I. Uluslararası Kadın Kitapları Fuarı Eskişehir’de açıldı

 

Medyada ve yazın dünyasında kadın bakışının kadın yazarlar tarafından sorgulandığı fuarda, kadınların çok ciddiye almadıkları dünya içinde yaşadıkları belirtildi

28.05.2010
Yazı Boyutu:  

Türkiye de ilk kez cinsiyet eşitliği temelinde; kadın yazarlar dayanışmasının BERR__N_internet.jpggüçlendirilmesi ve yerel kadın yazarlara kendilerini ve kitaplarını tanıtma, okuyucu ile buluşmalarına ortam yaratmak amacıyla, bu yıl dört ilde  düzenlenecek I. Uluslararası Kadın Kitapları Fuarı’nın ilki 27-28 ve 29 Mayıs’ta Eskişehir’de gerçekleştirildi.

Eskişehir Haller Gençlik Merkezi nde  üç gün boyunca kadın gazeteci ve yazarların okurlarıyla buluştuğu I. Uluslararası Kadın Kitapları Fuarı’nın açılışında konuşan Fuarın düzenleyicisi Kazete’nin sahibi ve genel yayın yönetmeni Berrin Gürçay Dilekçi, yaşamın her alanında olduğu gibi basın ve yazın dünyasında da cinsiyet ayrımcılığının sürdüğüne işaret ederek, ilk kez düzenledikleri böylesi bir fuar ile kadın gazeteci ve yazarların kadınlık sorunlarının yanında mesleki sorunlarını da tartışma olanağı bulacaklarını söyledi.

AÇILIŞ KONUŞMASINI VİDEODAN İZLE

TGF Genel Başkanı Atilla Sertel ise konuşmasında Kadın Kitapları izleyici_cephe_internet.jpgFuarlarını Eskişehir’den başlamanın  ayrı bir önemi olduğunu ve Eskişehir’in başı dik, okuyan, eleştiren insanların yaşadığı bir kent olduğunu söyledi.

CANAN TAN IN SÖZLERİ

canan_tan___NTERNET.jpgEtkinliğin ilk gününde konuşan yazar Canan Tan “hem yazar hem de kadın olmanın” yükümlülük ve sorumluluklarına dikkati çekti.  Konuşmasında kadın yazar olmanın zorluklarına değinen Canan Tan, arkasında kimsenin soyadı, gücü , cemaatin desteği olmadan bu adı kazandığını anlattı. Kolay yoldan kazanılan başarının tek atışlık olduğunu belirten Canan Tan, en iyi değerlendirmeyi okurun yaptığını, iyi ve kötü yazarı ayırt ettiklerini söyledi.

LATİFE TEKİN DEN KADINLARA ÖZGÜRLÜK ÇAĞRISI

Çok ödüllü kadın yazarlardan Latife Tekin ise konuşmasında “Kadınların  özgürlüğü konusuna değinirken kadınların ilk örgütlenmelelatifife_tekin_tek___NTERNET.jpgrinin evde başladığını belirtti. “Çocuk yaşta annemle babama karşı örgütlendik”diyen Latife Tekin ayrıca kadının köylerde daha özgür olduğunu, atıyla yaylada ovada tek başına yürüyebildiğini ancak kentli kadının böyle bir olanaktan yoksun olduğunu ve tek başına gece sokağa çıkmanın her zaman mümkün olmadığını dile getirdi.

Tekin, özgür olmak için bunu öğrenmek gerektiğini, bunun için de doğada gündüz ve gece ayrı ayrı tek başına yürüyüşle ayse_kilimci__.jpgbaşlamanın cesaret kazanmakta yardımcı olacağını söyledi.

Ayşe Kilimci de“Kadın olmak ne getirir, ne götürür” konulu konuşmalarıyla kadırların sosyal yaşamdaki zorluklarını okuyucularla paylaştı.

RANA GÜRTUNA "HATIR İÇİN KİTAP BASILMAZ"

Fuar’ın ikinci gününde, yayın editörü Rana Gürtuna Alpöz “Nasıl yazar olunur” konusuna değinirken, kitap satışlarında son yıllarda artış gözlendiğini ve belli yazarların kitaplarına taleplerin yükseldiğini anlattı.

Alpöz, 3-4 yıl önce bir kitabın 10 bin basmasının başarı sayıldığını ancak Rana.jpggünümüzde 50 bin basan kitapların sayısının arttığına değinirken, kadın yazarlar için en önemli sorunun maliyet olduğunu ifade ederek “ 200 bin adet basılan kitap ancak maliyetini kurtarır, Bir kitaptan yazarın kazanç bekleyebilmesi için en az 10 bin satması gerekir” dedi.

“GAZETECİ POLİSLİK YAPMAZ”

Posta Gazetesi yazarı 30 yıllık gazeteci Yazgülü Aldoğan, kadın okurların yanı sıra erkeklerin de büyük ilgi gösterdiği “Medyada yanlı habercilik” konulu söyleşisinde, Türk medyasının hiçbir dönemde bu günkü kadar taraflı olmadığını söyledi. Aldoğan, dünyanın hiçbir yerinde iktidar yanlısı gazetelerin fazla satmadığını, Türkiye’de de durumun aynı olduğunu ancak yandaş medyanın iktidar tarafından çeşitli biçimlerde desteklenerek tirajlarının yüksek gösterilmeye çalışıldığını vurguladı

Bu arada yandaş medyanın, insanları haksız yere karalayan misyon yazgulu_internet_yatik.jpggazeteciliğini benimsemesini de eleştiren Aldoğan. “Gazeteciler polislik yapmaz, ama günümüzde yandaş medyanın haber kaynakları belli istihbarat elemanları, belli yerlerde eğitilmiş kişiler. Kimsenin girmemesi gereken dava dosyalarına giriliyor, insanların özel hayatları sergileniyor. Haksız insanlar karalanıyor, bunun adı gazetecilik oluyor. Tam bir azgınlık, yüzsüzlük ve pervasızlık dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.

Gazetecinin görevinin eleştirmek olduğunu ifade eden Aldoğan “Bizim görevimiz yaltaklanmak değil, CHP de iktidar olsa onu da eleştiririz” dedi.

MELİH GÖKÇEK’İN AK TV’Sİ

Konuşmasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in oğlunun kurduğu Ak TV’ye de değinen Aldoğan “ Melih Bey kaset işlerini çok iyi bilir. Rivayet odur ki, belediye başkanlığına AKP aday göstermeyecekti. Ama o başbakana bir kaset gösteriverdi aday oldu. Şimdi TV kurdu ya, kasetler havada uçuşacak” dedi.

DÜNYA MEDYASINDA KADININ DURUMU

Fuar’a Hollanda dan katılan 1200 kadın gazetecinin üyesi olduğu Hollanda Kadın Gazeteciler Vakfı Başkanı Cindy Castricum da Kültürlerarası İletişim konulu söyleşisinde, Hollanda basınında çalışanların yüzde 30’unu kadın gazetecilerin oluşturduğuna işaret etti. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkesinde de kadın gazetecilerin erkeklerle ayni işi yaptığı halde daha az ücret aldıklarını belirten Castricum, yine ülkesinde erkek gazetecilerin kadınlara göre daha kolay iş HOLLANDA_internhet.jpgbulabildiklerini anlattı. Castricum, dünya medyasında yer alan kadın haberlerinin sayısının son 10 yılda yüzde 4 artarak yüzde 31’e çıktığını kaydederek, medyada genelde erkeklerle ilgili uzmanlık, kadınlarla ilgili ise koruyucu haberlere yer verilmesini eleştirdi. Konuşmasında medyada kadınların yönetici olmasının zorluğuna değinen Cindy Castricum, ülkesinde kadın bedeninin meta olarak kullanılmasının ise Türkiye’ye göre çok daha az olduğuna işaret etti.

KADIN ARGOSU SÖZLÜĞÜ VE MİZAH

Türkiye’de ilk kez kadın argosu sözlüğü yayınlayarak hakkında müstehcenlik davaları açılan Filiz Bingölçe de “Kadın ve Mizah” konulu söyleşisinde, kadınların sunulduğu gibi ikinci sınıf yurttaş olmadıklarını ifade ederek, kadınların ürettiği argonun en çok “regl” üzerine olduğunu bildirdi. Bingölce, konuşmasında kadınların deyimler, özlü sözler bir yana fıkralarla da yaşamı anlattıklarının altını çizerek, “Kadınlar bozup yaptıkları dünyayı saklı tutuyorlar. Çok da ciddiye almadıkları dünya içinde yaşıyorlar” dedi.

Filiz Bingölçe, baskıcı  toplumlarda çok gülen kadının “hafif meşrep” kadınkadin_argosu_internet.jpg olarak görüldüğünü kaydederken etkinlikleri başından sonuna kadar izleyen Türkiye’nin ilk kadın mizah yazarı Canan Tan ise “Kadınımız Gülmemeye alıştırılmış” diyerek Bingölce’nin görüşünü paylaştığını dile getirdi.

ASLI TOHUMCU “DEVLET KADINA SAHİP ÇIKMIYOR”

Fuar’ın ikinci gün etkinliğinde yazar Aslı Tohumcu da kadınlara yönelik şiddeti ve medyanın bu haberleri veriş biçimini sorgulayarak medyaya yansıyan kadın cinayetlerinin son 20 yılda yüzde 1460 artığına işaret etti. Devletin kadınlara sahip çıkmadığını dile getiren Tohumcu,  medyada sevdiği için öldürdü gibi başlıkların erkekleri koruyucu nitelik taşıdığını belirterek. “AşkBUKET_intednet.jpg birini öldürmeye yönelten iyi bir davranış değil” dedi.

Söyleşisine izleyicilerle yaptığı interaktif tartışma ile hareketlilik kazandıran Aslı Tohumcu, tecavüz ve tacizler üzerine Türkiye’de yapılmış bir araştırma olmayışını eleştirerek, tecavüz eden cinayet işleyen her erkeği  ruh hastası gösterilmesinin doğru olmadığını anlatarak, “Son derece sağlıklı insanlarda cinayet işleyebiliyorlar. Erkekler üzerinde de çalışma yapılması gerekir. Katillerle ilgili hiçbir ciddi çalışma yapıldığını görmüyoruz. Edebiyatçıların bazı şeyleri değiştirme gücü var. Eğer karakterlerimizle empati kuramazsanız o karakteri değiştiremezsiniz” diye konuştu.

MAMOL___ARKA_internet_yat__k.jpg

Fuarın son gününde ise Hatice Meryem “Sinek gibi kocam olsun, başımda bulunsun”  adlı kitabını yorumlarken, yazar Nalan Barbarosoğlu ise Virjina Wulf’un  bir bakıma kadınların el kitabı niteliğindeki 1928 yılında yazdığı “Kendine Ait Bir Oda Mümkün Mü?” romanını günümüze taşıdı 

KADINLAR MİRASYEDİ Mİ OLMALILAR?

Nalan Barbaroğlu özetle şunları söyledi:
"Kendine ait bir oda, hepimizin okuduğu hatta birkaç kez okuduğu kitaplardan, temel başucu kitaplardan biri.1928 yılında yazılmış..Virginia Wulf’u Virginia Wulf yapan romanlardan sonra, temelde konferans olarak düşündüğü bir kitap. Bu kitabın bir özelliği her okuduğumuzda farklı bir yönünü keşfediyoruz. Hepimizin hayatında evlenip boşanmalar, baba soyadı taşıdığımız duygusal olarak aştığımız özellikler var. Ana karakter Mary bize nalan__barbarosgulu_internet.jpgşöyle diyor: Halamdan bana miras kaldı yılda 500 bin poundluk gelir kaldı. Hala da çok ilginç bir hala. İnce bir ayrım var bu para Mary’nin kendi kazandığı bir gelir değil.

Kendilerine ait bir odalarının olması ve sabit bir gelir gerek kadınlar için. O dönemde kadın için çalışmak olumsuz bir şey. Kocası ölen ya da aşağı tabakadan kadınlar çalışıyorlar ve bu kazanılan para kendilerini idame etmeleri için yeten bir para değil. Bu anlamda gelir miras yedilikle eş anlamlı. Kadınların çalışmaları değil mirasyedi olmaları lazım.
Kadın yeter ki bir odaya girsin yazmaya başlar ve yazar diye “sanılmasın”.Acaba bu kendine ait bir oda fiziksel bir mekân mı? Bir kadının kendine ait bir odası olması mümkün mü? Sizin eminim bir odanız hatta eviniz vardır, hele bir de çocuklar evlenip gitmişse, kocanız ölmüş ya da ayrılmışsanız. Peki, hala neden bir Virginia Wulf olamıyoruz?

ANNELİK AŞKI ÖLDÜRÜYOR MU?

Seda Kaya Güler “Kadının en büyük zaafı, aşk!” konusundaki kitabında SEDA_KAYA_GULER___NTERNET.jpgvermek istediği mesajların önemine dikkati çekti. Seda Kaya Güler ilgi ile izlenen konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

"Biz Ayşegül’ün maceralarıyla büyüdük, Ayşegül okulda, Ayşegül küçük anne… Bende büyük Ayşegül’ün maceralarını yazayım dedim. Kadınların hayatında en önemli alanlar var. Bir tanesi aşk hayatı, kadının aşk ve cinsellik hayatı onun için çok önemli. Hatta Ayşegül yatakta diye yazayım. Ondan sonraki önemli bölüm kadınlar için çalışma hayatı. Bu da Ayşegül işte olsun. Ve en önemlisi annelik, Ayşegül anne.

Aşk ve sekste şunu gördüm: Aşk kadınlar için çok önemli, bizim için çok önemli. Hatta bir yazarın lafı var: Aşk kadınların bütün hayatını kapsar, erkeklerin ise hayatlarının bir bölümünü kapsıyor. Bütün anlaşmazlıklar da bu yüzden çıkıyor. Çünkü biz kadınlar, o erkekle yaşadığımız duyguları işimize yansıtıyoruz. O anda bütün dünyamızı o kaplıyor. Arasın diye bekliyoruz. Ayrıldığımız zaman duygularımız var. Fakat Türkiye’de şöyle bir kadın profili de var: Platonik olarak aşık olmuş ama hiç gerçek anlamda aşk yaşamamış, cinselliği yaşamamış bir grup kadın var. Bu batıda olmayan bizim gibi ülkelerde olan bir durum.30 yaşında,40 yaşında kadınlar, çok iyi eğitim görmüş, belki de bankada müdürler, baktığınızda çok güzeller ama cinselliği yaşamamışlar. İyi kız olmak adına, ailelerine de toz kondurmamak adına engellemişler kendilerini ve bakmışlar yaşları 35 olmuş. Böyle bir çok kadın var. Hayatı boyunca bir erkekle cinsellik yaşamış kadınlar da var.

Eğitim için yurtdışına gitmiş ve orada bir erkeğe aşık olmuş kadınlar da var. Ki biz kadınlar bir erkek için yapamayacağımız şey yok. Tabii bunun yanlış olduğunu yıllar sonra anlıyoruz, ya terk edildikten sonra ya da aldatıldıktan sonra ah ben bunu niye yapmışım keşke devam etseydim diyoruz.
Benim gördüğüm en büyük engellerden birisi annelik, çocuk. İş, Aşk ve Kadınlara dair kitabımda bunu da belirttim. İş kadınlarıyla konuştum, gerçekten de başarılı kadınlardı. Ama hepsi bir tercih yapmaları gerekirse aileleri ile işleri arasında, aileleri çok önemli, çocukları çok önemli onlar için. Ki ben yıllarca kadınların yükselmesi gerektiğini savunan biriyim hala da öyleyim, ama demek ki -ben anne olmadığım için-kadınlar ilk önce kendilerini geriye çekiyorlar, başka etkenler de var ama kadınların kendi oto sansürleri pek çok şeyi yapmalarını engelliyor.

KADINLARA KADIN OLDUĞU ÖĞRETİLMİYOR

Türkiye’de kadınlara önce kadın olduğu öğretilmiyor, önce aile, koca, çocuk kendi öğretiliyor. Önce can sonra canan olmalı. Önce biz kendimizi seveceğiz ki gerisi gelsin.

Çalışan kadın, çalışan kadının gücü artıyor. Bir söylentiye göre 2011 kadın yılı olacak. Çalışan kadınlar nicel olarak da artıyor. Eskiden kadına ait olan detaycılık, ayrıntılara gitmek, bir iş yaparken herkesin görüşlerini almak küçümser özelliklerdi fakat şimdi iş hayatında bu özellikler aranır oldu. Artık dünya yönetime değil yönetişime gidiyor ve yönetişim kadınların uzman olduğu bir alan. Dolayısıyla ben kadınların geleceğinden, dünyanın geleceğinden çok umutluyum.

Şöyle bir Afrika atasözü var: Eğer bir erkeği eğitirseniz bir kişiyi eğitmiş olursunuz fakat bir kadını eğitirseniz bir aileyi ve bir ülkeyi eğitmiş olursunuz. Bu çok önemli bir söz. Türkiye’de biz kadınlar annelikle ilgili çok önemli bir görev yapıyoruz ama o kadını eğitmiyoruz. Çoğu kadın çocuk bakmayı, yetiştirmeyi bilmeden anne oluyor.
 
MEMET ALİ ALABORA VE PINAR ÖĞÜN’DEN İNTERAKTİF SÖYLEŞİ

alabora_okuma_INTERNET.jpgEskişehir Fuarı’nın finalini ise Sanatçı  Pınar Öğün – Memet Ali Alabora çifti “Kadın-erkek farklıyız. Farklılığımızın farkında mıyız?” konulu interaktif okuma ve tartışma  programı ile yaptı.

Fuar’ın düzenlendiği Hiller’deki kafeterya ve  turistik eşya dükkanlarının işletmecilerinden müşterilerine kadar herkes Alabora- Öğün Çifti’nin söyleşine kendilerini kaptırırken,  “Kadın-erkek farklıyız. Farklılığımızın farkında mıyız?”  metninin yazarı Meltem Arıkan’ın rahatsızlığı nedeniyle Fuar’da olmayışının yükünü de bu iki önemli sanatçı omuzladı.

Meltem  Arıkan’ın kadın bedenine dair romanlarından alıntılayarak hazırladığı metindeki kadın ve erkeğin her yönü ile birbirinin farklılıklarını ortaya koyduğu bölümlere erkek izleyiciler adeta “isyan” edercesine Memet Ali Alabora’ya soru yağmuruna tuttular. Eşi Pınar Öğün ile birçok farklılıkları olmasına karşın birbirlireni çok iyi anladıklarını ve son derece iyi anlaştıklarını belirten Alabora, erkeklere “sizde farkındalıklarınızın farkına varın ve bu farkılıklarınızı bilerek yaşamı eşinizle paylaşın”  tavsiyeside bulundu.


Üye Ol



Üye Girişi