Eğitimde çıkış yolu: Köy Enstitüleri

 

İzmir'de düzenlenen “Köy Enstitüleri ve Yerel Yönetimler” başlıklı çalıştay'de eğitimde yaşanan çıkmazdan kurtulmanın yolunun köy ensitülerinden geçtiği belirtildi.

11.01.2020
Yazı Boyutu:  
İzmir'de Konak Belediyesi ile Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin (YKKED) birlikte düzenlediği “Köy Enstitüleri ve Yerel Yönetimler” başlıklı çalıştay, Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleşti.
Sekiz başlık altında düzenlenen çalıştay, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve YKKED Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın konuşmalarıyla başladı.
Prof. Dr. Kocabaş, köy enstitülerinin güncel karşılığının yerel yönetimlerce algılanmasının önemine değinerek, “Bizler köy enstitülerini ülkemizin eğitim tarihinde laik, demokratik ve nitelikli eğitimin özgün kurumu olarak algılıyoruz. Köy enstitüleri bir düşünce devrimi ve toplumsal dönüşüm projesidir. Köy enstitülerinin güncel karşılığının yerel yönetimlerde, bir siyaset kurumu tarafından yeniden anlaşılmasının, bir eğitim reformunun en önemli referanslarından biri olacağı düşüncesindeyiz” dedi.

KÖY ENSİTÜTÜLERİ BİR İDEOLOJİYDİ Konak Belediye Başkanı Adbdül Batur, ise köy enstitülerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temeller üzerinde kurulmasında çok büyük önemi olduğunu ifade ederek köy enstitüleri ruhunun kuruluşunun 80 yıl sonrasında bile halen sürdüğünü dile getirdi. Bugün ülkede yaşanan sorunların Köy enstitülerinin kapatılmasıyla olan ilişkisine dikkat çeken Başkan Batur, “Açılan her köy enstitüsü Atatürk’ün devrimlerinin, ilkelerinin; sosyal demokrasinin, eşitliğin, paylaşımın ideolojisiydi. Baktılar ki genç cumhuriyetin sağlam temelleri köy enstitüleri sayesinde daha sağlam hale geliyor, istemediler, çareyi kapatmakta buldular. Bugün ülkemizde tarım can çekişiyorsa, çiftçi, köylü işçi dertliyse, işlemeyen demokrasi, adalet dağıtamayan hukuk sistemimizden şikayet ediyorsak sorumlusu 66 yıl önce köy enstitülerini kapatanlardır” diye konuştu. ÇALIŞTAY KONULARI

Çalıştayda alanlarında uzman yaklaşık 80-90 eğitimci “Eğitim Hakkı ve Yerel Yönetimler, Okul Öncesinden Yüksek Öğrenime Öğrencilerin Kişilik-Akademik Gelişimlerine Destek Eğitimi ve Yerel Yönetimler, Yerel Yönetimlerde Kültür ve Sanat Eğitimi, Yetişkin Eğitimi ve Yerel Yönetimler, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Yerel Yönetimler, Yerel Yönetimlerde Tarım, Ekoloji, Gıda Güvenliği, Doğa ve Çevre Eğitimi, Kooperatifçilik ve Yerel Yönetimler, Köy Enstitülerinin Güncel Karşılığının Yaratılması ve Yerel Yönetimler” başlıklarında 8 farklı çalıştay grubunda ortak aklı üretecekler.

Çalıştayın devamı olarak 18-19 Nisan 2020 tarihlerinde Köy Enstitülerinin 80. Kuruluş yıldönümünde bir sempozyum gerçekleştirilecek ve sonuçlar kitaplaştırılarak YKKED yayınlarından yayımlanacaktır.



NEDEN KÖY ENSTİTÜLERİ?

Köy Enstitülerinin  önemi ve gerekliliği konusunda, yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:

Köy Enstitüleri, ülkenin gereksinmelerinden doğan ve deneysel pedagojiyi hayata geçiren, işlevsel bir eğitim sisteminin adıdır. Hayatın gerçek problemleri üzerinden öğrenme kavramını uygulamalı eğitimle hayata geçiren, “bilmek yapabilmektir” anlayışıyla öğrenilen bilgilerin, işe, üretime dönüşümünü sağlayan,  özgün eğitim kurumlarıydı. Köy Enstitüleri nitelikli eğitim yapan,  öğrencilerinin çok boyutlu, bütünsel   gelişimlerini sağlayan, aktif yurttaşlar yetiştirmeyi temel alan eğitim kurumlarıydı.  Köy Enstitüleri  evrensel “eğitim hakkı”  kavramını hayata geçirerek 1940’lı yıllarda yoksul köy çocuklarını okulla, kitapla, müzikle, resimle, demokratik eğitim süreçleriyle buluşturarak onların uygarlaşma, toplumsallaşma  ve özgürleşme süreçlerini hayata geçiren  pozitif ayrımcı eğitim kurumlarıydı. Köy Enstitüleri, laik, demokratik, bilimsel, karma  eğitimin özgün kurumlarıydı ve bize özgü bir kazanımın adıydı. İnsan, sanat, demokrasi merkezli Köy Enstitüleri  felsefesi bu anlamda bir öğreti ve yaşam biçimi olarak  günümüzde hayatın her alanında  karşılığı olan bir deneyim ve kazanımdır.

2020  TÜRKİYE VE EĞİTİM

Son on beş yılda  yoğun bir şekilde eğitimde piyasalaşma ve dinselleştirme süreçleri iç içe  yaşanmaktadır. Dinselleştirme politikaları eğitimin  evrensel laik doğasını,  piyasalaştırma politikaları da eğitim hakkı kavramını yok etmektedir. Eğitim sisteminde  sınıfsal, bölgesel, okul bazında ve  cinsiyete dayalı adaletsizlikler ve eşitsizlikler yoğun bir biçimde yer almaktadır. Ayrıca yaşanan  bu süreçler,  ulusal ve uluslararası sınav sonuçlarının gösterdiği gibi eğitimin niteliğini kaybettiğini, kamusal eğitimin çöktüğünü işaret etmektedir. Özel okulların oranının yüzde 15’e çıkması, açık öğretime geçen öğrenci sayısının 1.5 milyona ulaşması, imam hatip okullarına giden öğrenci sayısının 1.5 milyona yaklaşması  rasyonel olmayan bu eğitim politikalarının sonuçlarıdır.  Eğitimin nitelik kaybında bir başka önemli neden ülkenin öğretmen yetiştirme sistemindeki sorunlardır. Eğitim fakülteleri kitlesel, ezberci eğitim yapan yükseköğretim kurumlarına dönüşmüş, orta öğretim düzeyinde öğretmen yetiştiren Köy Enstitüleri ve Öğretmen okullarının yetiştirdiği öğretmen niteliğini yakalayamamışlardır. Üniversiteler, özgürlüklerini ve özerkliklerini kaybederek  suskun, içine kapanmış, motivasyonlarını kaybetmiş ve toplumsal sorumluluklarını yerine getiremez hale gelmişlerdir. Tüm bu nedenlerle Türkiye yeni bir eğitim reformu tartışmasını gündemine mutlaka taşımak zorundadır. 



YEREL YÖNETİMLER VE EĞİTİM

Ülkede kamusal eğitimin tüm alanlarda niteliğini kaybetmesi, dinselleştirilmesi ve piyasalaştırılması nedeniyle özel okul sayısı artmakta ve varsıl aileler  de çocuklarının eğitimini yurtdışında aramaktadır.  Orta ve alt gelir grubundaki ailelerin çocukları sınav sistemleri zorlanarak  imam hatip okullarına yöneltilmektedir.   Tüm bu koşullar  eğitim ve kültürel çalışmaların  yoğun bir şekilde yerel yönetimlerin  yeni çalışma alanı olarak devreye girmesine neden olmakta ve yeni bir sosyal belediyecilik anlayışının hayata geçmesini zorunlu kılmaktadır.  Yerel yönetimler artık elektrik, su, yol çalışmaları dışında sistematik olarak  eğitimi gündemlerine, çalışma alanlarına  almak durumundalar. Sosyal belediyecilik alanında birçok belediyede çalışmalar yapılmakta olup bu çalışmalar birbirinden kopuktur ve sistematik değildir. Bu konuda bir model üretmek zorunluluğu vardır. Yerel seçim çalışmaları sırasında bunun farkında olan bazı aday adayları YKKED’e başvurarak “yerel yönetimlerde Köy Enstitülerinden nasıl yararlanabiliriz, nasıl ortak çalışma yapabiliriz” arayışına yönelmişlerdir. Daha sonraki süreçlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer’in enstitülerden nasıl yararlanacaklarına ilişkin açıklamaları basında yaygın bir şekilde yer aldı. Düzenlediğimiz çalıştay, bu konuda özgün, sistematik bir çalışma yaparak yerel yönetimlerin Köy Enstitüleri kazanımlarından nasıl yararlanabileceklerine yönelik bir düşünsel zenginlik üretmeyi amaçlamaktadır. Özellikle kent yoksullarının yaşadığı kent çeperlerinde yapılacak bu çalışmaların  insan merkezli sosyal belediyeciliğin  geleceği açısından çok değerli olacağı açıktır.

SON SÖZ

Bilindiği gibi, Türkiye kısır tartışmaların yaşandığı, demokrasi kültürünün içselleştirilemediği bir ülke.  Son dönemdeki önemli tartışma yaratan  Kanal İstanbul örneğinde bilim dünyasının, üniversitelerin  sürece ilişkin özgürce açıklamalar yapamadığı herkes tarafından gözlenmektedir. Sadece bu örnek bile ülkedeki siyasal iklimin tüm  kurumlar üzerinde bir baskı yarattığını çok açık biçimde göstermektedir.   Bu koşullarda alanında uzman arkadaşlarla, yerel yönetimlerde ülkenin özgün kazanımı olan Köy Enstitülerinin güncel uygulama alanlarını tartışmanın, hem demokratik kültürü hayata geçirmek hem de topluma yarar sağlamak anlamında  önemli bir karşılığı olduğunu düşünüyoruz.  (KAZETE HABER MERKEZİ)

Yorumlar

Bahtiyar Çetinbaş

20.01.2020
Köy Enstitülerini Yerel Yönetimler / Belediyeler eliyle yeniden gündeme getirip uygulamaya geçmek mümkündür. İşin bir "ama" 'sı vardır. O da niyet ve zihniyet meselesidir. Konu çalıştay ve bunun gibi çalışmalarla irdelenmeli ve nasıl bir sistem ile tekrar uygulamaya geçilebilir tartışılmalıdır. Sonucunda ortak akıl ile ortaya çıkacak çalışma ülke insanlarının tartışmasına açılmalıdır. Yapılacak çalışma mutlaka kolay bir çalışma değildir. Çalışma bir sistem mantığı içinde hazırlanma

Üye Ol



Üye Girişi