AYM'den AIDS'li işçiye tazminat

 

Anayasa Mahkemesi (AYM), HIV virüsü tespit edildikten bir süre sonra işten çıkarılan kişinin, "maddi ve manevi varlığın korunması ile özel hayata saygı" hakkının ihlal edildiğine hükmetti

11.03.2017
Yazı Boyutu:  
Yüksek Mahkemenin internet sitesinde yayımlanan karara göre, İzmir'de  2005'te plastik boru ve profil imalatında faaliyet gösteren bir şirkette, profil  üretim operatörü olarak çalışmaya başlayan T.T.A'ya Aralık 2006'da AIDS tanısı  kondu.

T.T.A. 6 ay boyunca iş yeri dışında tutuldu ancak maaşını almayı  sürdürdü. İş yeri hekimi tarafından T.T.A'nın tedavisinin yapıldığı Ege  Üniversitesi Tıp Fakültesine, işçinin çalışmasına engel bir durumu olup olmadığı  soruldu. Fakülteden verilen cevapta, işçinin sağlık durumunun herhangi bir işte  çalışmasına engel oluşturmadığı, herhangi bir maluliyetinin de bulunmadığı  bildirildi.

T.T.A. 2009'da istifa dilekçesi vererek işten ayrıldı ve iş yerinden  herhangi alacağı olmadığını beyan eden bir ibraname imzaladı.
Daha sonra sağlık durumundan faydalanılarak sanki kendi isteğiymiş  gibi belgeler imzalatıldığını savunan T.T.A, şirket aleyhine Karşıyaka 2. İş  Mahkemesinde alacak davası açtı.

Mahkeme T.T.A'nın özel hayatının ihlal edildiği iddiasını yerinde  bulmadı ve manevi tazminata ilişkin talepleri reddetti. Ayrıca T.T.A'nın davanın  üçüncü kişilere kapalı görüşülmesi talebi de kabul edilmedi.

Mahkeme, ayrımcılık yasağı yönünden ise 6 ay iş yerinden uzak tutulan  T.T.A'yı haklı bularak davayı kısmen kabul etti ve işçiye tazminat ödenmesini  kararlaştırdı.

Yerel mahkemenin tazminat kararı bozuldu

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 9. Hukuk  Dairesi, yerel mahkemenin tazminat kararını bozdu.

Bozma kararında, işverenin diğer çalışanlarını koruma saikiyle  davrandığı, bu nedenle kusurlu olmadığı belirtildi.

Bu kararın kesinleşmesi üzerine T.T.A, Anayasa Mahkemesine bireysel  başvurdu. Yüksek Mahkeme, başvurucunun, maddi ve manevi varlığın korunması ile  özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Ayrıca işe dönüş davası sürecinde yargılamanın üçüncü kişilere kapalı  yapılması talebinin reddedilmesi nedeniyle de başvurucuya 8 bin lira tazminat  ödenmesine hükmedildi.

Kararda, başvurucunun çalıştırılmadığı dönemde ücreti ve işten  ayrıldığı sırada da yasal alacaklarının kendisine ödendiği dikkate alınarak, söz  konusu farklı muamelenin iş arkadaşlarından hiçbirine yapılmayan, daha elverişli  hatta avantajlı bir muamele olduğunun ileri sürülebileceği ancak tedavi için  sürekli ve düzenli gelire ihtiyaç duyan başvurucunun, işini HIV pozitif olması  nedeniyle kaybettiğinin hatırlanması gerektiği kaydedildi. Kararda, dolayısıyla  olayda başvurucuya negatif anlamda farklı muamele yapıldığı vurgulandı.
Yargıtay ve iş mahkemesi kararlarında, hastalığın "bulaşıcı" olması  hususuna odaklanıldığına işaret edilen kararda, işverenin, iş yerinde  başvurucunun diğer çalışanlar yönünden risk oluşturmayacak başka bir pozisyonda  çalıştırılması imkanları hakkında değerlendirme yapma yükümlülüğü olup  olmadığının ele alınmadığı ifade edildi.

Kararda, iş yeri hekiminin işverene başvurucunun bir başka işte  çalıştırılması tavsiyesinde bulunduğu, personel ve mali işler müdürünün dış görev  olarak bayi ziyareti işinin verilmesinden söz ettiği, bilirkişi raporunda da  işverenin davacı işçiyi hastalığı nedeniyle risk taşımayan bir başka işe vermesi  gerektiğinin belirtildiği anlatıldı.

Ancak işverenin iş yerinde bu şekilde  başka bir görev bulunup  bulunmadığı, varsa başvurucunun niteliklerinin bu görev için yeterli olup  olmadığı gibi hususlarda hiçbir değerlendirme yapmadığına değinilen kararda, iş  yerinde alternatif iş imkanlarının incelenmesi yükümlülüğü konusunda  değerlendirme yapılmaması nedeniyle başvurucu ile işveren arasında çatışan  çıkarlar arasında adil denge kurulmadığı bildirildi.

  Kararda, şu ifadeler kullanıldı:

  "İlk olarak başvurucunun haksız olarak işten ayrılmaya zorlandığı  yönündeki esaslı iddiasının derece mahkemesi kararlarında hiç incelenmemiş  olması, ikinci olarak iş yerinde alternatif iş imkanlarının incelenmesi  yükümlülüğü konusunda değerlendirme yapılmaması nedenleriyle kişinin maddi ve  manevi varlığının korunması ve özel hayata saygı hakları bakımından kamu  makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatine  varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Anayasa Mahkemesi başvurucunun, Anayasa'nın 17.  maddesinin birinci fıkrasında yer alan maddi ve manevi varlığın korunması ve 20.  maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğine  karar vermiştir."

"Gizlilik talebi makul ve savunulabilir nitelikte"

Kararda, yargılamanın üçüncü kişilere kapalı yapılması talebinin  reddine ilişkin değerlendirmeye de yer verildi.

HIV enfeksiyonu rahatsızlığı olan kişilerin uzun zamandır ön yargı ve  kınamaya maruz kalan zayıf bir grup olduğu belirtilen kararda, bu dışlanma,  damgalanma ve ön yargıların özellikle iş hayatında mevcut olması durumunda  kişiler üzerindeki etkilerinin çok daha yıkıcı olabileceği dikkate alındığında  başvurucunun gizlilik talebinin, özel hayata saygı hakkına ilişkin makul ve  savunulabilir nitelik taşıdığı vurgulandı.

İş mahkemesince "dava dilekçesinin mahiyeti gereği" gizlilik talebinin  reddedildiği kaydedilen kararda, bunun hangi somut nedenlere bağlı olarak  gizlilik kararı verilmediğini açıklamaktan uzak nitelik taşıdığı ifade edildi.

Kararın temyizi aşamasında aynı iddialar ileri sürülmesine rağmen  temyiz hakkında verilen kararda da bu hususlara ilişkin bir gerekçeye yer  verilmediği, bu bağlamda söz konusu kararların konuyla ilgili ve yeterli gerekçe  içermediği kaydedildi.

Kararda, bu nedenlerle başvurucunun, Anayasa'nın 20. maddesinde yer  alan özel hayata saygı hakkının unsurlarından olan kişisel verilerin korunması  hakkının ihlal edildiğine karar verildiğine işaret edildi.

Ayrıca yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve  ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın  süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi kriterler ve Anayasa  Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alınarak, olayda 4 yıl  10 aylık yargılama süresinin makul olmadığına dikkati çekilen kararda, bu nedenle  makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiği belirtildi. 
(Milliyet)


Üye Ol



Üye Girişi