İşçiler pandemi sürecinde insanca yaşayabilecekleri asgari ücret bekliyor

 

Kazete TBMM'de Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nda görüşmeleri süren 2021 yılı asgari ücretle ilgili işçi sınıfının temsilcileri beklentilerini Kazete'ye açıkladı.

13.12.2020
Yazı Boyutu:  
Emel ALTAY/ İSTANBUL

2021 yılı asgari ücret görüşmeleri başladı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından oluşturulan, beş işçi, beş işveren ve beş devlet temsilcisinden müteşekkil Asgari Ücret Tespit Komisyonu ilk toplantısını 5 Aralık’ta yaptı. İkinci toplantı ise 15 Aralık’ta yapılacak. Komisyonun kararı beklenirken işçi hakları savunucuları ve sendikalar da asgari ücret taleplerini açıklıyor. İşçilerin hak savunucuları arasında yer alan DİSK, Birleşik Metal İş ve Emek ve Adalet Platformu’nun en çok söz birliği oldukları noktayı açlık sınırında değil, insanca yaşama olanak tanıyan bir asgari ücret talebi oluşturuyor.

DİSK: “Asgari ücretin evrensel kurallara ve ilkelere göre hesaplanmasını istiyoruz”

DİSK Genel Sekreteri ve Birleşik Metal İş Sendikası Başkanı Adnan Serdaroğlu; 2020 yılının özellikle emekçiler ve yoksul halklar için büyük kayıplarla geçtiğini söyleyerek başlıyor sözlerine. Pandeminin en çok yoksul halkı vurduğunu söyleyen Serdaroğlu, şöyle devam ediyor: “İşsizlik, gerileyen ücretler ve belirsizlikle gelen açlık korkusu milyonlarca insanın açlıkla ölüm arasında sıkışmasına yol açtı. Bütün dünya bu hastalığın pençesinde kıvranırken ne yazık ki ülkemizdeki gelişmeler de hiç iç açıcı olmadı. Kapanan işyerleri veya iflasın eşiğinde batmamak için çırpınan orta ve küçük ölçekli işletmeler ile bunların binlerce çalışanı açlıkla burun buruna geldiler. Diğer yandan “çarklar dönecek ekonomi işleyecek” sözlerinin yankılandığı sanayi bölgelerinde, pandeminin en yoğun olduğu dönemlerde bile milyonlarca emekçi sosyal mesafe koşullarının hiçe sayıldığı ortamlarda çalışmak zorunda kaldılar.”

“Çarklar dönerken milyonlar yoksullaştı”

Serdaroğlu, pandemi sürecinde işçilerin yaşadığı gelir kaybının, gelir dağılımını daha da bozduğunu ifade ediyor: “TÜİK’in 2020 yılı 3. Çeyrek GSYH verilerine göre işgücü ödemelerinin katma değer içindeki oranı yüzde 32,9’dan yüzde 29,9’a gerilerken sermaye gelirleri yüzde 50,5’ten yüzde 55,3’e yükseldi. Yani çarklar dönerken milyonlar yoksullaştı, bir avuç sermaye sahibi ise karlarını katladı. Asgari ücret gelir dağılımındaki bu eşitsizliği gidermenin de en etkili aracıdır.”

Bütün bunların 2021 yılının asgari ücretinin belirlenmesinde ve işyeri toplu sözleşmelerinde mutlaka farklıklar gerektireceğinin altını çizen Serdaroğlu, yeni asgari ücretin salgının hanelere getirdiği yük göz önüne alınarak hesaplanması görüşünde: “Her şeyi bir yana bırakalım maske-mesafe-hijyen dediğinizde bile maske ve hijyen için gereken ekstra masrafların asgari ücretli bir aile için ne kadar büyük bir külfete dönüştüğünü hesaplamak hiç de zor değil. Sürekli değişmek zorunda kalınan maskenin maliyeti bir yana, kolonya, dezenfektan ve el yıkamak için artan su sarfiyatı, ciddi bir kalem oluşturmaktadır. 2021 asgari ücretinin COVID-19 salgınıyla hanelere gelen yeni yükler dikkate alınarak hesaplanması gerektiğini düşünüyoruz.”

Serdaroğlu, taleplerine şunları da ekliyor: “Salgın koşulları göz önüne alınarak brüt asgari ücretin net olarak ödenmesini talep ederken ayrıca bütçeden asgari ücrete nakit desteği sağlanmasını, diğer tüm ücretlilerin de asgari ücrete denk gelen ücretlerinden vergi alınmamasını istiyoruz. Çünkü sadece asgari ücretten alınan vergi, işçinin 122 günlük çalışmasının yok olup gitmesine yol açıyor. Asgari ücretlinin ücretinin yüzde 33,4 üne denk gelen bu adaletsiz durumun ortadan kaldırılması gerekmektedir.”

“Ücretsiz izin uygulaması kaldırılmalı”

Pandemi koşullarının her şeyi değiştirdiğini ifade eden Serdaroğlu, taleplerin de bu gerçeğe göre güncellenmesi görüşünde: “Somut koşullar değişti, algı ve psikoloji değişti. Buna göre taleplerimizi güncellemekle gerektiğini hepimiz idrak etmekteyiz. Bu nedenle her şeyden önce en önemli talebimiz sermayenin her zamanki gibi krizi fırsata dönüştürme adına çok yaygın olarak başvurdukları ücretsiz izin uygulamasının kaldırılmasını ve işçiye ödenen 1168 TL’nin en az, asgari ücret kadar ve nakdi yardım adı altında ödenmesini istiyoruz.”
İşyerinde geçirilen zamanın yeniden düzenlenmesi de talepler arasında geliyor: “Servislerle veya toplu taşıma araçlarıyla işe gidip gelmenin, yemekhanelerde birlikte yemek yemenin ve kapalı mekanlarda çalışmanın giderek daha riskli hale geldiği bugünlerde bu riski en aza indirmenin başında çalışılan gün sayısının ve çalışma sürelerinin azaltılması gerektiğinin geldiğini düşünüyoruz. Bu nedenle özellikle izin süresinin artırılması, çalışma sürelerinin kısaltılması taleplerimizi özellikle toplu iş sözleşmesi taslaklarımızda ısrarla yineliyoruz.”

“Açlık sınırında değil, insanca yaşayabileceği bir ücret”

Serdaroğlu, asgari ücret tespit sürecinin Türkiye’nin en kapsamlı ücret belirlenme süreci olduğunu vurguluyor: “Asgari ücret, işçi sınıfının sınırlı bir kesimini değil neredeyse tamamın ilgilendirmektedir. Türkiye’de 10 milyon civarında işçi asgari ücret veya civarında bir ücretle çalışıyor. Ayrıca asgari ücret bütün ücretlileri de yakından ilgilendiriyor. Diğer yandan sosyal güvenlik primlerinin alt ve üst sınırları asgari ücrete bağlı olarak belirleniyor. İşsizlik ödeneklerinden, emekli aylıklarına kadar pek çok ödeme asgari ücret düzeyinden etkileniyor. Özellikle salgın döneminde büyük önem taşıyan kısa çalışma ödeneği de asgari ücrete oranla hesaplanıyor. Bilindiği gibi asgari ücret ülkemizde giderek ortalama ücrete dönüşmüştür. Bu nedenle asgari ücret salgının yarattığı kayıplara ve ekonomik krize karşı çalışanları korumanın en önemli aracıdır. Ancak Türkiye’de asgari ücretin tespitinde uluslararası standartlar; BM, ILO ve Avrupa Konseyi standartları dikkate alınmıyor. Yürürlükte olan Asgari Ücret Yönetmeliğinde asgari ücretin tespitinde kıstas alınacak esaslar belirlenirken “Asgari ücretin belirlenmesinde; ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu, ücretliler geçinme indekslerini, bu indeksler yoksa geçinme indekslerini, fiilen ödenmekte olan ücretlerin genel durumunu ve geçim şartlarını göz önünde bulundurur” diyerek ilk başa ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik şartları koymuştur. Ayrıca işçiyi tek bir kişi ele alan bir yaklaşım söz konusudur.”

DİSK ve Birleşik Metal İş adına konuşan Adnan Serdaroğlu; “Biz asgari ücretin evrensel kabul görmüş kurallara ve ilkelere göre hesaplanmasını istiyoruz. İşçinin birey olarak değil ailesiyle birlikte geçinebileceği ve açlık sınırında değil, insanca yaşayabileceği bir ücret alması gerektiğini düşünüyor ve bunu talep ediyoruz. Milli gelire oranının da dikkate alınarak buna göre hesaplanması gerektiğin düşünüyoruz. Şu anda asgari ücret milli gelirin yüzde 3,4 altındadır. Oysa 1978 yılında yüzde 40 üzerindeydi. Bu farkın bir an önce kapatılması gerekmektedir.”

“Sendikalaşmanın yüzde 10 olduğu bir ülkede işçiler sesini duyuramaz”

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nu değerlendirmesini istediğimiz Serdaroğlu; bu komisyonun yapısı gereği anti-demokratik ve gerçek anlamda işçi sınıfının ihtiyaçların karışlayacak olmaktan çok uzakta olduğunu ifade ediyor: “Devlet bürokrasisi ve işveren ağırlıklı bir organizasyon olarak bugüne kadar aldığı kararlar da zaten bunu açıkça ortaya koymaktadır. Biz bu komisyonda her zaman için işçi ağırlıklı bir yapılanmanın olması gerektiğini savunduk.”

İşçi haklarında sendikalar arası iş birliği ve STK’larla diyaloğun ise yeterli olmadığı görüşünde: “Elbette beklenen uyumun varlığından söz etmek çok zor. Ancak bu yıl tam olmasa da üç işçi konfederasyonun ortak tavır almaları bir ortak bildiriyle kamuoyuna seslenmelerini sevindirici bir gelişme olarak gördüğümüzü belirtmekte fayda var. Kamuoyunun da baskısı ve içinde bulunduğumuz koşullar bu yakınlaşmayı sağladı ve ortak mücadele hattının oluşmasında önemli bir rol oynadı. Ancak önümüzdeki günlerde bu ortak tavrın ve kararlılığın devam edip etmeyeceğini göreceğiz. Bu gelişmenin göstermelik olmadığını umut etmek istiyoruz. Daha önceki yıllardan acı tecrübelerimizin olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bizim açımızdan demokratik kanalların son derece açık olduğunu söyleyebiliriz. Yönetim Kurullarımız dışında Başkanlar Kurulumuz, her ay düzenli olarak yapılan Şube Temsilciler Kurullarımızın yanı sıra sık sık yaptığımız eğitimlerle işçi arkadaşlarımızın görüş düşünce ve önerilerini almakta onlara gerekli bilgileri aktarmaktayız Ayrıca bu süreçte basın açıklamaları ve işyerlerinde yaptığımız toplantılar, bilgilendirme çalışmaları ve bildirilerle süreci işçilerle birlikte yürütmeye çalışıyoruz. Ancak genel olarak baktığımızda ülkemizdeki örgütlülük düzeyinin düşüklüğü elbette işçilerin gerektiği gibi sürece dahil olmalarını engellemektedir. Sendikalaşmanın yüzde 10 olduğu bir ülkede işçilerin sesini duyurabildiğini söylemek gerçekçi olmaz. Şunu söylemek isterim ki bu bir paylaşım meselesidir. İşçi sınıfı olarak yaratılan katma değerden hakkımız olan payı almak, daha doğrusu payımızı artırmak istiyoruz. Bu nedenle bu mücadele masa başını aşan meydanlara, fabrikalara taşan bir mücadele olmalıdır.”



Emek ve Adalet Platformu: Ekonomik krizin ve salgının yükü işçilerin omuzlarına yüklenmiş durumda

Emek ve Adalet Platformu, sözlerine Türkiye’nin genel ekonomik panoramasını özetleyerek başlıyor: “Türkiye’de son yıllarda önemli bir ekonomik kriz sorunu var. Enflasyon çok yükselmiş durumda, en temel ihtiyaçları karşılamak dahi başlı başına zor bir iş haline geldiği bir dönemden bahsediyoruz. İşsizlik oranları yıllardır %10’un altına inmemişken, karantina süreci ile birlikte işsizlik oranlarının daha da çok arttığını biliyoruz. Birçok insan bu süreçte işlerinden ayrılmak zorunda kaldılar ya da zorunlu bir şekilde ücretsiz izne çıkarıldılar, ileride ne olacağını bilmiyorlar. Salgın sonrasının yıkık ekonomisinin altında kalacak emekçiler kendileri için hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının farkında. Bu yılki asgari ücret miktarı tüm bunları düşünerek oluşturulmalıdır. Türkiye’de şu anda yoksulluk sınırı 8000 lira. Bir hesaplama yapmak gerekirse, her ailede iki kişi çalıştığı düşünülerek asgari ücret en az 4000 lira olmalıdır. Türkiye’deki işsizlik ve kadınların işe katılım oranı düşünülürse her ailede iki kişinin çalıştığını düşünmek dahi zor, bunun farkındayız. Bu yüzden kesinlikle 4000 liranın altındaki herhangi bir rakamdan dahi bahsedilememesi gerekmektedir. Salgınla birlikte derinleşen ekonomik krizin faturası yalnızca emekçilere kesilmemeli, buna izin vermemeliyiz.”



“İş Kanunu’ndaki tazminatsız işten çıkarmaya sınırlamalar gelmeli”

Platform, pandemi döneminin çalışma hayatını ve işçilerin koşullarını derinden etkilediğini söylüyor: “Bu dönemde çok fazla işyeri kapanmak zorunda kaldı ve devletin yeterli ekonomik desteğini alamayan işverenler zararlarını işçileri ücretsiz izne çıkararak telafi etmeye çalıştılar. Olan yine emekçiye oldu yani. Bu konuda, işyerlerine gereken ekonomik desteğin devlet tarafından temin edilmesi ve aynı zamanda özel sektörün sıkı bir denetime tabi tutulması gerektiğini düşünüyoruz. Kapanmak zorunda olan işyerlerinde çalışanlar ücretsiz izne mi çıkarıldı, yoksa kısa çalışma ödeneği bağlandı mı, bunlar için bir denetim mekanizması kurulmalı. Ve çalışanlarını zorla ücretsiz izne çıkaran işyerlerine hukuki yaptırım mekanizmaları uygulanmalı.”

Platform, İş Kanunu’nun 25/2 maddesindeki sorunlara dikkat çekiyor: “Pandemi döneminde işten çıkarmalar yasak olduğu halde çok sayıda insan da tazminatsız işten çıkarıldı. Tazminatsız işten çıkarma konusunda en büyük sorunun İş Kanunu’nun 25/2 maddesinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu madde işverenlere işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirme hakkı tanıyor. Bu şekilde işten çıkarılan işçiler herhangi bir tazminata hak kazanamadığı gibi işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyor. Sıklıkla şahit oluyoruz ki, işverenler bu durumu işçileri işten çıkarmak için bahane olarak kullanıyor. İşçileri hem tazminattan hem de işsizlik ödeneğinden men eden böyle bir işten çıkarma hakkının sadece işverenlerin ve sermayedarların lehine olduğu çok açık. Bu yüzden bu hakkın kullanımına sınırlar getirilmesi gerektiğini savunuyoruz.”

Emek ve Adalet Platformu, ekonomik krizin ve salgının yükü işçilerin omuzlarına yüklenmiş durumda olduğunu ifade ediyor. Birçok sektörde ek mesai ücretlerinin ödenmemesinin bunun bir örneği olduğunu söyleyen platform, “Bu dönemde en büyük maddi manevi yükü sırtlanan ve hayatlarını riske atarak çalışan sağlık emekçilerinin ek mesai ücretlerinin yatırılmadığını öğrendik geçtiğimiz aylarda. Hatta Başakşehir Çam ve Sakura Şehir hastanesindeki sağlık çalışanları ek mesai ücretlerinin aylardır yatırılmamasına karşın protestolar başlattı. Sermaye sınıfı pandemi döneminde zenginliklerine zenginlik katarken, ya işçiler işten çıkarılıyor ya da maaşları ve ek mesaileri ödenmiyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Devletin yapması gerekenlerin ötesinde, işçi sınıfının kendi hakları için örgütlü bir mücadele yürütmesi gerektiğini savunuyoruz” diyor.



“TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamı aklımızla dalga geçiyor”

ILO asgari ücret için “Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Anayasası'nın girişinde, 'işçinin ve ailesinin yalnızca geçimini temin eden ücret, insanca yaşamaya yeterli bir ücret değildir. Halbuki işçinin insanca yaşaması için yeterli ücrete sahip olması gerekir' ifadelerini kullanıyor. Platforma devletteki asgari ücret algısını ve kendilerinin asgari ücreti nasıl tanımladığını sorduğumuzda görüşlerini sözlerle ifade ediyorlar: “Asgari ücret, iş kanuna göre işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir.  Türkiye’de çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücrete çalışmaktadır. Asgari ücret net 2324 lira iken açlık sınırı ise 2500 lira civarındadır. Bu demektir ki çalışanların yarısı ya açlık sınırında ya da onun altında çalışıyor, yani siz çalışırken bırakın yoksulluk sınırını aşmayı aç kalmaktan dahi kurtulamıyorsunuz. Son yıllarda yaşadığımız ekonomik kriz ise emekçi sınıfları daha da yoksullaştırmış, hayat pahalılaşmış, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına ise artık kimse itibar etmez olmuştur. İşçinin insanca yaşamasına yeterli olacak ücret yoksulluk sınırının üzerinde olmalıdır. Türkiye’de asgari ücret, TÜİK’in açıkladığı enflasyona göre yapılmaktadır ancak TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamı aklımızla dalga geçmekten başka bir anlama gelmemektedir.”

“Asgari ücret 4 bin liranın üzerinde olmalı”

Platforma göre asgari ücret, insanca yaşama yetecek düzeyde belirlenmeli: “Bugünkü asgari ücret rakamı bırakın insanca yaşamayı açlıktan kurtulmaya dahi elverecek bir seviyede değil. Üstelik Türkiye 20 OECD ülkesi arasında en uzun çalışma saatleri uygulanan ülke. Hem çok çalışıyoruz hem de açlık sınırının altında çalışıyoruz. Bu gerçekten utanç verici bir durumdur. Biz de ILO sözleşmesinde belirtildiği üzere asgari ücretin insanca yaşama yetecek bir düzeyde belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu da 4000 liranın altında olmamalıdır.”

“Asgari ücret görüşmeleri daha demokratik ve katılımcı yürütülmeli”

İşçi hakları konusunda güçlü bir dayanışmadan söz etmenin mümkün olmadığını söyleyen platform, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nu da yapısı gereği, yeterince demokratik ve kapsayıcı olmadığı görüşünde: “Maalesef güçlü bir dayanışmadan söz etmek mümkün değil. Asgari Ücret Tespit Komisyonunda beş işçi, beş işveren ve beş devlet temsilcisi olmak üzere 15 temsilci bulunmaktadır. İşçi tarafını en çok üyesi olan konfederasyon olması hasebiyle Türk-İş temsil etmektedir. Ancak asgari ücretin ne kadar olacağı milyonların kaderini etkileyen bir karar. Bu bakımdan bu sürecin sendikaların, işçi derneklerinin ve STK’ların da katkısıyla daha katılımcı ve demokratik bir şekilde yürütülmesi gerekir ki işçi sınıfının lehine bir karar çıksın. Zira 2002’den bu yana işçi sınıfının lehine çıkmış bir düzenlemeden bahsetmek mümkün değil. Patronlar ve hükümet birbirlerinin çıkarlarını kollarken, sendikalar ve işçi örgütlerinin her yıl aralık ayında asgari ücretin belirlenmesi sürecine daha çok müdahil olması ve bir güç birliği oluşturması gerekir. Ancak bu tür bir dayanışma oluşabilmiş değil. Bu dayanışma eksikliği konusunda hepimizin özeleştiri yapması gerektiğini düşünüyoruz.”

“Bizim sermayemiz dayanışma ve birliğimizdir”

Platform, asgari ücret görüşmelerinin şimdiki yapısıyla adaletsizliğe açık olduğu düşüncesinde: “Asgari ücret görüşmelerinde işveren ve hükümet tarafı komisyonda çoğunluğu sağlayıp istediği rakamı belirleyebiliyor. Bu zaten başlı başına adaletsiz bir karar alma süreci. Sözde işveren ve işçi tarafının eşit bir şekilde temsil ediliyor gibi görünse de mevcut iktidarın işçi lehine bir karara varmasını beklemek hayalcilikten başka bir şey olmaz. Biraz önceki soruya benzer bir cevap olacak ama dediğimiz gibi bu süreçte esas belirleyici olan biz işçilerin, emekçilerin iyi örgütlenip sesimizi duyurup daha iyi baskı oluşturabilmemiz. Bu süreci her yıl aralık ayında büyük eylemlerle, sosyal medya kampanyalarıyla örgütleyebilmeliyiz. Kıdem tazminatını gasp etmeyi amaçlayan torba yasanın çıkacağı zaman da gördük; tüm sendikalar, işçi örgütleri ortak bir tavır koydu, tepki gösterdi ve torba yasanın tamamı meclisten geçmedi. İşçi sınıfı olarak kıdem tazminatına karşı gösterdiğimiz ortak mücadeleyi sürekli kılmalıyız ve asgari ücret görüşmeleri zamanı da ortaya koymalıyız. Çünkü bizim gücümüz ve sermayemiz ancak ve ancak birliğimiz ve dayanışmamızdır! (kazete.com.tr)



Üye Ol



Üye Girişi