CHP’nin İstanbul Sözleşmesi'nin iptalinin reddi başvurusunda dikkat çeken 4 gerekçe!

 

İstanbul Sözleşmesi'nin iptaline ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının reddiyle ilgili Danıştay'a muhalefet partileri, ve çeşitli sivil toplum örgütlerince yapılan başvuruların yanısıra CHP Meclis Grubu'nun 28 sayfalık başvurusundaki 4 başlık altında toplanan gerekçeler dikkat çekiyor.

27.04.2021
Yazı Boyutu:  
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesine yönelik tepkiler sürüyor. Çeşitli platformlardaki protestolar sürerken  bu kararnamenin iptal edilmesi için açılan davalar nedeniyle gözler Danıştay’a çevrildi. 

Muhalefet partilerinin yanı sıra başta barolar olmak üzere çok sayıda sivil toplum kuruluşu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin “yetkisizlik” nedeniyle  iptali için Danıştay’a başvurdu. Ayrıca aynı doğrultuda çok sayıda bireysel başvuru da yapıldı.

Anamuhalefet  partisi CHP adına, daha önce  CHP Kadın Kolları ve çeşitli il örgütleri aracılığı ile iptal başvurusunda bulunulmasına rağmen  geçtiğimiz günlerde yeni bir başvuru daha yapıldı. 

CHP Meclis Grubu adına yapılan bu başvuru daha önce yapılan başvurulara göre daha ayrıntılı bir içerik taşıyor. 

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ve çok sayıda milletvekilinin imzasıyla Danıştay’a iletilen başvuruda,” Öncelikle yürütmenin durdurulması”, “ Yok hükmünde olduğunun tespiti ve bu görüşün kabul edilmemesi halinde açıkça anayasaya aykırı olan işlemin iptali” istendi. 

Ayrıca, “Dava konusu kararın dayanağı olan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasanın 152. Maddesine göre itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına” karar verilmesi de başvuruda yer aldı.

23 sayfadan oluşan dava dilekçesinin girişinde  İstanbul Sözleşmesi’nin imza aşaması ve kabulü sonrası 8 Mart 2012 tarihinde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kabul edildiği vurgulandı. 

Bu Kanunun 2/a maddesinde, “ Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır” hükmüne yer verildiğine dikkat çekilerek, “Yani o günün yasal düzenlemelerinde Sözleşme Kanunun uygulamasında temel ilke olarak kabul edilmiştir”  denildi.
 
“İptali istenen cumhurbaşkanı kararı açıkça anayasaya aykırıdır ve yok hükmündedir “ iddiasına yer verilen başvuru metninde  bu tez  4 ayrı gerekçeyle detaylandırıldı.

“Usul ve Şekil Yönünden Hukuka Aykırılık” başlığını taşıyan bölümde Anayasa’nın 90. Maddesinin uluslararası  andlaşmaların uygun bulunmasına yönelik düzenleme yaparken Cumhurbaşkanının uluslararası andlaşmalara ilişkin görevine ilişkin olarak da Anayasanın 104. maddesinin 11. fıkrasında “Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar” ifadelerine yer verildiği vurgulandıktan sonra özetle şu görüşe dikkat çekildi:
  • “Anayasa, bir uluslararası andlaşmanın nasıl yürürlüğe gireceğini ayrıntılı bir şekilde düzenlemekle birlikte, andlaşmaların nasıl değiştirileceği, sonlandırılacağı veya yürürlükten kaldırılacağına ilişkin bir kural getirmemektedir. Bununla birlikte, iki nedenle uluslararası andlaşmaların değiştirilmesi, sonlandırılması veya yürürlükten kaldırılması açısından da aynı usulün izlenmesi zorunluluğu vardır. ilk olarak, Anayasa’nın sistematik, amaçsal ve tarihi yorumu bu sonucu zorunlu kılmaktadır. İkinci olarak, kamu hukukundaki yetki ve usulde paralelliğe ilişkin genel ilkenin Anayasa’da boşluk bulunan andlaşmaların değiştirilmesi ve sonlandırılmasına ilişkin usul açısından geçerli olduğu açıktır.
  • Dava konusu işlem fonksiyon gaspı sonucu ortaya çıkmış hukuken YOK HÜKMÜNDE bir işlemdir.
  • Fonksiyon gaspı, devletin başka bir erkinin yetki alanına giren konularda idarenin işlem tesis etmesi sonucu ortaya çıkan hukuka aykırılıktır.
  • Anayasamıza göre yasama yetkisi; Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir ve bu yetki devredilemez.”
ANAYASA’NIN AMACINA DA AYKIRI

İstanbul Sözleşmesi’nin iptal kararının kaldırılması için  Danıştay nezdinde yapılan başvuruda iptal kararırının Anayasa’nın 2,5,10 ve 11. Maddelerine de  “amaç” yönünden de aykırılık taşıdığı belirtilerek ,” Anılan madde hükümlerine uygun şekilde kadın- erkek eşitliğini temin eden, kadına ve çocuklara yönelik şiddetle mücadele etmek üzere dönüştürücü önlemler alınmasını teşvik eden, kadının temel insan hakkına ilişkin, laik ve sosyal hukuk devletiyle bütünleşen İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinde kamu yararı bulunmadığı, bu sebeple işlemde amaca uygunluk olmadığı açıktır”denildi.
 
Davaya konu Cumhurbaşkanı kararının, Anayasa’nın ilgili maddelerine doğrudan aykırılık teşkil ettiği de vurgulanan başvuruda şu görüşlere de yer verildi:
 
“Bir işlemi cumhurbaşkanının yapmış olması, o işlemi hukuka uygun hale getirmez. Cumhurbaşkanı da Anayasa’ya bağlılık ile yükümlüdür. Gerçekten de davaya konu karar, hukuken yok hükmünde olmasının yanında hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Zira hukuk devletinde yöneticiler belirlenmiş kurallara bağlıdır. Bu kurallar hukuk devletinin temel ilkelerine aykırı şekilde yorumlanamaz. Ancak davaya konu karar, Cumhurbaşkanına temel haklara ilişkin bir sözleşmeden çıkma hakkı verilmemiş olmasına rağmen, kural Anayasaya aykırı bir şekilde yorumlanarak dava konusu işlem yapılmıştır. Ancak Anayasa bu şekilde bir yoruma izin vermemektedir. Böyle bir yorum, “Anayasanın uygulanmasını temin” yükümlülüğünde (md.104/2) olan Cumhurbaşkanı tarafından özellikle yapılamaz.”

Başvurunun “esas yönünden “ itiraz bölümünde ise, “İstanbul Sözleşmesi’nden ne şekilde olursa olsun çıkılmış olması, ayrıca, başlı başına hukuk devleti ilkesine, demokrasiye, laikliğe ve insan haklarına (Anayasa m.2) aykırıdır. Sözleşmeden çıkılış şeklindeki hukuka aykırılık, Sözleşmeden çıkılmaması gerektiği gerçeğini gölgelememelidir. Zira her ne kadar bugün toplumda Sözleşmeden çıkılmasına ilişkin usul tartışması ön planda ise de Sözleşmeden çıkılmış olması da, Anayasa’ya ve hukuka aykırıdır” denildi.

Başvuruda, İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanı kararı ile çıkma yetkisinin yine Cumhurbaşkanlığı’nca daha önce çıkarılan bir kararnameye dayandırıldığı anımsatılarak bu kararnamenin de Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği savunuldu. Bu konuda şu ifadelere yer verildi:
 
“Sözleşmelerin imzalanması, onaylanmasının uygun bulunması, onaylanması ve onay bildiriminin yapılması birbirine bağlı zincirleme işlemler olup, zincirin halkalarından birisini eksikliği halinde zincirden söz edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla onaylamayı uygun bulma kanunu, Cumhurbaşkanının onaylama işleminin kurucu unsurudur. Aynı şekilde sözleşmenin feshi veya çekilme işlemleri bakımından da çekilme veya fesih kararının uygun bulunması ya da onay kanununun feshine ilişkin bir kanun çıkarılması zorunludur. Aksi halde uluslararası sözleşmelerin anayasal statüsüne ilişkin 90. Maddedeki hükümler anlamını yitirir.” (Haber Merkezi)
 
 
 
 
 

Üye Ol



Üye Girişi