi.

AYM Genel Kurulu, 6'ya karşı 11 oyla düzenlemenin iptaline karar verdi. AYM kararı 1 yıl sonra yürürlüğe girecek. Hükümet bu sürede AYM kararı uyarınca yeni bir düzenleme yapacak. Kararda, haberleşme hürriyeti ve ifade özgürlüğünün Anayasa'nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen 13. maddesindeki ölçütlere uygun olarak sınırlanabileceği anımsatıldı. Temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceği, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı, hak ve özgürlüklerin özüne de dokunulamayacağı vurgulandı. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan belirlilik ilkesine göre kanunların, hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerektiği kaydedildi.

TİB, 2016 yılında yayımlanan bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmış, Telekomünikasyon İletişim Başkanının ve TİB'de görevli daire başkanlarının görevleri sona ermişti. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişime ilişkin işlemler ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında yapılacak dinlemelerin, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) bünyesinde tek bir merkezden yürütülmesine karar verilmişti.

AYM'nin internet sitesinden açıklanan kararda, şu ifadeler yer aldı:

Başvuru Gerekçesi

Başvuru kararında özetle, internetin temel hak ve özgürlüklerin kullanılması açısından büyük önem arz ettiği, internete erişimin engellenmesinin özellikle haberleşme hürriyeti ile doğrudan ilgili olduğu, hâkim onayı olmaksızın haberleşme hürriyetinin sınırlandırılmasının öngörüldüğü belirtilerek kuralın Anayasa’nın 22. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda, müstehcenlik suçu oluşturan yayınlara erişimin engellenmesine TİB tarafından resen karar verileceği düzenlenmiştir.

İtiraz konusu kural 15.8.2016 tarihli ve 671 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmiştir. İtiraz konusu kural esas inceleme aşamasında değiştirilmiş olmakla beraber itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin bakmakta olduğu dava yönünden uygulanacak kural olma niteliğini sürdürdüğünden Anayasa'ya aykırılık iddiası incelenmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

İtiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılık iddiasını haberleşme hürriyeti ve ifade özgürlüğü yönünden inceleyen Anayasa Mahkemesi özetle aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır:

Kitlesel haberleşme ve iletişim aracı olarak yaygın şekilde kullanılan ve geleneksel yöntemlere göre gittikçe daha çok tercih edilen internetin haberleşme hürriyeti kapsamında olduğuna kuşku yoktur. Bununla beraber, internetin suç işlemek veya işlenmesini kolaylaştırmak amaçları için sık başvurulan bir araç olduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla, internetin telefon veya telgraf gibi geleneksel haberleşme yöntemlerinden farklı olduğu ve internette yapılan her türlü yayının haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.

Haberleşme hürriyeti, haberleşme veya iletişim sağlama niteliği ya da amacı taşıyan ve bu amaçla kullanılan internet içeriğini ya da uygulamalarını güvence altına almakta olup bunun dışında kalan, özellikle de yalnızca suç işlemeye veya suç işlenmesini kolaylaştırmaya yönelik internet yayınları açısından bir koruma sağlamaz. Yalnızca suç işlemeye veya suç işlenmesini kolaylaştırmaya yönelik internet yayınları yapan sitelerle ilgili olarak hâkim kararı olmaksızın idare tarafından resen erişimin engellenmesi kararı verilmesinde Anayasa’ya aykırı bir husus bulunmamaktadır.

Buna karşılık, haberleşme hürriyetine ilişkin hâkim onayı güvencesi, içeriği suç oluşturan bazı yayınlara da yer vermekle beraber haberleşme veya iletişim niteliği ya da amacı taşıyan ve bu amaçla kullanılan, özellikle sosyal medya gibi kitlesel haberleşme ve iletişim aracı olan internet siteleri ya da uygulamalarını da kapsamaktadır. Kitlesel haberleşme aracı olarak kullanılan bu tür sitelerde içeriği suç oluşturan yayınların paylaşılması da söz konusu olabilmektedir. Esas amacı haberleşme ve bilgi paylaşımı olan bu sitelerde yer alan içeriği suç oluşturabilecek yayınlar nedeniyle hâkim onayı olmaksızın sitenin tümüne yönelik olarak resen erişimin engellenmesi kararı verilmesi, Anayasa’nın 22. maddesinde haberleşmenin kanunla yetkili kılınmış mercii tarafından engellenmesi hâlinde engelleme kararının yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacağı şeklinde açıkça ifade edilen güvenceyle bağdaşmamaktadır.

Haberleşme hürriyetinin yanı sıra, bilgi ve düşünceleri açıklama, yayma, bu bilgi ve düşüncelere ulaşma ve karşılıklı yorum, görüş, eleştiri paylaşma için de etkin olarak kullanılan internete erişimin engellenmesinin ifade özgürlüğü ile de doğrudan ilgili olduğu kuşkusuzdur.

Anayasa’nın 22. ve 26. maddelerinin koruma altına aldığı haberleşme hürriyeti ve ifade özgürlüğü, bu maddelerde belirtilen sebeplerle Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesindeki ölçütlere uygun olarak sınırlanabilir. Anılan maddeye göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özüne de dokunamaz.

13. maddede öngörülen temel hak ve özgürlüklerin “kanun”la sınırlanması ölçütüne göre bir düzenlemenin yalnızca şeklî anlamda değil maddi anlamda da kanun şartlarını taşıması gerekir. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere hukuk devletinin temel unsurlarından olan “belirlilik” ilkesine göre kanunların hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekir.

İtiraz konusu kuralda TİB tarafından müstehcenlik suçu oluşturan yayınlara resen erişimin engellenmesi kararı verileceği belirtilmekle yetinilmiş, engelleme kararının ilgili yayın, kısım, bölüm ile sınırlı olarak mı ya da internet sitesinin tümüne yönelik olarak mı verileceği veya Kanun’un 8/A ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde erişimin kademeli olarak mı engelleneceği hususlarında bir düzenleme yapılmamıştır. Böylece itiraz konusu kuralla idareye kapsam ve sınırları belirsiz şekilde erişimin engellenmesi yetkisi tanınmıştır. Erişimin engellenmesi kararı verilmesinin dayanağı olan itiraz konusu kural anlaşılır, açık ve net olma zorunluluğunu karşılamadığından Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması güvencesiyle bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13, 22 ve 26. maddelerine aykırı bulunmuştur.

Üye Ol



Üye Girişi