İmamoğlu'na, Almanya'da 'Ana Tanrıça' Ödülü

 

Türk-Alman Dostluk Federasyonu tarafından geleneksel olarak verilen ''Kybele dostluk ödülü''nü İmamoğlu'na eski Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff takdim etti.

09.11.2019
Yazı Boyutu:  
Türk-Alman Dostluk Federasyonu (TDF) tarafından geleneksel olarak verilen “Kybele (Ana Tanrıça) Dostluk Ödülü”, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Berlin Büyükşehir Belediye Başkanı ve Eyalet Başbakanı Michael Müller’e verildi.

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen ödül töreninde, İmamoğlu’na ödülünü, eski Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff verdi.

Kendisini bu ödüle layık görenlere teşekkürlerini sunan İmamoğlu, hayatı boyunca hangi görevde olursa olsun Türk-Alman dostluğuna hizmet edeceğini söyledi.

31 Mart seçimlerinin ardından kendisine ziyarette bulunan Wulff’a da teşekkür eden İmamoğlu, “O dönemde beni ziyaret etmesi çok anlamlıydı. Benim için çok değerli ve hayatım boyunca unutmayacağım bir ziyaretti” ifadesini kullandı.



BERLİN DUVARI’NIN YIKILIŞININ 30. YIL DÖNÜMÜ

Berlin Duvarı’nın yıkılışının ve İstanbul-Berlin kardeş şehir anlaşmasının 30. yıl dönümü etkinleri için Berlin’e gelen Ekrem İmamoğlu, Berlin Eyalet Meclisi’ndeki kutlamalara da katıldı.

Berlin Eyalet Başbakanı ve Büyükşehir Belediye Başkanı Michael Müller’in davetlisi olarak Berlin’de bulunan İmamoğlu, Berlin Eyalet Meclisi’nde, Berlin ile kardeş kent olan Budapeşte, Prag, Brüksel ve Varşova Büyükşehir Belediye başkanlarıyla açık oturumda konuştu.

İstanbul ile Berlin arasında kardeş şehir anlaşmasının, duvarın yıkılışından sadece bir hafta sonra imzalandığını hatırlatan İmamoğlu, “Sizlere, demokrasiye inancı tam ve demokrasiye bağlılığını ve kararlılığını ispat etmiş 16 milyon İstanbullunun da selamını getirdim. İki gün sonra ölüm yıl dönümünde anacağımız Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘yurtta barış dünyada barış’ ilkesine bağlı olan 82 milyon insanın, bu yolda yürümekteki kararlılığını da burada Alman dostlarımıza ifade etmek isterim” dedi.

Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989’da, 18 yaşında olduğuna işaret eden İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Üniversitede okuyordum ve insanların buluşması, kucaklaşması, özlemle birbirine sarılması, özgürleşmesini derinden hissetmiştim. Nerede olursa olsun, özgürlük, buluşma, kucaklaşma bence dünyadaki herkesin yüzünü güldürür. Şu anda verdiğimiz mücadele de tamamıyla bu aslında. Ortak bir hareket. O bakımdan demokrasiyle olan, özgürlükle olan, cumhuriyetle, bağımsızlıkla olan, birleşen duyguların dünyaya ne kadar derin ve güzel mutluluklar yaşattığının bir göstergesi aslında Berlin’deki duvarın yıkılış anı. Elbette günümüze de çok derin mesajları var. O günden bugüne 30 yıl geçtikten sonra şunu unutmayalım ki bu ortak mücadele devam ediyor. İnsanların mutluluğu için devam ediyor. Özgürlüğü için devam ediyor. İyi ki Berlin’deki duvar yıkılmış, ama tahmin ediyorum dünyada bu anlamda yıkılacak daha çok duvar var.”



ANADOLU TANRIÇASI KYBELE

“Hazreti Muhammed Peygamber'den çok önce Anadolu’nun büyük Tanrıçası Kybele Mekke’ye götürülerek tapınılmak üzere Kâbe’ye konmuştu. Namazdaki “kıble” sözü Anadolu Tanrıçası Kybele’nin adıdır.”

‘Anadolu Efsaneleri’ kitabında, Anadolu Tanrıçası Kybele’nin adının Hübel’e çevrilerek Mekke’deki Kâbe’ye dikildiğini anlatan "Halikarnas Balıkçısı" Cevat Şakir Kabaağaçlı ‘kıble’ sözcüğünün de Kâbe’deki Kybele Tanrıçasından geldiğini söyler. 

Halikarnas Balıkçısı, Anadolu’da matriarkal (anaerkil) toplumun ana Tanrısının dişi olduğunu belirtikten sonra Tanrıça Kybele’nin hayatın, bereketin, tüm Tanrıların, insanların ve vahşi doğanın anası sayıldığını bu nedenle de Kybele’ye “Büyük Ana” diye yalvarıldığını söyler. 

Kybele’nin Anadolu’da Sipylene, Nana, Marienna, Dindymene gibi çok sayıda farklı adı vardır.

Kybele Anadolu’ya Sümerlerden geçmiştir. Sümerlerde ana Tanrıça Kyble’nin sevgilisi de Temmuz’du. İlkbaharda Hıdırellez ve Nevruz şenlikleriyle yine ilkbahara doğru Paskalya kutlamalarının aslında hep Temmuz’un doğumunu kutlamaktan günümüze gelen kalıntılar olduğunu söyleyen Balıkçı, Temmuz’un Anadolu’daki isminin Attis olduğunu, aynı adın Suriye’ye geçtiğindeyse Adon olduğunu belirtir. Adon her yıl bir yaban domuzu tarafından öldürülür ve sonra yeniden dirilirdi. Bu nedenle Samilerde yaban domuzunun eti lanetli sayılmış ve yasak edilmiştir.

Şimdi kitaptan bir bölüme göz gezdirelim: “Kybele papazlarının hadım olmaları şarttı. Pessinus’ta ve başka yerlerdeki ayinlerde gürleyen davullar, gümleyen dümbelekler, çınlayan ziller, üfürülerek çığlıklar salan irili ufaklı çeşitli düdükler pek sürükleyici bir müzik oluştururdu. Tanrıçanın papazları ise coşkuyla, gözleri dönmüş olarak fırıl fırıl dans eder ve dönerken çözülmüş saçlarını savururlardı. Bazen ziyarete gelen delikanlılar heyecana gelir ve papazların hazır bulundurdukları bilenmiş, büyük bıçaklardan birini kapınca, erkekliklerine ta kökünden kıyarlardı. Bu gençler papaz adayı olurlardı.

Erkekliğin Kybele’ye kurban edilmesi sevap sayılırdı. İşte bundan dolayı tam bir kökten kesiliş ve özverililiğin (insan yerine koyun kurban etmek gibi) hafifletilmiş ve simgeleştirilmiş biçimi olan sünnet, Sami ırkında gelenek oldu. Tam kökünden sünnet, Kybele’ye tapanlarda, simgesel sünnet de Sami ırkında, yani Yahudi ve Araplarda, platonik sünnet de kadınla ilişkide bulunmayan Hıristiyan rahiplerinde hâlâ uygulanır.”  (Duvar- Bilgi yayınları)


Yorumlar

Pinar

10.11.2019
12 bin yıllık Hasankeyf'in suya gömülmesine seyirci kalınan bir ülkede çağdaşı Anadolu ana tanrıçası Kybele ödülü bu gerekçeyle alınmamalıydı. Bu bir sınavdı. Ondan da geri kaldık.

Üye Ol



Üye Girişi