Jeoloji Mühendislerine göre: Yeni 17 Ağustos felaketleri kapıda

 

Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Marmara Depremi’nin 21’inci yıldönümünde yayınladığı açıklamada imar ve yapı üretiminin, denetiminin unutulduğuna dikkat çekti.

17.08.2020
Yazı Boyutu:  
Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Alim Murathan imzası ile yayınlanan açıklamada, “Afetlere dayanıklı ve sağlıklı yerleşimler unutuldu. Fay Yasaları unutuldu. Ulusal Afet Risk Yönetim Sistemi’nin adı var kendi yok. Deprem gerçeği unutuldu. Depremini değil, felaketini bekleyen bir ülkeyiz” ifadeleri dikkat çekti. Açıklamada yeni 17 Ağustos felaketlerinin kapıda olduğu vurgulandı.

Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Marmara Depremi’nin 21’inci yıldönümünde yayınladığı açıklamada imar ve yapı üretiminin, denetiminin unutulduğuna dikkat çekti.

Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Alim Murathan yaptığı açıklamada 17 Ağustos Depreminden 167 hafta (1171 gün) önce 3 Haziran 1996’da İstanbul’da toplanan  Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı (Habitat II)”nda Türkiye'nin de imzaladığı, insan yerleşimlerini gelecekteki afetlere karşı korumaya yönelik onlarca karar alındığını hatırlattı.

2004 yılında ilk kez toplanan ve kamuoyuna büyük umutlarla sunulan Deprem Şura’sında yüzlerce katılımcı; 3 gün süren tartışmalarda afet yönetimini etkin kılmaya ve yeniden yapılandırmaya yönelik onlarca karar alındığını raporlar hazırlandığını kaydeden Oda Başkanı Murathan, yine günümüze kadar afetlere dayanıklı ve güvenli yerleşimler oluşturulmasına yönelik onlarca politika ve tedbir oluşturulmasın karşın, bugün 17 Ağustos 7 bin 672 gün geçtiği, ve yeni depremlerin eklendiği, yüzü aşkın insanın hayatını kaybettiği,  25. bin konut  veya iş yerinin hasar gördüğü, 7 milyar lirayı aşkın maddi kayıp meydana geldiği  halde ülke insanının hala, “risk havuzuna” dönüşmüş yaşam alanlarında yaşamaya mahkum edildiği, toplumda afet güvenliği farkındalığı konusunda bir adım bile ileriye gidilmediğini  belirtti.

17 Ağustos depreminde görevde olan 57 nci Hükümetten sonra göreve gelen 9 Hükümetinde  deprem gerçeğini unuttuğunu ve unutturduğu kaydeden  Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Alim Murathan "Hele ki siyasi iktidarların “İmar Barışı”, “Fay Zonları, Dere Yatakları ile Heyelanlı Alanları Yapılaşmaya Açan Uygulamaları” ve  “Kanal İstanbul” adı altında deprem güvenliğini hiçe sayan uygulamalar ile afet bilincinin son kırıntıları da toplumsal bellekten silinmiş oldu." dedi.

2023`ÜN EŞİĞİNDE DEPREMLER VE AFET GÜVENLİĞİMİZ

Cumhuriyetin 100 üncü yılı olan 2023’ün, aynı zamanda “afet güvenliği”  konusunda da önemli sıçramaları gerçekleştirdiğimiz bir “eşik” olmasına tanıklık etmek istediklerini dile getiren Murathan,şöyle devam etti:

" Bunu başarabilmek için, bulunduğumuz coğrafyanın jeolojik yapısı itibariyle karşı karşıya kaldığımız doğa ve insan kaynaklı afet risklerine karşı “afet güvenliğini önceleyen bir ekonomiyi, tedbirleri kararlılıkla uygulayan bir siyaseti ve afet farkındalığı yüksek bir toplumu” yaratmak ve bu yolda ilerlemek zorundayız.

Oysa ülkemizde afet yönetiminin son 20 yılı, İdare-i Maslahat etmekten başka bir anlam ifade etmeyen faaliyetlere sahne olmuştur. Bu dönemdeki siyasi iktidarlar afet yönetim sisteminde risk azaltma odaklı kalıcı dönüşümler ve çözümler geliştirmek yerine mevcut mevzuatın revizyonu ve tadilatı ile yetinmiş; kendini tekrar eden ama sonucu değiştirmeyen faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Son günlerde basına yansıyan   “AK Parti`den Türkiye`de olası depremlere hazırlık için TBMM’den araştırma istemi” başlıklı haberlerden, yeni bir kendini tekrarla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. 12/01/2010 tarihinde TBMM’nin 46. Birleşiminde benimsenen 953 sayılı TBMM Kararı ile “Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla” Meclis Araştırması Komisyonu kurulmuş, yaklaşık 6 aylık çalışma sonucunda onlarca öneriyi içeren bir rapor hazırlanmıştır. Bu raporun önerileri hayata geçirilmemişken bir kez daha bağlayıcılığı olmayan bir Meclis Araştırma Komisyonunun kurulmasının, sürece nasıl bir katkı sağlayacağı anlaşılamamaktadır.

Bilinmelidir ki, her yıl olduğu gibi 17 Ağustos Depreminin 21 nci yılında da, siyasi iktidarın ve ilgili bürokrasinin hamasetle şişireceği açıklamalarıyla; birbirini tekrar eden ve sonucu değiştirmeyecek adımlar atılması ile afet risklerini azaltma yolunda yürüyemeyiz.

Öte yandan iklim değişikliği, tüm dünyada olduğu gibi Ülkemizde de afetlerin gerek şiddetini, gerekse meydana geliş sıklıklarını ve yıkıcı gücünü artırıyor. Afet güvenliğimiz için zamanın iyiden iyiye daraldığı, önlemleri hayata geçirmekte sıkıştığımız hatta geciktiğimiz bir eşikteyiz. Sadece 2020 yılında meydana gelen ve onlarca yurttaşımızın ölümüne yol açan 24 Ocak Elazığ-Sivrice, 23 Şubat Van-İran Hoy,14.06.2020 Bingöl-Karlıova, Manisa-Saruhanlı ve Akhisar depremleri ve 04 Ağustos Malatya-Pötürge depremleri, deprem gerçekliğimizi ve bu gerçekliğin yaratabileceği yıkım ve kayıpları anlamamız için yeterlidir."

AFET GÜVENLİĞİ İLE İLGİLİ ÖNLEMLER

Murathan, Jeoloji Mühendisleri Odası olarak  "Afet Güvenliği" ile ilgili önerilerini ise şöyle sıraladı:


"Afet; olayın kendisi değil sonucudur; deprem, heyelan, çığ düşmesi, taşkın vb. tehlikeler ile içerisinde yaşadığımız ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel ilişkilerin ve kırılganlıkların bir fonksiyonudur. Bu nedenle afet etkilerine karşı kırılganlıklarımızı azaltmayı hedefleyen, sadece teknik açıdan değil siyasal, ekonomik ve sosyal boyutları güçlendirilmiş politikalar ve planlar hayata geçirilmelidir.

Bu bağlamda;

1-Üzerinden 16 yıl geçmiş olan Deprem Şurası’nın ikincisi, güncel bilimsel ve teknik gelişmeler ve ihtiyaçlar ışığında, her görüşten ve kesimden insanın katılımı ile ivedilikle toplanmalı; doğa ve insan kaynaklı afetlerin olumsuz etkilerine karşı,  afet risk azatlımı ve yönetimi sisteminin inşası için gerekli eylemleri, iş programı ve zaman cetvelini de içeren stratejik plan oluşturulmalıdır. Bu planın izleme ve değerlendirmesi ilgili kamu kurumlarının yanı sıra meslek odalarının da yer aldığı bir grup tarafından gerçekleştirilmeli ve kamuoyuna belirli periyotlar da açıklamalar yapılmalıdır.

2-Ülkemizdeki afet risk azatlımı ve yönetimi sisteminin kurulması ve işletilmesi için gerekli çalışmalar katılımcı ve çevreye duyarlılık temelinde sürdürülmelidir. Tüm yönetim düzeylerinde afet riskinin azaltılması anlayışı ve yönetimi yaygınlaştırılmalı; afet risklerine karşı toplumun her kesiminde bilinç düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmelidir.

3-Ülkelerin afet yönetim sistemlerinde, süreci en çok etkileyen unsur siyasi iktidarların tavrı ve kararlarıdır.  Bu konulardaki siyasi kararsızlıklar, afet güvenliği kültürüne kayıtsızlık ve süreçte geriye gidiş anlamına gelecek; afetlerin önlenebilir bir durum olduğuna dair algının topluma yerleşmesinin önünde engel olacaktır. Bu nedenle biryandan “İmar Barışı”, “Fay Zonları, Dere Yatakları ile Heyelanları Alanları Yapılaşmaya Açan Uygulamalar” ve  “Kanal İstanbul” gibi süreci bölen ve aksatan politikalardan vazgeçilmeli, bir yandan da afet risk azatlımı ve yönetimi sisteminin gerektirdiği yapısal düzenlemeler bir devlet politikası kararlılığında hayata geçirilmeli; sürekli ve sistematik olmalı ve toplumsal farkındalığı artırmalıdır.

4-Kendisi bir yardım yasası olarak, afetlere müdahale hizmetlerini yönetmek amacıyla yaklaşık 64 yıl önce,  o günün kentleşme, idari yapılanma, teknoloji ve yaşam koşullarına göre hazırlanmış olan 7269 sayılı  “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun”un günümüz koşullarındaki afet yönetim sisteminin ihtiyaçlarına yanıt vermesi mümkün değildir. Bu yasanın tadilatı yerine risk azaltma odaklı bütünleşik bir afet yönetiminin ana hatlarını içerecek şekilde düzenlenecek bir çatı yasa altında afet mevzuatı yeniden yapılandırılmalı; diğer ülkelerde de örneğine rastlanan, deprem özelindeki çalışmalara referans olacak bir “FAY YASASI” kazandırılmalı; planlama ve yapılaşma açısından “Diri Fay Haritası Kullanımına” ve “Yüzey Faylanması Tehlikesinin Değerlendirilmesine” ilişkin alt mevzuatı oluşturulmalıdır.

5-Afet mevzuatı yeniden yapılandırılırken İmar ve Yapı Üretim ve Denetim Kanunu” yeniden yapılandırılmalı; bu süreçte imar, yapı üretim ve denetim ile afet mevzuatı arasındaki kopukluk giderilerek her iki mevzuat risk azaltma odaklı afet yönetim sistemi içerisinde birbirine entegre olarak çalışır hale getirilmelidir.

6-Mevcut afet yönetim yapısı içinde,  afet yönetiminin her aşamasındaki (risk ve zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme) görev, yetki ve sorumluluklar arasında akılcı dengeler, rol ve görev dağılımları oluşturulamamış; etkili ve verimli bir yönetim yapısı geliştirilememiştir. Bu nedenle risk azaltma odaklı afet yönetim sisteminin kurumsal yapılanması yeniden düzenlenmeli; halen bir bakanlığa bağlı başkanlık konumunda faaliyetlerini sürdüren Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığının “eşgüdüm merkezi” olması, Deprem Araştırma Daire Başkanlığının tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi MTA genel Müdürlüğüne bağlanması sağlanmalıdır.

7-Deprem, taşkın, çığ düşmesi, heyelan vb. her afet durumunda ortaya çıkan tablo aynıdır; afeti yaratan koşulların bir parçası olan “kalitesiz yapı stoğu” olduğu gerçeğidir. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’a dayalı kentsel dönüşüm projeleri, ülkenin 18 kenti, 80’ni aşkın ilçesi, 502’i aşkın köyünün doğrudan fay hattı ve zonları üstüne oturduğu gerçeğinden hareketle ülkenin afet/deprem öncelikleri dikkate alınarak hayata geçirilmesi sağlanmalı; ekonomik teşvikler dahil yapı stokunun afetlere karşı dayanıklılığını sağlamak üzere güçlendirilmesi ve yenilenmesi için tedbirler geliştirilmeli ve afetlere dayanıklı yapı stoğu oluşturulmalıdır.

8-Ülkemizde sadece deprem için değil heyelan, çığ düşmesi, su baskını vb. olaylara yönelik tehlike ve risk haritası üretimi hızlandırılmalı; bu haritaların üretimi konusunda ilgili kurumlar ve üniversiteler teşvik edilmeli, ülke insanının kullanımına ücretsiz sunulmalıdır.

9-Ülkemizde sayıları 500’ün üzerinde olduğu tahmin edilen ve deprem üreten fay hatları ve zonlarına ilişkin özel jeolojik araştırmalar ve projeler teşvik edilmeli, bu konuda yetişmiş insan kaynağı geliştirilmesi çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

10-Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yaptığı yanlış düzenleme ve uygulamalar sonucunda; vatandaştan ücretini peşin alan ancak karşılığında başta zemin ve temel etütleri olmak üzere “etüt ve projelerin” izleme, kontrol ve denetim faaliyetini yerine getirmeyen “yapı denetim sistemi” uygulamalarından vaz geçilmeli, etüt ve projelerin hazırlanması ile yapı üretim süreçlerinin tamamının fenni mesul yapı denetim firmaları tarafından yapıldığı bir sistem kurulmalıdır.

11-Belediyeler tarafından gelir kaynağı haline dönüştürülen yapı ruhsat harçları, amacına uygun olarak sağlıklı ve afet/depremlere karşı dirençli yapıların yapılmasını sağlayacak, etüt ve projelerin yerinde denetimini etkin şekilde yerine getirecek personel ve kurumsal altyapının geliştirilmesi amacıyla kullanılmalıdır.

12-Beton lobisinin topluma dayattığı sağlıksız ve güvensiz bir çevrede yaşam sistemine karşı, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşam hakkı ve barınma sorunu; temel bir insan hakkı olduğu gerçeği çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır." (KAZETE)



Üye Ol



Üye Girişi