Dağlık alanlarda kadınlar ve çocuklar daha mağdur

 

DEÜ Kamu Yönetimi Bölümü ve SBE Afet Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Toprak, çevresel sorunların dağlara taşınmaması için Dağlarla ilgili Stratejik Çevresel Değerlendirme yapılması gerektiğini söyledi.

02.09.2019
Yazı Boyutu:  
Dağlık alan farkındalığı ve yönetimi konusundaki  çalışmasıyla dikkati çeken Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Afet Yönetimi Bölümü öğetim üyesi  Prof. Dr. Zerrin Toprak, dünya nüfusunun yüzde 26'sının dağlık alanlarda yaşadığını Türkiye coğrafyasının ise dörtte üçünü dağlık alanların oluşturduğunu kaydetti.

İnsanlar, günümüzde kıyı ve ovaları tüketince, gidebileceği bir alan olarak tekrar dağlara yöneldiğini belirten Prof. Dr. Zerrin Toprak "Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 26’sı dağlık alanlarda yaşamaya başlamıştır. İklim değişikliği, suların yükselmesi artık bir senaryo olmaktan çıkmıştır.  Türkiye’nin 4'de 3'ü dağlık alandır ve çoğu kere farkında değiliz. Özellikle 1990’lardan itibaren dağlara gerek yerleşim gerekse turizm ve spor olarak yönelme hızlanmıştır" dedi.

Prof.Dr. Zerrin Toprak çalışmasında  özetle şu görüşlere yer verdi:

"Uluslararası düzeyde dağlara ilk defa dikkat çekiş, 1992 yılında gerçekleştirilen Rio Dünya Çevre Zirvesinde gerçekleşmiştir. Gündem 21 Eylem Planının 13. Bölümü, Hassas Ekosistemlerin Yönetimi: dağların sürdürülebilir gelişmesi üzerinedir. Ancak Türkiye’de bu konu bütünleşik ve çok yönlü değerlendirilmemektedir. Akademik olarak da sosyal bilimcilerin ilgisinden uzaktır. Oysa ki, 1996 yılında 6 milyar dünyalı İstanbul’a geliyor sloganı ile birlikte tanıştığımız Habitat II çalışmaları ve Gündem 21 belgesi, mekansal ilgi açısından; yerel yönetimleri, karar alma, planlama ve uygulama süreçlerine kadınların, çocuk ve gençlerin etkin katılımını sağlayacak programlar geliştirmeye ve uygulamaya davet etmektedir. Böylelikle, Gündem 21, bir yandan doğrudan 24. Bölümü ile kadınlara, 25. Bölümü ile de “sürdürülebilir gelişmede çocuklar ve gençliğe yönelerek,  yerel yönetimler için özel bir görev alanı çizmektedir. Aslında 6360 sayılı kanun ile yürürlüğe giren il sınırlarıyla örtüşen Büyük Şehir Modeli, dağ köylerini “beldenin mahallesine dönüştürerek” belediyelerin görev alanına almıştır.   Birleşmiş Milletler Teşkilatı neredeyse 17 yıl önce 2002 yılını “Uluslararası Dağlar Yılı” olarak ilan etmiştir. Bu konu da Türkiye’nin idari olarak gündeminde değildir. En temel göstergesi, dağlık alanları orman olarak ancak dikkate alan “ilgili kurum ve kuruluşların” yeni yıl tanıtım hazırlıklarının  bir eylemi olarak takvimlerinde de dağ vurgusunun yer almamasıdır... 
 
Konu ve öncelikli hedef kitle birlikte değerlendirildiğinde, Dağ yerleşikleri olan ve en çok mağduriyet yaşayan “Kadınlar, Gençler ve Çocuklar” dağ yönetiminin önemli bir beşeri kaynağı  ve temel paydaşıdır. Oysaki,  %80’i dağlarla kaplı olan Türkiye’nin dağları ve dağlık alanların potansiyelini ancak bir maden arama olgusu veya terör ile ilişkilendirebiliyoruz. Türkiye’nin dağlarının çoğu volkanik olup, sadece flora ve fauna olarak değil, insan kaynağı ve sahip olduğu yer altı kaynakları açısından da bir değerdir. Dağların Stratejik Çevresel Değerlendirmesinin  (Dağ_SÇD) yapılması gerekmektedir. Önerilen bu çalışmalar, dağların özellikleri ve taşıdığı değerlerin saptanması yanında, çevre sorunlarının dağlara taşınmaması açısından da önemlidir. Çığ, heyelan, fırtına, bulut patlaması vb durumlara karşı mukavemet açısından da afet yönetimi çalışmaları sadece yerleşikleri ve yerli yabancı turistleri değil, kuşkusuz müteşebbisi de koruyacak mekanizmalardır. Çevresel Etki Değerlendirmeleri aslında risk analizidir. Krize karşı toplumu korumaktadır. Dağlarımız ve dağlık alanlarımızın koruma-kullanma dengesi içinde değerlendirilmesi ve gelecek nesillere de emanet edilmesi için dağlık alanların sürdürülebilirliği ve yönetimi üzerinden çalışma yapılması gerekmektedir. Oysaki “dağlık alan yönetimi” konusu idarenin en fazla ihmal ettiği ve sembolik bir şube müdürlüğü seviyesinde yer verdiği çalışma alanıdır. Buna karşılık, Türkiye’de “terör” ile “dağ” ilişkilendirmesi değişmez ikili gibidir ve bölgesel farklılıklar da ortadan kalmıştır. 

Kamu hizmeti yapılanmasında, ihtiyaçların varlığı, bir idari dikkat oluşturma yönüyle teorik ve pratik ilgiyi hak etmektedir. Merkezi yönetim ciddi olarak dağ üzerinden teşkilatlanması yanında, yerel düzeyde de, Dağlık Alan Belediyeler Birliği kurulmasını, yeni il ve Büyükşehir yapılanması açısından önemsemek gerekir. Bu çalışmalar, ilgi grupları yönüyle kamu, özel ve sivil ortaklıklar gerektirmektedir. Konunun özelliği itibariyle, bakanlıklar yanında, öncelikli paydaş grupları; dağ, dağcılık ve dağ sporları üzerinde çalışan profesyonel uzmanlıklara ait olup, belediyeler de konunun mekan ölçeğinde söz sahibidir. Bu nedenle konuya ilgilenerek katılım gösteren, dağ dostlarına,  dağlara sahip çıkılmasında vatansever /idealist bir refleksle hareket eden herkese teşekkür etmek ve çalışmalarda merkez-yerel işbirliğini sağlamak gerekmektedir." (Kazete Haber Merkezi)

Üye Ol



Üye Girişi