Ayşe Paşalı manşetlerde!

 

Mahkemenin Ayşe Paşalı nın katili eski kocası İstikbal Yetkin i ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırma kararını, yazarlar köşelerine taşıdı

13.05.2011
Yazı Boyutu:  

Ruhat Mengi/ Vatan Gazetesiayse_pasali.jpg
MAHKEMEDEN ALKIŞLANACAK KARAR!

Onlarca yıldır kadın ve çocuklara karşı barbar saldırılarda çoğunlukla “suçluyu koruyan” kararlar veren, son iki yıldır bu kararlarda iyice adaleti unutan yargı nihayet “oh” dedirtecek bir ceza verdi. Kadın cinayetlerinde “toplumu isyan ettiren bir simge” haline gelen Ayşe Paşalı cinayetinde eski eşini öldüren İstikbal Yetkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasına çarptırıldı. Bu sonuç için; kararı veren hakimler kadar Ayşe Paşalı’yı gönüllü savunan (aralarında Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci’nin de bulunduğu) başarılı kadın avukatlar kutlanmayı hak ediyorlar.

Bugüne kadar benzer davalarda, en ağır cezaların verilmesi gereken tecavüz ve cinayetlerde “Batı ülkelerinde asla görülemeyecek” hafifletici nedenler, iyi hal indirimleri, infaz yasası uygulamaları ile “suçu teşvik” anlamına gelecek kararların verilmesi sonucunda artık olay “görevini yapmayan hakimlerin cezalandırılması gerekir” noktasına gelmişti.

İKİ DOĞRU KARAR

Bildiğiniz gibi Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’na bağlı çok sayıda kadın kuruluşu ile birlikte kısa süre önce TBMM önünde “Utanıyoruz, susmayacağız” eylemi yaptık.

Arkasından uluslar arası toplantılarda bunu dile getirmeye başladık. Bundan sonra da “kadın ve çocuklara karşı saldırılarda” suçluların en ağır şekilde cezalandırılması sağlanmadıkça bu eylemler sürecektir. O nedenle; çocuklarının “kendilerini duruşma sırasında bile hala tehdit ettiğini” söyledikleri suçluya verilen ceza “adaletin tümüyle yitmediğini, hala bir ümidin olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Bu karardan bir gün önce duyduğumuz “bir gece klübünü polis kılığında basarak kaçırdıkları kadına tecavüz eden” suçlulara verilen doğru ceza aynı şekilde çok önemlidir.

Hem benzer vahşet eylemleri planlayanlar için “caydırıcılık” açısından, hem de “adaleti gösterme” açısından.. Keşke insan haklarına ve hukuka aykırı diğer uygulamalarda da mahkemeler bu cesareti gösterebilse, bu toplum adaleti öyle özledi ki..

DEVLETİN SUÇU VE ÇOCUKLAR

Ayşe Paşalı davası doğru kararla bitti ama olay kapanmış değil. Eğer kendisine defalarca başvurduğunda, “öldürüleceğini söyleyerek korunma istediğinde” devlet “umursamazlık yerine” onu korusaydı Ayşe Paşalı bugün yaşıyor olacaktı ve hem böyle feci bir olay üç çocuğunun zihinlerine ömür boyu kazınmamış, hem de onlar sevgili annelerini kaybetmemiş olacaktı.

Kısacası, katil suçlu ama ona bu fırsatı veren devlet de daha az suçlu değildir. Peki bu sorumsuzluğu yapan savcılığı kim cezalandıracak? Onlar cezalanmazsa vicdanlar rahat edecek mi, bundan sonra benzer sorumsuzlukların yapılması önlenebilecek mi? Devlet kendi suçunu da temizlemek zorundadır.

BURS VERİLMELİ!

Bir görevi daha var; kendi ihmali yüzünden ölen Ayşe Paşalı’nın üç çocuğuna şu anda anneanne ile dedeleri bakıyor ama her üçünün de eğitim ve yaşam masraflarının güvencesinin devlet tarafından sağlanması gerekir. Bunun lamı cimi olmadığı gibi, üç beş kuruşla geçiştirilemez. Anneleri hayatta olsa şüphesiz onlar için elinden geleni yapacaktı, şimdi bu görev devlete aittir.

Toplum bu kararı da hükümetten bekleyecektir!

Hasan Cemal / Milliyet Gazetesi
Kadına karşı erkek şiddeti!
AYŞE PAŞALI DAVASINDAN ÇIKAN CEZA...

2008 yılı Şubat ayı... Van’da Beyaz Alkan defalarca jandarmaya şikâyet ettiği ve her seferinde barıştırılarak eve gönderildiği eşi tarafından öldürüldü.
2009 yılı Mayıs ayı...
Sapanca’da Huriye Bekçi, eşinin tehditleriyle ilgili olarak savcılığa başvurdu. Ertesi gün öldürüldü.
2009 yılı Temmuz ayı...
Hemşire Dilek Daştanoğlu, boşanma davası açıp, şikâyet ettiği eşi tarafından vurularak yaşamını yitirdi.
2010 yılı Ağustos ayı...
Zübeyde Kılıç, boşandığı eski eşi tarafından bıçaklandı.
2011 yılı Şubat ayı...
Arzu Yıldırım savcılığa başvurduktan iki gün sonra dini nikâhlı eşi tarafından öldürüldü.

Bu içler acısı liste uzatılabilir. Çünkü Türkiye’de şiddet, erkek şiddeti kadınların yakasını hiç bırakmıyor.

Bu açıdan en sembol cinayetlerden biri Ayşe Paşalı cinayeti.
Ayşe Paşalı 7 Aralık 2010’da, daha önce şikâyet ettiği eski kocası İstikbal Yetkin tarafından 11 yerinden bıçaklanarak öldürülmüştü. Paşalı’nın cinayetten önce savcılığa başvurduğu, ancak önlem alınmadığı ortaya çıkmıştı.
Ayşe Paşalı davası, ‘Göz göre göre yaşanan kadın cinayetleri’yle ilgili sembol davalardan biri haline gelmiş durumda.
Kadın örgütleri, bu tür davaların genellikle sanığın ‘haksız tahrik indirimi’yle az ceza almasıyla sonuçlandığını belirterek, Ayşe Paşalı davası için İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere 15 ilde gece nöbet tutma eylemi başlattılar.
Ben bu satırları yazarken Ankara’dan haber geldi:
“Ayşe Paşalı’nın katil zanlısı olarak boşandığı eşi İstikbal Yetkin, kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.”
Güzel haber.
Bir güzel haber de, bu yazımdaki bilgileri aldığım Barcın Yinanç’ın dünkü Radikal  gazetesinde çıkan haberinde vardı.
Türkiye, İstanbul’da imzaya açılan Avrupa Konseyi’nin ‘Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Sözleşmesi’ne ilk imzayı atan ülke olmuş.
Evet, olumlu bir gelişme.
Dünyada bir ilk olan bu sözleşmenin fikir anası olarak bir Türk gösteriliyor:
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Feride Acar.
Feride Acar’a göre, ortaya çok güçlü bir sözleşme çıkmış durumda. Bu sözleşmenin devrimsel boyutuna gelince, kadına yönelik şiddeti bir sosyal problem olarak değil, bir insan hakkı ihlali olarak kabul etmesinde yatıyor.
Bu konuda şöyle diyor Prof. Acar:
“İnsan hakkı ihlali olarak kabul edilmesi demek, adalete erişim taleplerini güçlendiriyor. Diğer bir deyişle, devlete başvuran şiddet mağduru bir kadına, yetkililer artık, ‘Bu bir aile meselesidir. Kendi içinizde haledin’diyerek sırt çeviremeyecek.”
Sözleşmenin önemli boyutu da tanımla ilgili. Prof. Acar’ın dediğine göre:
“Şiddet denince sadece fiziksel olanı algılanıyor. Halbuki ekonomik, psikolojik şiddet de var. Parasız bırakmak, özgürlüğünü kısıtlamak, takip etmek, musallat olmak, zorla hamile bırakmak ya da zorla kısırlaştırmak...”
Çok iyi çok güzel.
Ama iş bununla bitmiyor.
Sıra önce bu sözleşmenin TBMM tarafından onaylanması...
Sonra uygulanması...
Bununla ilgili kurumsallaşma...
Kadın-erkek eşitliği...
Ve tabii zihniyet değişikliği...
Nerede?
Örneğin ‘karakol’da...
Erkek şiddetine maruz kalmış, evde kocası tarafından dövülmüş bir kadının karakolda görebileceği muamele konusu...
Yapacak çok iş var.
Ancak, kadın örgütlerinin eylemi ve Ayşe Paşalı davasından çıkan ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezası gerçekten iyimserlik verici bir ışık, tünelin ucunda yanıp sönen...

Derya Sazak - Milliyet Gazetesi

Kadına şiddet

Ayşe Paşalı cinayetinde kadına yönelik şiddet konusunda örnek bir karar çıktı. İstikbal Yetkin, Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Karardan önce Türkiye, Avrupa Konseyi’nce hazırlanan çok önemli bir uluslararası sözleşmeye imza attı.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin İstanbul Çırağan’daki toplantısında “Kadına Karşı ve Ev İçi Şiddetle Mücadele ve Bunun Önlenmesi Sözleşmesi”ne 13 ülke imza attı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sözleşmeyi imzalayan ilk bakan oldu.
Böylece Türkiye “sorunlu” olduğu bir alanda kendini bağlıyor. Aile içi şiddetten devletler de “sorumlu” tutulacaklar.
Sözleşme şiddet gören kadınlar için sığınma evleri ve 24 saat hizmet veren çağrı merkezleri açılmasını, şikâyete bağlı olmaksızın da savcılıkların harekete geçmesini öngörüyor.
Ev içi şiddet tanımına, “aile içinde, eski ya da mevcut eş ya da partner tarafından, aynı ya da farklı ikametlerde uygulanan her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet” giriyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun değerlendirmesi şöyle:
“Bu sözleşme kadına karşı şiddet konusunda özellikle psikolojik şiddet, zoraki evlendirme, zoraki kürtaj, cinsel taciz ve diğer suçlarla ilgili cezai yaptırım getirilmesini öngörüyor. Zaten hukukumuzda bunların çoğu var ancak bundan sonra daha yakından takip edeceğiz. Her ne kadar aile içinde işlenen suçlar olsa da devletin sorumluluktan muaf tutulamayacağı vurgulanıyor. Dolayısıyla devletler bundan sorumlu tutulacaklar.”
Yasalar “önleyici” ya da “koruyucu” olsa da Türkiye’de kadınlar şiddet mağduru olmaktan kurtulamıyor.
Ayşe Paşalı gibi Arzu Yıldırım, Zübeyde Kılıç, Dilek Daştanoğlu, Huriye Bekçi, Beyaz Alkan son yıllarda aile içi şiddete uğramış ve hayatını yitiren kadınlar.
Türkiye’de günde en az 3 kadın öldürülüyor.
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform’dan Filiz Karakuş, 2009’da bu sayının 5’e çıktığını ve yılda 1000’den fazla kadının cinayete kurban gittiğini açıklamış. Karakuş, “Sanki ortada bir savaş var ve kadınlar bir kıyıma uğruyor. Ve buna hep beraber dur demek lazım. Bunu önlemenin tek yolu da yasal yaptırımlar. Öncelikle yargıda kadın cinayetlerine yönelik cezalarda ciddi bir artırım talep ediyoruz. Erkekler kadınları öldürüyorlar ve öldürdükten sonra örneğin izinsiz annesine gitti diye erkeklerin cezaları indirilebiliyor. Ya da tahrik etti diye, ya da tuzluk uzatmadı kadınlık görevini yapmıyor diye. Biz bunların hepsinin ortadan kalkmasını, kadın cinayetlerine karşı asla herhangi bir indirim uygulanmamasını talep ediyoruz” diyor.
Ayşe Paşalı kararı umarız caydırıcı olur.


Üye Ol



Üye Girişi