Eğitimciler Ceren Damar cinayetini yorumladı

 

Türkiye, kopya çekerken yakaladığı öğrencisi tarafından öldürülen araştırma görevlisi Ceren Damar cinayetini konuşuyor. Eğitimcilere göre, şiddet sadece üniversitelerde değil eğitim kurumlarının hepsinde artıyor.

05.01.2019
Yazı Boyutu:  
Öğretim görevlisi Ceren Damar'ın kopya çekerken ikinci kez yakaladığı hukuk fakültesi öğrencisi tarafından öldürülmesi , ağitim kurumlarında yaşanan şiddeti tekrar gündeme taşıdı.



Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, sadece üniversitelerde değil eğitim kurumların hepsinde şiddet olaylarının arttığına dikkati çekerek, eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarıyla ilgili haftada 3-4 ihbar aldıklarını açıkladı.

Aydoğan, "Öğrenci-akademisyen ilişkisinin müşteri üzerinden tarif edilmesinin sonuçlarını çok ağır bir şekilde yaşıyoruz" dedi.

Eğitim- Sen Genel Başkanı Aydoğan, "Geçmişte sağlığın özelleştirilme süreçleriyle birlikte sağlıkta şahit olduğumuz tüm olayları şimdi eğitim alanında yaşıyoruz. Aynı zamanda eğitim ve bilim emekçilerini hedef gösteren ideolojik bir dil üretiliyor maalesef. Demokratik hakların ve ifade özgürlüğünün girmesine izin verilmeyen üniversitelere bıçakların silahların girdiğini görüyoruz. Akademisyenlerin kanlarını oluk oluk akıtacağız' diyenlere karşı hiçbir hukuki süreç işletilmez ve hatta 'ifade özgürlüğü' kapsamında görülürken, onlarca akademisyen itibarsızlaştırıldı" diye konuştu.



ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNİN İŞ TANIMI YOK

Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) Başkanı Dr. Vahdet Özkoçak ise araştırma görevlilerinin iş tanımlarının yasada belirgin olmadığını ve bu nedenle "her işi yapmak zorunda kaldıklarını belirtti.  Çankaya üniversitesi hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi Hasan İsmail Hikmet tarafından ödürülen araştırma görevlisi Ceren Damar'ın sınav gözetmenliği yaptığı sırada dersin esas sahibi akademisyenin de sınıfta bulunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Özkoçak, böyle olsaydı cinayetin yaşanmayabileceğini kaydetti.

Vahdet Özkoçak, genelde araştırma görevlileri ile öğrenciler arazında yaş farkının az olması nedeniyle  ototire çatışması yaşandığına işaret ederek şunları söyledi:

"Öğrencilerle araştırma görevlileri arasında ince bir çizgi vardır ve bu çizgide otoriteyi kurmaya çalışırlar. Genelde araştırma görevlisinin öğrencilerle arasındaki yaş farkı akademisyene kıyasla daha az olduğu için bir otorite çatışması yaşanır.

"Araştırma görevlisi ve öğrenci arasındaki çizginin aşılmaması için akademisyene büyük görev düşüyor. Özellikle vakıf üniversitelerinde maalesef öğrenciye müşteri gözüyle bakılıyor. Bazı cezalar sadece kınama ile geçiştiriliyor, bunlar da öğrencileri yüreklendiriyor.

"Dersin asıl sahibi akademisyen sınavın başında olmadığı zaman, araştırma görevlisi ve öğrenciyi karşı karşıya getiren bu tarz olaylar çok fazla oluyor. Bu olay özelinde akademisyenin kesin olarak orada bulunup bulunmadığını bilmiyoruz ama olsaydı böyle bir şey yaşanmayabilirdi. Dersin sahibi orada gereğini yapardı, otoriteyi kurardı ve öğrencinin araştırma görevlisiyle kurduğu ilişkiyi hemen keserdi."

"TOPLUMUN HER YANI ÇÜRÜRKEN.."

İsminin gizli kalmasını isteyen bir akademisyenin BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamaya göre ise hukuk öğrencileri "özellikle son yıllarda" derslerde gördüğü 'hak-adalet' kavramlarını hayattaki pratikleriyle açıklamakta zorlanıyor:

"Üniversitelerin piyasalaşması, akademideki çürüme, akademisyenlerin eğitimcilerin itibarsızlaşması… Bunların hepsi etken fakat esas olarak hukuk öğrencileri derslerde gördükleri ve pratikte yaşananları birbirine bağdaştıramıyor. Toplumun her yanı çürürken üniversiteler bundan azade kalamaz."

"Bu öğrenciler özellikle son iki yılda sınavlarda çekilen kopya skandallarıyla, bu kopyalarla hakim olan kişilerin bilgisiyle eğitimini sürdürüyor, liyakat olmaksızın üst makamlara gelinebildiğini görüyor.

"Bazı öğrencilerin torpilin hukuka aykırı olduğunu ilk defa hukuk fakültesi ikinci sınıfa geldiğinde öğrendiğine şahit oluyorum. Anayasa mikro düzeyden makro düzeye kadar her kademede ihlal ediliyor ve çocuk bu yüzden aldığı hukuk derslerini gayet pragmatik bir biçimde yorumluyor.

"Dersleri sadece geçmek ve bir an önce iş hayatına atılmak için bir araç olarak görüyor çünkü gerçek hayatın böyle işlemediğine devamlı şahit oluyorlar."

DAHA FAZLA GÜVENLİK ÖNLEMİ ÇARE Mİ?

Cinayetin hemen ardından tartışılmaya başlanan konular arasında, üniversitede güvenlik zafiyetinin bulunup bulunmadığı da yer alıyordu.

Dr. Özkoçak her üniversiteye X-ray cihazlarının alınması gerektiğini savunurken, Aydoğan "güvenlik önlemlerinin artırılmasının" eğitim kurumlarındaki şiddeti azaltmayacağını düşünüyor:

"Üniversiteler öğrencilerin herhangi bir demokratik etkinliğini en ağır şekilde yasaklarken, üniversiteler özel güvenlik ve çevik kuvvet polisleriyle donatılıyorken bu şiddetin çok daha net bir şekilde arttığını görüyoruz. Şiddetin azaltılması meselesi güvenliğe indirgenecek bir mesele değil.

"Bilimi reddeden, ırkçı, cinsiyetçi ve gerici bir siyasi atmosfer yaratıldı Türkiye'de. Bu dil değişmediği sürece isterlerse bütün üniversiteleri özel güvenlik görevlileriyle kuşatsınlar, bu şiddet meselesi daha da artarak devam edecektir."




yabanci dizi izle, canli bahis, canli casino, bahis siteleri, guvenilir bahis siteleri, tipobet365, tipobet, 

Üye Ol



Üye Girişi