IŞİD mağduru kadınlara psikolog desteği

 

Ezidi psikolog IŞİD mağduru kadınlara destek için çalışıyor.

18.11.2019
Yazı Boyutu:  
Uzman Psikolog Jan İlhan Kızılhan, bir süredir IŞİD'in elinden kurtarılan kadınlara travmayı atlatmaları için destek veriyor. Kızılhan "IŞİD’ten kurtardığımız 1100 kişi yeni bir yaşam kurmak ve Almanya’ya entegre olmak istiyor. Çocuklar okula, kadınlar Almanca dil kursuna gidiyor" diye anlatıyor çalışmayı.

Jan İlhan Kızılhan, 70’lerin başında henüz 7 yaşındayken ailesi ile birlikte Almanya’ya göç eden binlerce çocuktan biri. Onu bugün 53 yaşında, bir dolu başarıya imza atmış, yüzlerce insana yardım elini uzatmış, akademide ayrı, sokakta ayrı, savaşın ortasında ayrı bir mücadeleci kılan şey bir Kürt ve Ezidi olarak tattığı tüm duygular.

IŞİD’in elinden kurtarılan 1100 kadın ve çocuğu yeniden hayata kazandıran Uzman Psikolog Kızılhan, Duhok Üniversitesi’nde yeni psikologlar yetiştiren, “Psikoterapi ve Psikotravmatoloji Enstitüsü“ ile MediClinVogelsang Kliniği bünyesinde “Transkültürel psikomatik rehabilitasyon“ bölümünün kurucusu.
 
Gerorgetown Üniversitesi’nde psikoloji okurken, Los Angeles’ta eş zamanlı İnsan Hakları Hukuku eğitimi aldı. Psikolojiyi, sosyolojik boyutu ile ele alarak, toplumsal sorunların merkezine aldığı bakış açısı ile günümüzde Orta Doğu’yu cehenneme çeviren karanlığa ışık tutuyor.

Hayatın dayattığı tüm yenilgilere rağmen ayakta, dimdik durabilmeyi konuştuğumuz Kızılhan, umudunu şu cümlelerle dile getiriyor:

11 yaşındaki Yasmin, 10 ay boyunca IŞİD’in elinde kaldı ve defalarca tecavüze uğradı, satıldı ve yaşlı adamlar tarafından işkence gördü, ailesi öldürüldü. Onu muayene ederken ne yapmak istediğini sorduğumda sandalyeme işaret etti “Bir gün oraya oturup, senin gibi doktor olmak ve insanlara yardım etmek istiyorum” dedi. Yasmin yaşadığı dehşet verici tecrübeye rağmen hala umutluysa, neden benim, neden hepimizin umudumu olmasın ki?

Jan Kızılhan’dan savaşın gölgesinde kalan travmalarla mücadele yolculuğunu dinleyelim.

Varlığına dahi saygı duyulmayan bir kültürün içinde yaşam mücadelesi veriyor Kürtler. İlk travmaları nerede, nasıl başlıyor diyebiliriz? İlk şaşkınlıkları, ilk ayrımcılığa maruz edilme anları neresi?

Kürtlerin yüzyıllarca, bir nesilden diğerine aktardıkları tarihi bir travma zinciri var. Bu travmalar kolektif hafızanın bir parçası haline geldi ve her bir Kürt’ü biçimlendirdi. Osmanlı ve Fars imparatorluklarının gerçekleştirdikleri katliamlar, yerli Kürt halklarının dinlerinin zorla değiştirilmesi, Şeyh Said, Seyit Rıza isyanları, Mahabad, Halepçe, Enfal, Amude, Kerkük, Şengal, Efrin ve şimdi Rojava. Genel olarak, bu travmalar, bunları asla unutamayacak olan Kürt halkının miraslarıdır. Diyarbakır, Şam, Tahran ve Bağdat’ta işkence gören binlerce kişi, 1991’de güney Kürdistan’dan Türkiye ve İran’a göç eden milyonlarca mülteci, 28 Aralık 2011 günü Şırnak Roboski’de 34 kişinin bombalanarak öldürülmeleri ve diğer birçok olay toplumun hafızasında saklanan toplu bir travmaya yol açmıştır.

Kaçmak, terk etmek, yol ya da yöntem değiştirmek… Ne dersek diyelim, hepsi ’zorunlu’; Kürtler göç ediyor! Peki göç etmekle bitiyor mu sizce? Yeni kimliğinde nasıl bir yolculuk bekliyor Kürdü? 

Yaşam hakkı kutsaldır! Kürtler kendileri ve aileleri için yaşam mücadelesi veriyor ve Kürdistan’da yaşayamazlarsa, kaçmaları şart! Bu çoğunlukla bir kaçıştır, gönüllü bir göç değildir. Bugün insanlar sadece Avrupa’da değil, Güney Kürdistan ve Rojava’da mülteci kamplarında veya Türkiye metropollerinde yaşıyorlar. Bu kaçış daima Kürt kimliğini etkilemiştir. 1950’lerden bu yana, Orta Doğu ve Kürdistan’ı terk eden Kürtlerin sayısı artıyor. Kürdistan dışında yaklaşık 15 milyon Kürt yaşıyor. Büyük çoğunluğu hala Türk metropollerinde, aynı zamanda Şam ve Tahran’da. Örneğin, Sadece Almanya’da, Kürdistan’ın dört bir yanından 1,5 milyon Kürt yaşamaktadır. 4’ten fazla nesil burada ve bu elbette kimliklerini şekillendiriyor. Bazı Kürtler, Kürt kimliklerini birkaç kuşak sonra kaybedecek veya artık bunu yaşayamayacak. Bununla birlikte, Rojava ve Şengal’daki savaş onları uyandırdı ve özellikle gençler arasında yeni bir aidiyet duygusunu ortaya çıkardı. Ancak bu, Kürt örgütlerinin kendilerini nasıl geliştireceklerine ve gençleri kazanabilmelerine bağlı olacak.

Ben maalesef çok olumlu görmüyorum. Avrupa’daki bazı Kürt örgütleri realiteden çok uzak. Kürdistan’daki Kürt hareketi için kendilerini güçlü kılıyorlar ki bu da yeni nesli kazanamayacakları anlamına geliyor. Aynı zamanda Avrupa’yı yaşam merkezi olarak gören ve Kürdistan’la hiçbir bağlantısı olmayan Kürt örgütleri de var; bu da çoğu kişinin kendilerini buraya da ait hissetmediği anlamına geliyor. Ülke merkezli ve diaspora odaklı bu kuruluşlar örneğin; Kürt-Avrupa kimliklerini de kaybetmeden, ezilen halklarının yeni bir sesi olmak için bir araya gelmeli. Sadece kabul ve hoşgörü yoluyla kendileri ve Kürdistan için başarılı olabilirler. Bu şekilde, bireysel, tarihi ve toplu travmalarını daha iyi işleyebilirler. Kürtler, istikrarlı bir kimlik algısı, dayanışma ve karşılıklı destek ile travmalarını çözebilir.

‘YENİ NESİL TRAVMA UZMANLARI YETİŞİYOR’

Travmanın çözülmeye başlanması için önce çatışma halinin durması gerektiğini dile getiriyor psikologlar, uzmanlar. Ancak dinmiyor. Üstelik, bunca yıldır travmatize edilmiş olan bir halkın sağlıklı bir iş, ev ve sosyal hayatı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Genel olarak travma, mağdurları çaresiz bırakan ezici ve olağanüstü deneyimlerin etkisi olarak anlaşılabilir. Bu çaresizlik, travmatize olmuş bir insanın yaşam alanlarının birkaçını veya tamamını etkileyebilir: genel öz-yeterlilik, stresli olaylarla başa çıkma ve yakın kişisel ilişkiler kurma veya sürdürme yeteneği gibi. Travmatize olmuş kişiler ayrıca depresyon, anksiyete, duygusal bozukluklar, psikoz, madde bağımlılığı ve travma sonrası stres bozukluğu gibi bazı psikopatolojik semptomlara karşı daha hassastır. Travmatik bir olayın neden olduğu bireysel travmanın yanı sıra, Kürtlerde olduğu gibi birkaç kuşak boyunca sürekli tehditlere maruz kalan etnik ve dini gruplarda kolektif travma görülür. Hem birey hem de kolektif, mağdur olur ve günlük rutinlerinde bir nesilden diğerine geçen ve sürekli dönüştürülen bir kırılma meydana gelir. Başa çıkma ve adaptasyon kalıpları gelecek nesillere aktarılır ve kültür, din normlarının bir parçası olarak bütünleştirilebilir.

Şu anda araştırmakta olduğumuz yeni geliştirilen konseptimiz, nesiller arası bir travmanın, etnik ve/veya dini bir grubun, egemen bir grup tarafından kolektif şiddete maruz kaldığında gerçekleştiğini var sayar. Toplumsal travma, maruz kalınan ezici fiziksel ve psikolojik şiddet, yer değiştirme, kaçış, dağlarda ve mülteci kamplarında (bazen nesiller boyunca) kalma, istismara varan sömürünün ekonomik dezavantajları ve kültürel kamulaştırmadan deformasyona kadar görülen nedenlerden kaynaklanır. Egemen grup tarafından yapılan baskı yöntemleri arasında askeri güç, biyo-savaş (Irak’ta 1988’de Kürtlere karşı olduğu gibi), devletten kaynaklanan ulusal haklardan mahrum bırakılma ve baskı politikaları, etnik temizlik, hapis, kölelik ve/veya serbest dolaşım ve ekonomik gelişmeyi ve kültürel ifadeyi yasaklayan yasalar sayılabilir. Çok kapsamlı olan bu baskı, yoksunluk ve toplu şiddet deneyimi, mağdur grup için önemli bir fiziksel ve psikolojik travmayı oluşturuyor. Çok sayıda insanın ölümüne şahit olan, şiddette maruz kalan, açlık ve hastalık yaşayıp hayatta kalan kişilerin, yüksek oranda fiziksel yaralanmalar, yetersiz beslenme, enfeksiyon ve kronik hastalıklardan mustarip oldukları gözlemleniyor. Bu psikolojik ve duygusal tepkiler, yaşanan şiddete, ağır stres, sıkıntı ile aile, toprak ve yaşam biçiminin kaybı nedeniyle sınırsız acı çekmeye dayanıyor. Zihinsel ve duygusal bozukluklar kolayca fiziksel hastalıklara veya bunun tersine yol açabilir.

YA SONRAKİ NESİLLER?

İkincil ve sonraki nesiller, orijinal travmadan farklı şekillerde etkilenir. Bir önceki nesil gibi katliam ve soykırım gibi ağır travmalara da maruz kalan bir sonraki nesil hem atalarının travmalarından hem de kendi travmalardan etkilenir.

Bu, kurtulanların davranışını, duygularını ve bilişini etkiler ve masallar, dini törenler, müzik vb. yoluyla “yeni travma kültürünün” bir parçası olabilir. Kürtlerde üç çeşit travma gözlemlenir. Soykırım, nesilden nesile korku ve güvensizlik duyguları ile bağlantılı olarak anlatım yolu ile hikayeler, şarkılar ve dualarla aktarıldı. İstikrar, güvenlik, oryantasyon, özgüven ve samimiyet, bir travma ile başa çıkabilmek için esastır. “Travma hikayesi”nin kendisi bireysel, kolektif, sosyo-kültürel ve politik açıdan ele alınmalıdır. Elbette bu durumda, Kürdistan’da maalesef şu anda karşılayamadığımız psikoterapötik bir yardım gerekiyor.

Bu nedenle Güney Kürdistan’da Duhok Üniversitesi’ne bağlı olarak bir “Psikoterapi ve Psikotravmatoloji Enstitüsü“ kurduk ve bu dallarda yüksek lisans programı başlattık.

Üç yıllık program, Almanya’daki eğitim standartlarında ve ilk grup Yüksek Lisans ve Lisanslı Davranış Terapisti olarak mezun oldu. İkinci grup da 2018’de eğitime başladı. Yani burada savaş ve kriz bölgesinden kaçan insanlara travma tedavisi sunabilecek psikoterapistler yetiştirilmesine başladık.

İşin çok başındayız ve bölgede yeterli sayıda psikoterapist personelinin eğitilmesi nesiller sürecektir. Ancak 2017’den beri enstitümüzde travma terapisti olarak eğitim gören öğrencilerimiz, bölge halkına yardım edebilecekler.

‘1100 EZİDİ KADINI, IŞİD TRAVMASINDAN KURTARMAYA ÇABALIYORUZ’

IŞİD’ten kurtarılan birçok genç kadını rehabilite eden bir merkez kurdunuz eşiniz Mona Kızılhan ile birlikte. Nasıl bir merkez burası? Nasıl yardım ettiniz bu genç kadınlara?

Almanya Baden-Württemberg eyalet hükümeti, IŞİD’in tarafından kaçırılan ve en acımasız yöntemler kullanılarak zulüm edilen, tecavüze uğrayan 1100 Êzidi kadın ve çocuğu tedavi için Almanya’ya getirdi.

Kadınlar ve çocukları, Kürdistan’da muayene ettik ve IOM’nin (Uluslararası Göç Örgütü) yardımı ile kuzey Irak’tan Almanya’ya getirdik. Şu anda, Baden-Württemberg’de 1000, Schleswig-Holstein’da 30 ve Aşağı Saksonya’da 70 kişi kalıyor ve sosyal, tıbbi ve psikolojik bakım görüyorlar.
Yezidi kadınların kendini ifade edebilmelerini sağlamak için, hem Yezidilerin kültürel ve dini özellikleri konusunda hem de travma ve transkültürel tedavi konularında özel eğitimler verdiğimiz tercüman ve sosyal hizmet uzmanları bu tedavi sürecine dahil edildiler. Bunun hastaların tedavileri sürecinde onlara büyük bir destek olduğunu söyleyebilirim. Durumları yeterli derece stabilize edildikten sonra, travmanın derinleşip günlük yaşamlarını daha fazla etkilemesine engel olabilmek için, uzman terapistler tarafından, bunun işletilmesi aşamasına geçildi.

Güney Almanya’nın Donaueschingen şehrinde, psikolojik ve psikosomatik rahatsızlıkları olan hastaların tıbbi rehabilitasyon tedavileri konusunda uzman bir klinik olan MediClin Klinik am Vogelsang’da, Kültürlerarası Psikosomatik Rehabilitasyon Bölümünü kurduk ve hastalara ana dillerinde (Kürtçe, Türkçe ve Arapça) ve kültürel özellikleri de göz önünde bulundurularak tedavi ediliyoruz. Bütünsel, biyo-psiko-sosyal tedavi yaklaşımı ile hastaların günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri için onlara eşlik ediyoruz. Klinikte başta travma, depresyon, korku, ağrı ve stres faktörüne bağlı birçok psikolojik rahatsızlıkların yanı sıra, kişilik ve davranış bozuklukları tedavileri uygulanıyor.

Yezidi kadınların sadece bir kısmı hastanede uzun vadeli psikoterapi gördü, bir kısmının da ayakta tedavileri devam ediyor.

IŞİD’ten kurtarılan 1100 kadın ve çocuk; yeni bir yaşam kurmak ve Almanya’ya entegre olmak istiyor. Çocuklar okula, kadınlar Almanca dil kursuna gidiyor. Bazıları meslek eğitimi alıyor. Almanya’da süresiz oturum izni için elinden geleni yaptı ve yeni bir yaşam kurmaya başladılar bile. Elbette bu süreçte psikolojik destek vermeye devam ediyoruz.

Savaş ve soykırımdan kurtulan insanların kendi toplumlarının restorasyonunu nasıl aradıklarını görüyorum. Hayatta kalmak istiyorlar ve çoğu bunu yalnız yapamıyor. Tıbbi ve terapötik yardıma ihtiyaçları var. Her şeyden önce, anlayışa, kabullenmeye ihtiyaçları var. Bir kere kendilerine acınmasını istemiyorlar. Onlar soykırımdan sağ kurtulabilenlerdir, kurban değil. Hem burada Almanya’da hem de kriz bölgelerinde, aktif olarak gerekli tedavi ve bakımı sağlayarak onlara yardım edebiliriz.

Siz Ezidi bir halkın mensubu olarak, ötekinin ötekisi olma halini daha iyi biliyorsunuz şüphesiz. Bu sizleri daha yalnız, savunmasız bırakan dünya düzeninde, kimlik duygunuzu, travmanın tuzağına düşmeden nasıl ayakta tutabildiniz?

Gerçekten istersek, kaynaklarımız ve olanaklarımız var. Kendi halkım ile dayanışma ve yardım etmek benim görevim. Halkımın tarihsel travmasının ve mücadelelerinin bilincinde olarak, hayatta kalmamızı ve umudumuzu kaybetmememizi sağlayan içsel bir güç geliştirdik. Kürdistan’daki tüm yaşananlara rağmen, şiddet içermeyen, yaratıcılık ve empatinin, barış kültürünün veya kültürel barışın ana bileşenleri olduğuna inanıyorum. Fakat biz bundan hala çok uzağız, bu da beni daha fazla çalışmaya motive ediyor. Böylece insanlardan ve insanlıktan özellikle de Kürtlerden umudumu yitirmedim.

Kürtler, Piran, Amed ve Zilan’da katliamlar ve kaçışlar yaşadılar.

Umutlarını yitirdiler mi?

Kürtler Mahabad’da vahşet yaşadılar.

Umutlarını yitirdiler mi?

Enfal ve Halepçe’de insanlık dışı soykırım yaşadılar.

Umutlarını yitirdiler mi?

Kobane ve Efrin’de terör yaşadılar.

Umutlarını yitirdiler mi?

Şengal’de çok büyük acılar çektiler.

Umutlarını yitirdiler mi?

Hayır.

Umudun yaşam motoru, varlığımızın itici gücü olduğunu bilirler.

Umut aynı zamanda kişinin kendi güçlü yanlarına güven duyması ve her şeye rağmen kırılmaması anlamına gelir.

11 yaşındaki Yasmin, 10 ay boyunca IŞİD’in elinde kaldı ve defalarca tecavüze uğradı, satıldı ve yaşlı adamlar tarafından işkence gördü, ailesi öldürüldü. Onu muayene ederken ne yapmak istediğini sorduğumda sandalyeme işaret etti “Bir gün oraya oturup, senin gibi doktor olmak ve insanlara yardım etmek istiyorum“ dedi. Yasmin yaşadığı dehşet verici tecrübeye rağmen hala umutluysa, neden benim, neden hepimizin umudumu olmasın ki?
 (GazeteDuvar/ Jinda Zekioğlu)

Üye Ol



Üye Girişi