Çocuk istismarcılarının yüzde 82'si serbest kalıyor

 

Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Emrah Şahin, kayıt dışı çocuk gebelik sayısının açıklanandan çok çok fazla olduğunu, çocuk istismarcılarının yüzde 82'sinin ya mahkemeye çıkarılmadan, ya da mahkemede serbest bırakıldığını söyledi.

20.11.2018
Yazı Boyutu:  
20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü dolaysıyla, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Ali Şeker'in, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi'ne (CİMER) yaptığı bilgi edinme başvurusu sonucunda Türkiye'de son 18 ayda 21 bin 957 çocuğun gebe olarak hastanelerde kayıt altına alındığı ortaya çıkmasından sonra, hukukçular ve sağlıkçılar, çocuk gebeliğinin kayıtlardaki rakamların ötesinde olduğuna dikkat çekerek, alınan önlemlerin yetersizliğine ve erken evlilikler konusunda  devlet politikasında ciddi adımların atılmadığına işaret ettiler.

Geçmişte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) konu hakkında soru ve araştırma önergeleri veren Şeker'in girişimleri sonuçsuz kalırken, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi olan Şeker, önceki açıklamalarında "Çocuk gelinleri saklamak istismara göz yummak, bu istismara ortak olmaktır" ifadelerini kullanmıştı.



"Bir de kayıt dışı olanlar var"

Şeker'in Pazartesi günü açıkladığı Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi'nin (CİMER) verileri hakkında DW Türkçe'ye değerlendirmede bulunan Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Emrah Şahin, bu sayının haricinde bir de kayıt dışı olan çocuk gebeliklerinin de bulunmasına dikkat çekti.

"Bu kayıtların gerçekte olandan çok daha az olduğunu bildiğimiz için 21 bin 957'yi aslında 40 bin, 45 bin gibi okuyoruz" şeklinde konuşan Şahin, bu yılın ocak ayında iki hastanede ortaya çıkan skandala karşın halen gerekli önlemlerin alınmadığına dair işaretlerin bulunduğunu savundu.

Ocak 2018'de İstanbul'da Küçükçekmece'de bulunan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 18 yaşı altı gebeliklerin birçoğunun kayıt altına alınmaması ve adli makamlara bildirilmemesi ile ortaya çıkan skandal sonrası soruşturma başlatılmış ve söz konusu hastanelerde suça karıştığı düşünülen personel hakkında adli işlem yapılmıştı.

Skandalla birlikte kamoyunda başlayan tartışmalarda hükümet bu konuda somut adımlar atılacağını belirtmiş ve hatta dönemin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, "Cinsel kastrasyon dediğimiz tedbiri de bütün yönleriyle yeni dönemde devreye sokacağız" sözleriyle kimyasal hadım da dahil çeşitli yöntemlerin gündeme alındığını belirtmişti.

Çocuk istismarına ve cinsel suçlara karşı tedbirler her ne kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçildikten sonra açıkladığı 100 Günlük İcraat Programı'na dahil edilse de, söz konusu düzenleme halen yasalaşmadı.

Alınan önlemlerin yetersiz olduğuna dikkat çeken Şahin, Pazartesi günü açıklanan sayı uyarınca erken evlilikler konusunda devlet politikasında ciddi adımların atılmadığı sonucunun çıkarılabileceğini belirtti.

2009 yılına ait TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'nun ilgili raporunda çocuk istismarını engelleyici adımların atılması yönündeki ifadelere atıfta bulunan Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı, "Ne yazık ki dokuz sene içerisinde bu adımların atılmadığını görüyoruz" ifadesini kullandı.

Rakamların ötesindeki tablo

CHP milletvekili Şeker'in bugünkü açıklaması sonrası konuşan Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği'nden Hilal Esmer ise çocuk gebeliğinin kayıtlardaki rakamların ötesinde bir tabloya işaret ettiği görüşünde.

Konunun sosyolojik, kültürel ve yasal düzlemde yeterince tartışılmadığını savunan Esmer, DW Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede "Çocuk hakları ile ilgili komisyonun kurulmaması, çocuk bakanlığının açılmaması ve halktan gelen taleplerin yerine getirilmemesini bunun bir işareti olarak görüyorum" ifadesini kullandı.



Hilal Esmer, sadece sayılar üzerinden konuşmanın, çocukların haklarının yok sayılması, zorla ya da rıza inşası ile evlendirilmesi, çocuk evliliklerinin herkes tarafından kabul edilebilir algılanması gibi sorunların gözardı edilmesini de beraberinde getirdiğini ifade etti.

Esmer'e göre bu sayıların azalması isteniyorsa, çocuklarda ailelerinin uzantısı olmadan kendi birey haklarının bulunduğu bilincinin yaygınlaştırılması ve sadece çocukların değil, çocukların haklarının da korunması gerekiyor.

Bunun için de koruyucu ve önleyici çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Esmer, çocuk istismar vakalarının münferit olarak algılanmasını ve çocuk evliliklerin istismar olarak kabul edilmemesini en büyük sorunlar arasında değerlendirdi.

Çarpıcı veriler

Öte yandan  Ankara Barosu'ndan Şahin, açıklanan sayıların aynı zamanda suç duyurusu yapma yükümlülüğünü de beraberinde getirdiğine dikkat çekti.

Son 18 aydaki kayıt altına alınan 21 bin 957 çocuk gebeliği vakasının hepsinin savcılığa bildirilmesi gerektiğini kaydeden Şahin, Türk Ceza Kanunu'nun 280'inci maddesi uyarınca bir suçun işlendiğine dair belirti ile karşılaşılmasına rağmen durumu yetkili makamlara bildirmeyen sağlık mensuplarının bir yıla kadar hapis cezası ile karşılaşabileceğini hatırlattı.

Adalet Bakanlığı'nın 2017 verilerine bakıldığında da çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarda kayıt altına alınan sayılarla, suç olarak değerlendirilen gebelik vakaları arasında bir uçurumun olması da konunun ele alınışının kapsamı bakımından ipucu verir nitelikte.


Türkiye'de 2017 yılında çocuklara karşı herhangi bir cinsel saldırı niteliği taşıyan davalardaki suç sayısı 35 bin 896 olarak kayıtlara geçerken, son 18 ayda gebeliğe sebebiyet veren 21 bin 957'lik vaka, bu vakaların kayda değer bir kesimi hakkında yasal işlem yapılıp yapılmadığı sorusunu akla getiriyor.

Diğer yandan yine Bakanlığın 2017 verilerine göre çocukların cinsel istismarı ve reşit olmayanlarla cinsel ilişki davalarında, 18 yaş üstü sanıkların sırasıyla yüzde 75 ve yüzde 83 olarak kayda geçmesi, çocukların cinsel dokunulmazlığına karşı suçlarınbüyük ölçüde reşit bireyler tarafından işlendiğini ortaya koyuyor.


Ek olarak yine aynı verilere göre Türk Ceza Kanunu'nun reşit olmayanla cinsel ilişkiyi düzenleyen 104'üncü maddesi uyarınca açılan 17 bin 483 davanın 14 bin 363'ünde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, bu davaların yüzde 82,2'sinde kimsenin ceza almadığı anlamına geliyor.

Emrah Şahin devlet iradesi olmadığı sürece sorunun önüne geçilmesinin güç olduğunu belirtti ve ekledi: Birkaç cezasızlık ve görmezden gelme vakası bunun devamına neden oluyor.

(Çağrı Özdemir / Defne Altıok© Deutsche Welle Türkçe)




Üye Ol



Üye Girişi